Koronavirüse yakalanan bazı kişilerin tedavisi için solunum cihazı (ventilatör) hayati önem taşıyor. Dünya aniden böyle bir salgına yakalandığı için normal zamanların tedarik zinciri talebi karşılayamıyor. Hızla organize olup bu cihazdan üretmek gerekiyor. Nitekim İngiltere ve ABD’de otomotiv şirketlerine üretme görevi verdi. 

Türkiye’de maske tartışması yaptığımız, ama koronavirüs tehlikesini tam hissetmediğimiz bir ay önce, bazı ülkelerde solunum cihazı konuşuluyordu. Koronavirüs salgınında ders alma, izleme ve yol haritası çıkarmada geç kaldık. Sorunla burun buruna gelmeden hareket etmedik. Şimdi ise koşuşturmaya başladık. Allah’tan hızlı organize oluyoruz, yaratıcılığımız ve fedakarlığımızla açığı kapatabiliyoruz.

Yaklaşık 15 gün önce Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, MKEK’de maske üretme yönündeki girişimlerini açıkladığında, Türkiye’nin gündeminde olmayan ventilatöre yani solunum cihazına odaklanmaları gerektiğini İngiltere örneği üzerinden yazdım.

Bir hafta sonra ise Sanayi ve Teknoloji Bakan Yardımcısı Mehmet Fatih Kacır’ın Türkiye Teknoloji Takımı Mütevelli Heyeti Başkanı ve Baykar Savunma Teknik Müdürü Selçuk Bayraktar’ı da harekete geçirerek solunum cihazı meselesini çözecek gelişmelere kampanyalarla destek olmaya başladıkları haberleri gelmeye başladı.

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın desteğiyle 2012’den bu yana solunum cihazı gibi tıbbı ürünleri geliştirmek için çalışan Biosys Biyomedikal’in yerli olarak geliştirdiği yoğun bakım solunum cihazı Sağlık Bakanlığı’nda test edildiği için seri üretimine katkı sunulmasıyla da Türkiye’nin bu meselesi önemli oranda halledilmiş sayılabilir. Ama yine de temkinli olalım ve 15 Nisan’da ilk seri üretim ortaya çıkınca halledildi diyelim.

Fatih Kacır, Selçuk Bayraktar ve Baykar Genel Müdürü Haluk Bayraktar, Türkiye Teknoloji Takımı’nın da çekirdek kadrosunu oluşturuyor. Yani tam onlara göre bir iş önlerine gelmiş ve bir yerli teknoloji şirketinin geliştirdiği ürün sorunlarla boğuşmadan hizmete girmesi için destek olmuşlar, önünü açmışlar. Biosys Biyomedikal’i ve sahiplerini daha önce tanımadan, geliştirilen yerli ürüne inanarak ve Türkiye’nin ihtiyacını görerek bu adımı atmışlar.

Açık olarak ifade edeyim Biosys Biyomedikal’in yerli insan kaynağı ve beyin gücümüzle geliştirdiği solunum cihazı normal zamanda Türkiye’de kendine yer bulmakta, hastanelerimize girmekte zorlanırdı. Hatta Beştepe’de Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda kurulup test edilseydi dahi bürokrasiyi aşamaz, yabancı ürünler karşısında yenilirdi. Bir inşaatçı tüccar çıkar; “Ne gerek var geliştirmeye, tesis kurmaya, üretmeye falan, ülkede zaman kaybetmeden, riske girmeden hazır alalım. Şu kadar da ticaretimiz olur.” der ve konu kapanırdı. 

Yerli baz istasyonu ULAK, Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda kurulu ve çalışıyor. Ama en yerli şirketimiz, yönetimi hükümet tarafından atanan Türk Telekom sipariş veriyor mu? Vermiyor. Top çeviriyor. Ulaştırma Bakanlığı ULAK’ı destekliyor mu? Hayır. Üstelik ULAK’ın tek önemli destekçisi Turkcell’in 3 bin adetlik siparişinin de bakanlığın hoşuna gittiğini sanmıyorum. Vodafone bile yerli ULAK konusunda yarı resmi Türk Telekom’dan daha önde...

Yerli solunum cihazı, yerli teknoloji modelleri için de önemli. Yerli teknolojinin önü kifayetsiz, muhteris siyasi, tüccar, bürokrat ve ithalat lobisi tarafından kesildiğine dair bolca örnek var. Solunum cihazının da ilk geliştirilen modeli bu sebeple eleştirilebilir. Yabancı markaların birkaç nesil geçirip bazı üstün özellikler kazanan muadilleriyle kıyaslanıp önü kesilmek istenebilir. Dikkatli olmak lazım. ULAK’da benzer oyun yerli şirketler kanalıyla sergileniyor.

Yerli ürün demek, ithal, az riskli, bol kazançlı ürünün önünün kesilmesi demek. İş dünyası, siyasiler, devlet adamları ve bürokrasideki ithalat lobisi bunu ister mi? Düşünsenize yerli solunum cihazı yaklaşık 6 bin Dolara mal olurken, ithali 20 bin Dolar. Aradaki farkla ne lobiler kurulur, ne oyunlar oynanır, buyurun tahayyül edin.

İsrail’in teknolojideki durumu malum, solunum cihazı yapabilirler. Ama acil gerekli olduğu için Almanya’dan talep etmişler, Merkel’den onay çıkmamış. Çünkü herkese lazım.

Netice itibariyle yerli solunum cihazının Türkiye’de üretilme işi önemli bir adım, geliştirilmesi değil. Nice geliştirilmiş yerli teknoloji ürünlerinin hayata geçirilmediğini biliyorum. Bu sebeple abartmadan, sessizce üretelim, bir model ortaya koyalım. Kendi insanımızın ve ihtiyaç duyan insanların da hizmetine sunalım.

 

***

65 yaş üstü

 

İçişleri Bakanlığı dünyanın sayılı büyük metropollerinden birisi olan İstanbul’daki ihtiyaç sahibi yaşlılar için güzel bir adım attı. Gelişmelerin kısmen arka planını bildiğim için Bakan Süleyman Soylu’nun böyle bir proje üzerinde çalışıp, harekete geçirmesi, yardımları organize etmesi bu dönem adına tarihe geçecek unutulmaz bir hizmet olacaktır. Çünkü bazen ihtiyaç sahiplerini, darda olanları düşünmek, kafa yormak, parayla yapılamayacak güzel işlere kapı aralayabiliyor. Bakan Soylu’nun girişimiyle İstanbul Valisi Ali Yerlikaya’nın koordinasyonunu yaptığı bu kampanya da öyle bir şey.

İstanbul’da Koronavirüs sebebiyle yaşlıların evde kalması meselesi kolay bir iş değil. İyi bir organizasyonla ciddi takibi gerekiyor. İmkanı ve yakınları olanlar sıkıntı yaşarken, olmayanlar ise daha fazla ilgiye muhtaç. İçişleri Bakanlığı organizasyonuyla Vefa Sosyal Destek Hattı’ndan destek isteyenlerin yardımlarına anında koşulacak. Bakanlığın hayırlı dokunuş projesi kapsamında İstanbul’un 39 ilçesindeki Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarına Hz. Hatice Vakfı Başkanı Alpay Tarhan’da 39 adet Honda motosiklet bağışlamış.

 

65 yaş ve üstündeki 50 bin kişiye düzenli olarak 6 hafta boyunca 150 TL değerinde gıda kolisi ulaştırılmasında, dağıtımında, ürün tedarikinde hayırseverler bulunuyor. Devlet-hayırsever işbirliği iyi bir organizasyon ve denetimle İstanbul’dan tüm Türkiye’ye İçişleri Bakanlığı kanalıyla kalıcı bir model olarak yayılabilir.

Bakan Soylu da alkışlanmalı...

 

***

 

Mühürlenmiş baz istasyonları!

 

Tüm ülke olarak evden çıkamayınca internetin yükü artmaya, iletişim kanalları da doğal olarak yoğunlaşmaya başladı. Kısa süre önce İstanbul’da deprem sebebiyle yaşadığımız benzer bir iletişim sorunu yaşar mıyız diye merak ettim. Araştırdım. “Hayır” cevabını aldım. Türkiye’de 3 GSM operatörünün; Turkcell, Vodafone ve Türk Telekom’un altyapısının olağan üstü durumlarda kapasitesi yüzde 50’ye kadar çıkabiliyormuş. Dolayısıyla eve hapsolunca çok önemli bir sıkıntı ortaya çıkmamış.

Depremdeki durumla, tüm insanların evde olması biraz farklı. Şu an evde olmamız sebebiyle ortaya çıkan yoğunluğu İstanbul’un sabah trafiği gibi düşünün. Akıyor, ama yavaş. Herkesin aynı anda internete, mobil cihazlara, iletişim hatlarına yüklenme ihtimali olmadığına göre sorun da yok demektir.

Pardon bir sorun var.

 

Herkes evde ve telekomünikasyon altyapısının altından kalkacağı bir yoğunluk söz konusu. Geçen hafta kısmen sokaktaydık. Sabit hatlarda yüzde  20, cep telefonları yani mobil de ise yüzde  10 artış olmuştu. Fakat son iki günde Cumhurbaşkanı Erdoğan açıkladığı yeni kararlarla tablo ciddi değişti. Evde kalma oranı arttı. Mobil hatlarla kurulan iletişimde sorunlar ortaya çıkabilir. Çünkü Türkiye genelinde 3 operatörün belediyeler tarafından mühürlenmiş 2 bin adet civarında baz istasyonu var.  

“Yapı Ruhsatı” olmadığı gerekçesiyle mühürlenen bu baz istasyonları İstanbul’un göbeğinde Bakırköy’de var, başka illerde de bulunuyor. Bugünlerde cep telefonuyla iletişimde sorun yaşayanlar sıkıntılarını belediyelere aktarabilirler. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı da ciddi şikayetler ve sorunlar ortaya çıkmadan, imar mevzuatında değişiklik yapıp baz istasyonlarını özgürlüğüne kavuşturmalı.

 

***

Korona için şirketler ne yapmalı?

Koronavirüs (Covid-19) krizinin neden olduğu belirsizlik ortamı ve öngörülemeyen riskler, şirketlerde CEO ve üst düzey yöneticilerin de kafasını karıştırmış durumda. Herkesin şu anki ortamı değerlendirmesi ve eylem planı farklı. Deloitte’da riskleri minimum düzeye indirip, krizi fırsat çevirebilmek için alınması gereken önlemlerle ilgili bir eylem planı hazırlamış. Raporda Çin’de yaşanmış örnekler de var. Bu sebeple daha da dikkat çekici.

Şirketler ve CEO’ların bu krizde ilk öncelik olarak çalışanlarını korumaları, acil sağlık ihtiyaçlarını ve güvenliklerini sağladıktan sonra ekonomik refahlarına odaklanılmasını tavsiye ediyor.

Çin’de yüzde 90 oranında çalışanlara uzaktan ve esnek çalışma seçenekleri sunmanın acil bir gereklilik olduğu ortaya çıkmış.

Uzaktan çalışma imkanı olmayan iş kollarında ise daha temiz, daha güvenli çalışma ortamları ve kişisel koruyucu ekipmanlar sağlanmış. Çin’de devlet, kamu hizmeti veren kuruluşlarının yarısından fazlası çalışanların psikolojik sorunlarıyla da yakından ilgilenmiş.

Rapordan benim anladığım; “İşten adam çıkarma, çalışanı sahiplen, koru ve güvenini kazan, kriz sonrasına odaklan. Krizi anında herkesle birlikte kaybettiklerini daha hızlı yerine koyarsın.”

Daha fazlasını merak eden rapora göz atsın...

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!