Dünya 5G’yi tartışıyor, Türkiye de tartışıyor. Fakat ülkemizde telekomünikasyon sektörü için henüz doğru bir model bulunmuş değil. Sektörde ciddi bir regülasyon sorunu var. Geçmiş dönemde atılan yanlış adımları bu köşede eleştiren birisi olarak Ulaştırma Bakanlığı’ndan bu dönemde daha sağlıklı gelişmeler bekliyoruz.

Mesela fiber altyapıda 3 GSM operatörünü zorla ve makul olmayan bir zeminde toplama girişimi ne işe yaradı? Bakan nezaretinde yapılan anlaşmanın sadece zaman kaybına sebep olduğu ortada.

Benim kaynaklarımdan toparladığım bilgilere göre 5G öncesinde kamu, gerekli adımları atıp fiber altyapıyı tek şirket çatısı altında toplayacak. Ama bu adım büyük ihtimalle 3 şirkettin ortaklığı şeklinde olmayacak. Turkcell, Türk Telekom ve Vodafone hizmet verecek başka bir şirket olacak. Paralelinde ise fiber döşenirken ortaya çıkan veya çıkarılan engellerin rahatça aşılacağı bir yasal düzenleme yapılacak. Tıpkı rüzgâr santrallerine sağlanan kolaylıklarda olduğu gibi kamulaştırma dâhil her türlü imkana fırsat veren bir düzenleme olabilir. Ayrıca baz istasyonlarının yer aldığı kuleler ve bulundukları alanlar için de benzer şekilde tek bir şirket oluşturulacak. Daha önce yazdığım ve bu defa biraz daha detaylandırdığım üzere kuleleri işleten şirkette de büyük ihtimalle 3 GSM operatörünün hissesi olmayacak.

Turkcell Genel Müdürü Murat Erkan’ın,“Türkiye’de fiber 300 bin km. 1 milyon km’ye daha ihtiyaç var. Üç operatör ayrı yatırım yaparsa 16 milyar dolar gerekecek. Ortak yapılırsa 4 milyar dolar yeterli” açıklamasını okuyunca, kamunun ortak altyapı yerine tek şirkete odaklandığını, GSM operatörlerindeki fiber altyapının da bu şirkete devredilmesi için model geliştirmek için çalışmalar içinde olduğunu hatırlatma ihtiyacı duydum. Dolayısıyla GSM operatörü yetkililerinin de söylemlerini yenilemeleri gerekiyor.

Öte yandan GSM operatörleri her şeye kendi açılarından bakmayı seviyorlar. Ancak sektöre ülke menfaatleri açısından bakacak, GSM operatörlerine çeki, düzen verecek, yerli ve milli teknolojilere destek olacak bir zihniyet devrimine ihtiyaç var. Böyle bir gelişme olmaz ise yabancı altyapı şirketlerine; Huawei, Ericsson, Nokia, Samsung ve diğerlerine milyar dolarları ödemeye devam ederiz.

Turkcell, Türk Telekom ve Vodafone’un son 5 yılda altyapı yatırımı için harcadıkları para 25 milyar TL’ye yakın. Bu paralar bu milletten toparlayıp, yabancıların cebine koyarken biraz düşünmek gerekmez mi? Yukarıda zikrettiğim yabancı vendorlara bu paranın takriben %85’i şebeke santralleri, baz istasyonları ve teknik donanım için ödendi. İhale kriterlerini 3 GSM operatörüne göre yapıp, bu altyapı şirketlerini unutan kamu otoritesine bir kez daha hatırlatmış olayım.

Almanya ile iyice karışan ilişkiler

Türkiye-Almanya ilişkilerinde siyasi tartışmalar bir numaralı mesele olarak öne çıkıyor. Ankara’da uzun görüşmeler sonrası Manisa’da yatırımı yapacağını açıklayan Volkswagen’in kararını ertelemesinde de iki ülkenin politik yaklaşımlarının rolü var. Bir dönem Türkiye pazarından aldığı %15 payla en önemli yabancı havayolu olan Alman Lufthansa’nın uçuşlarını artırmamasında da benzer problemler ön plana çıkıyor.

Bunların dışında savunma sektörünü ve savunma ürünleri tedarikini etkileyen önemli başka adımlarda söz konusu. Son olarak Almanya ile ilginç ilişki trafiğimize Türkiye’nin en büyük iş dünyası organizasyonu olan TÜSİAD da eklendi. Üstelik tedbirsizlik mi, beceriksizlik mi, artık ne denirse bilemem, ama olmaması gereken bir hadise gerçekleşti.

TÜSİAD'ın İstanbul'da düzenlediği “Çin'i Anlamak, Çin ile İş Yapmak” başlığı altında yapılan konferansa Almanya eski Cumhurbaşkanı Christian Wulff nezaket gösterip katılmış. Fakat TÜSİAD Almanya ile ilişkilerin düzeltilmesine katkı sunması, lobi yapması gerekirken durumu daha kötüleştirecek bir gelişmenin müsebbibi oldu.

Almanya’dan gelen önemli konukları Wulff’a bir çevirmen bulamamışlar. Böyle bir konuğu davet edeceksin, konuşma yapmasını isteyeceksin, fakat çevirmen temin etmeyeceksin. Bunun savunulacak bir yanı var mı?

Konuk cumhurbaşkanı konferansta Almanca konuşmaya başlayınca yanına görevli giderek, Almanca çeviri imkânı olmadığını, İngilizce konuşmasını istemiş. Bu gelişme üzerine de Alman konuk çıktığı kürsüden konuşmasını yapmadan inmek durumunda kalmış. Nereden baksanız tevil edecek bir durum yok.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!