Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Türkiye ekonomisi vadelerine göre değişen gerekçeler ile bugün artık belli bir noktaya oturdu.

Geldiğimiz noktada kısa vadeli çokça adım denendi, sonuçları yarın üzecek günlük adımlar atıldı. Değişim niyeti beyan edildi.

Gel gelelim değişim ihtiyacı öyle ki artık kendini dayatmaya başladı.

Büyümemiz örneğin ciddi şekilde geriledi.

Son 10 yıllık büyüme ortalaması yaklaşık yüzde 5

Son 5 yılın büyüme ortalaması yaklaşık yüzde 3

Son 3 yılın büyüme ortalaması ise yüzde 2’nin altında!

Peki büyüme geriliyor da örneğin enflasyonda durum ne? O grafik daha fena.

Enflasyon tek hanelerden önce çift hanelere, sonra da artık çift hanenin ikinci yarısına taşındı.

İşsizlik malumunuz.

Bugün, Türkiye’nin kendini kıyaslayabileceği topluluk olan Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) üyelerinin ortalama işsizlik oranları yüzde 6,6. Bizde bu oran 2 katından fazla. Sosyal boyuta indiğinizde ise durum daha fena.

Yani çalışan kadınların oranı ya da gençlerin durumu olarak bakarsanız denge iyice sarsılıyor.

OECD ülkelerinde ne çalışan ne eğitimde olan gençlerin oranı yüzde 12. Türkiye yüzde 31 ile lider. İstenmeyecek bir liderlik bu.

Bu bozulma pandemi ile başlamadı. Ancak başlayan bozulmayı acaba tamir edebilir miyiz derken salgın hastalık adeta son çiviyi çaktı.

Son yıllarda bu bozulmayı tamir etmek için en büyük silah kredi mekanizması oldu. Fakat kredilerin olması gerekenden ucuz ve bol olması birkaç sonuç üretti. Sonra o sonuçların da başka sonuçları oldu.

Kısaca, hem bu kredi mekanizması neye dayanıyor hem de sonuçları ve sonuçlarının sonuçlarını tartışacağım.

Ucuz krediler tasarruf sahiplerinin haklarından kalan sektörlere transfer demek. Kısa bir süreliğine olunca çarkların dönmesi bu şekilde sağlanabilir. Ancak uzun vadede sık tekrarlanması ve enflasyondan düşük getiriler yaratılması devamlı olarak yeniden bölüşüm tercihlerinin bir yöne akmasına sebebiyet veriyor.

Sonunda çok katma değerli bir toplam çıktı yoksa aslında kötü sonuçları kıymetli para ile fonlamış oluyoruz. Çünkü sermaye sınırlı aslında.

Yine bu yöntem sık kullanıldığında enflasyon ve toplum katmanları arasında eşitsizlik gibi sonuçları oluyor. Onun bir ifadesi de TL’nin değer kayıpları.

Reel kurun dipte olması bu yüzden.

Yoğun kredilendirme ve para tabanının genişlemesi sonrası kur doğal olarak kendini ayarlamak istiyor. Bu kez de bilançoların pasif tarafı batacağı ve enflasyon olacağı için rezerv satıyoruz. Burada da imkanların sonuna gelindi elbette.

Bütçe zaten pandeminin etkisi ile hem istediği kadar gelir üretemedi hem de elden geldiğince mali destek vererek ekonomiyi ayakta tutmaya çalıştı. Az bile yapıldı. Şikayetim yok. Ancak bütçenin seyrine bakınca, tek seferlik gelirler dışarıda kaldığında zor bir tablo var.

Toparlamak gerekirse, bu zamana kadar yapılan pansumanların sonunda şimdi yüksek bütçe açığı / yapısal cari açık / yüksek enflasyon / düşük büyüme / yüksek işsizlik / artan eşitsizlik / finansal darboğazlar gibi bir yapıya kavuştuk.

Çok iyi haber bence. Çünkü artık minik ayarlamalar ile günü kurtarmak mümkün değil.

Rubicon’u aştık.

Köklü, gerçek değişimler yapmanın zamanı geldi çattı...

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00