Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Küresel krizden bu yana ekonomik hastalıklar için bilinen tek tedavi var: Bol para.

Lehman battı, para ver. Yunanistan battı, para ver. Enflasyon artmıyor, para ver. Virüs var, öyleyse hemen para ver.

Bu paraların bir bölümü sistemde kalırken bir bölümü krediye dönüşüyor. Fakat reel sektöre akan kısmı epeyce küçük kalıyor.

Bundan sebep son krizde paranın reel sektöre gidebilmesi için elden gelen her şey yapıldı dünyada.

Bu, para tabanı ve para arzı arasındaki farktır aynı zamanda. Biri kabaca bankalarda yaşarken, diğeri kurumlara ve vatandaşlara dokunduğunu gösterir otoritelerin.

Çok karmaşık gibi görünse de basittir. İnsanlara para dağıtırsanız, KOBİ’lere hibe verirseniz, şirket kurtarılması için sermaye yaratırsanız ekonomi hızla canlanır. Çünkü bu aynı zamanda para yaratmaktır.

Faizleri indirip merkez bankasının bilançosunu şişirirseniz para bankacılık sektöründe kalır. Ancak rüzgarı ile varlık fiyatları uçar.

Vatandaşın cebine para koyarsanız ve enflasyon kısa sürede o parayı eritecek kadar yükselmezse kısa süreli bir refah etkisi yaşanır. Parayı bankaların cebine koyarsanız bundan düşük faizler ve yüksek varlık fiyatları sebebiyle varlıklı olanlar yararlanır.

Başka?

Büyük işletmeler yararlanır.

Sonra başa dönersiniz. Çünkü krizden çıkarken yanınıza KOBİ ve vatandaşı almalısınız. Zengini ve kartelleri değil.

Ancak Batı merkezli çözümlerin son yıllarda üretebildiği tek akıl bu oldu.

Son krizde de mali destekler ve parasal teşvikler öyle boyutlara vardı ki artık piyasa kağıt paraya çöp muamelesi yapmaya başladı. Öyle ya faizi sıfır. İstendiği an bulunabiliyor. Avrupa’da kredi verene üstüne para verdiler! Bir ara 17 trilyon dolarlık tahvilin getirisi eksiydi.

Yani bana paranı ver, iki sene sonra birazını güveler yemiş şekli ile sana geri vereceğiz.

-Kabul mü?

-Kabul!

Kağıt paranın önemi yitince fiziki varlıkların önemi arttı. Bu varlıklardan biri de konut.

Dünyada konut fiyatları uçtu.

Lider kim dersiniz?

Millilerimiz tabii ki. Sizler, bizler.

Şimdi pek çok ülke birden fazla konuta sahip olanların fiyatları şişirmelerini önlemek için belli sayıdan sonraki evlere ciddi vergiler getiriyor.

Bu kimseleri de suçlamak mantıklı değil tabii. ‘Siz parayı pul yaptınız biz de gidip ev aldık. Kime ne?’ diyorlar.

Haksız değiller.

Yine de konut sosyal bir mesele. Hepsinin değerini katlayalım da bu işten herkesi zengin edip çıkalım diyemezsiniz. Bu sefer orta direk ve düşük gelirli kesimler isyan ederler.

Ülkemizde de yapay düşük faiz oranları belli sonuçlar veriyor.

İnceleyelim.

TÜİK’in doğruluğundan tam emin olamadığım kira artış hızı ile konut artış hızı arasındaki uyumsuzluğa bakın. Kiralara bir 10 puan eklesek bile evlerin kendilerini amorti etme hızları uçuyor. Bir yandan da ev sahipliği oranı düşüyor.

Ne demek bu?

Birileri konutu yatırım aracı olarak görüyor. İnsanların başını sokacakları konut işlevi yerine çok sayıda konuta sahip olan vatandaş sayısı artıyor. Kiralar çok yükselmiş olsa da (sahibinden.com vs gibi sitelerin verisi bunu söylüyor) konut fiyatları daha hızlı artıyor. Çünkü getirisine bakılmaksızın alımlar hızlanmış.

Bizim gibi kaynakların kıt olduğu bir ülkede konutun bu kadar tercih edilmesi kaynak israfından başka bir şey değil ekonomi için. Üstelik sürdürülemez. Sosyal dengeyi sarsan yanı ise yadsınamaz.

Bunun konut üretenlere de faydası yok. Onların da maliyetleri korkunç seviyelerde keza.

Sonuç olarak, kısa vadeci politikaların etkisi uzun dönemli bozulmalar oluyor. Bu lafım pandemi desteklerine değil. Ancak onların ultra ucuz krediler şeklinde verilmelerine ve gelip yıllardır yapılan kısa vadeci destekler ile birleşerek sorun yumağı olmalarına.

Türkiye’nin ulusal bir konut politikası üretmesi elzem bana göre.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00