Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

128 milyar dolar konusu epey popüler oldu. Aslında rezervlerdeki erime 127 milyar dolarken de 27 milyar dolarken de önemliydi. Şimdi böyle oldu.

Sebebi açık: Muhalefet partileri, önceki yıllarda ekonomide başarılı olan iktidarı eleştirmekte zorlanıyorlardı. Ekonomide işler zora girince ekonomi temelli bir kampanya uzun süredir görülmeyen etkiyi yarattı.

Demokratik ülkelerde hesap sorulması, hesap verebilirlik önemli kavramlardır. Sağlıklıdır. Bu bakımdan sorulması ve cevaplanmasında elbette bir sakınca yok. Ben de konunun kapanması yönünde görüş beyan edecek değilim.

Ancak iki noktada itirazım var.

İlki; rezervlerden daha önemli olan şuydu: Türkiye’nin finansal sistemi tadil ediliyordu. Sermaye akımları de-facto olarak regüle ediliyor ve dövizin & faizin fiyatı aynı anda belirlenmeye çalışılıyordu. Üstelik de ne yapıldığı tam tarif edilmeden.

Bunu o zamanlar sormuş, yazmış ve konuşmuştuk sıklıkla (2019 ve 2020’den bahsediyorum).

Neden bu yolu tercih etmiştik o zaman?

2018 güzünde ABD Başkanı, kur krizi yaşayan ülkemize tweetler atarak saldırmıştı. Böylece krizi derinleştirmeye çalışmış ve kendi ifadesi ile ‘ekonominizi mahvederim’ demişti.

Sermaye akımlarının ve yabancı paranın bir tehdit unsuru olduğunu gören ekonomi yönetimi de sermaye akımları ve finansal güvenlik arasında bir trade off / ödünleşme görmüş, piyasa mekanizmasını kırmıştı.

Daha sonra bu mekanizmanın kırılmasından korkan yerli ve yabancı para sahipleri TL’yi satarak alternatif kanallara yönelmişti. Yani serbest piyasa mekanizmasını sınırlandırma kararı başlı başına yabancılarda sermaye çıkışını körüklemiş, yerlilerde ise TL’den kaçış eğilimi başlatmıştı.

Politika tercihi sonrasında içeriye giren döviz miktarı azalırken, talep edilen döviz miktarı artıyordu. Döviz rezervlerinin ilk erimesi böyle başladı.

Ardından Kovid19 geldi çattı. Buna önlem olarak kamu maliyesinde genişleme değil kredi mekanizmasına yüklenmek yolu seçildi. Böylece işletmeler ucuza fonlanacaktı. Gel gelelim, para tabanı yüzde 80’e yakın büyüyüp krediler birkaç ayda 1 trilyon TL! artınca bu kez paralar dövize ve altına kaçmaya başladı.

Bu tercihler de bizim rezervler ile fonlandı.

Hülasa, 2018’de düşük faiz uygulamaya çalışınca dövizin fiyatı arttı. ABD, sistemimize karşı saldırı düzenledi. Bunlara cevaben yapılan politika tercihleri ve ardından diğer politika tercihleri döviz girişini azaltırken döviz talebini artırdı. Yatırımları değer yitiren yabancıların talep ettikleri dövizleri ve yerli yatırımcıların döviz taleplerini rezervlerden fonlamayı tercih ettik böylece. Rezervler bu yüzden olması gerekenden kabaca 130 milyar dolar daha azdır bugün.

Fakat buradaki asıl hikaye finansal ve ekonomik sistemin o dönem gittiği yöndür. Rezervler bunu sağlamak için atılan kurşunlardan sadece biridir. Bugünkü yüksek enflasyon ve düşük büyüme ortamının kökleri o günlerden geliyor. Asıl hikaye buydu. O gün ıskaladık. Hala ıskalanıyor bence.

İkincisi, yetkili ağızlar tarafından politik olarak bu işe dur demek için verilen yanıtlar bana göre pek yardımcı olmuyor. Çok fazla kişiden çok fazla açıklama gelmesinin politik faydası iktidar tarafından değerlendirilsin. Benim derdim ekonomik ve finansal sonuçlarıdır.

Örneğin satışların TCMB tarafından yapıldığı söyleniyor. Ancak 2019 Ekim Enflasyon Raporu toplantısında dönemin MB Başkanı öyle söylemiyor. Bu satışların kamu bankalarının iki yönlü işlemleri olduğunu söylüyor. Kendilerinin satışta olduğunu kabul etmiyor.

#link#http://www.indyturk.com/node/26576/ekonomi%CC%87/merkez-bankas%C4%B1-ba%C5%9Fkan%C4%B1-murat-%C3%A7etinkayay%C4%B1- zorlayan-sorular##normallink#

Yine bugün, o dönemde yüksek volatilite vardı; bu sebeple kamu devreye girdi deniyor. Ancak dönemin MB Başkanı Temmuz 2020 aynı isimli toplantıda bunu yine kabul etmiyor. Hareketi sağlıklı olarak değerlendiriyor.

Örnekleri uzatabilirim.

İtirazım şuna: Açıklamalar yardımcı olmuyor. Rezervlerin ne sebeple azaldığı ve nereden nereye geldiği belli. Tartışmaya açık değil. Bundan sonra rezerv biriktirme politikasına bağlılığımızı vurgulayıp buna uygulamaya çalışmak gerekiyor.

Rezervler düşerken sistemin ‘error’ vermemesini engelleyen şey vatandaşın bankacılık sistemine olan güveniydi. Bu, bizim Arjantin olmamızı engelledi. Bu bakımdan, daha fazla teknik olmayan açıklamalar ile vatandaşın aklını karıştırmak fayda değil aksine zarar getirecek.

Tartışmalara ket vurmayalım elbette. En başta da bunu belirttim. Ancak doğru sayıda sorumlu kişi, teknik ve doğru açıklamalarını paylaşsın. İş, hepimizin altında kalacağı bir yere gitmesin.

Rezervlerin satışında bir yolsuzluk, bir grubu kayırma vs elbette yok. Mümkün de değil. Rezervler, yapılan politika tercihleri doğrultusunda satıldı. Bir an önce nasıl yerine konacak şartları yaratacağız, acilen bunu da konuşalım.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00