Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Dünyanın önde gelen iki cep telefonu üreticisi Türkiye’de yatırım yapacak. Haber ülkemize için değerli. Ancak şu ana kadar bu sektör için neden yatırımcı çekemedik? Mevcut yerli telekomünikasyon şirketlerini niçin yaşatıp, geliştiremedik? Dolayısıyla sektör için bir ekosistem oluşturmamış olmamız da ciddi bir eksiklik. Gelen yatırımları alkışlarken, geçmişte hatalarımızın halen daha devam ettiğini de unutmamız lazım.

Cep telefon üretmek için adım atan, pazar büyüklüğüne heveslenip, yerli üretim kaşesiyle vergi avantajlarından faydalanmak isteyenler, samimi olarak bir şeyler yapmak isteyenler de oldu. Ama devletin sektörü nasıl destekleyeceğine dair strateji eksikliğinden bir yere gelinemedi. Yabancı yatırımcı çekmeye başladığımız şu günlerde yerlileri sürece dahil edecek modeller üzerinde kafa yorulması, ekosistem oluşturulmasının düşünülmesi iyi olacaktır. Şu an sektördeki 4-5 şirketten bazıları yok olma noktasında, bazıları ise yaşama mücadelesi veriyor.

Türkiye'de yılda yaklaşık 12 milyon mobil cihaz satılıyor. Karşılığında ise her sene ortalama 6 milyar dolar yurtdışına çıkıyor. Enerjiden sonra en büyük cari açığı telekomünikasyon sektöründe veriyoruz. Halbuki 6 milyar dolar yatırım için tartışılmaz şekilde kaldıraç olabilirdi. Olmamış, ama geç de olsa iki önemli yatırımcı geliyor.

Ülkemizde yatırım yapan veya yapacak olan yabancı şirketlerden Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın tanımladığı kriterlere erişenlerin ürünlerine “Yerlilik Belgesi” veriliyor. Piyasada etkin olma imkânı sağlanıyor ve yatırım aşamasında zaten kolaylıklar var. Güney Koreli Samsung ve Çinli Oppo'yu da Türkiye’de yatırıma çeken bu detaylar. Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank'ın teknoloji yatırım çekilmesi noktasındaki düzenlemeler bu sebeple önemli. Ayrıca coğrafi konumumuzun da avantajları, ülkemizin nüfusu, dinamik insan kaynağı yapısı, yeniliklere açık olmamız ve cep telefonu tüketimimizin çılgınlık seviyesinde olması dikkat çekiyor.

Doğru teşvik ve yatırım programı olduktan sonra Türkiye’ye gelmek isteyen çok olur. Asıl önemli olan bu gelenlerden Türkiye’nin bir neticeye varmasıdır. Adım adım teknoloji kazanma, marka geliştirme, küresel pazar bulma gibi hususların yönetimi çok daha değerli. Her şeye “yerli” kaşesi vurmak, her ürün için “milli” olma kritere koyma gibi yanlışlarından da kurtulmamız icap ediyor.

Cumhurbaşkanlığı tarafından cep telefonu üreticileri için alınan yatırım teşviki kararıyla Samsung montaj, Oppo üretim için yatırım yapacak. Daha önce de Çinli ZTE’nin Müjdat Altay’ın CEO olarak uzun süre gelişimini katkı sağladığı Türk teknoloji şirketi Netaş’a yaklaşık 100 milyon dolarla ortak olup yönetimine geçtiğini hatırlatmakta fayda var. Ne kadar teknoloji şirketi çekersek, Türkiye bu alanlar için yatırım yapılacak ülke haline dönüşür.

Bir yandan yabancı şirketleri ülkemize çekerken, diğer taraftan onların etrafını, gelişimini yönetmeye odaklanmak gerekiyor. Çin’in bu şekilde yabancı şirketlerden teknoloji öğrendiğini, gelişimi böyle sağladığı biliniyor. Bu tecrübenin üzerine neler koyabiliriz, ona bakmamız şart.

Netice itibarıyla Türkiye’nin 2021’e bu iki yatırım haberiyle girecek olması bile moral açısından kayda değer.

Oppo ve Samsung yatırımları rekabeti de beraberinde getireceğinden Türkiye’de mobil iletişim cihazlarına çok daha uygun rakamlara sahip olma imkanı ortaya çıkacak. Eğer telekomünikasyon için iyi bir ekosistem olursa başka şirketlerin de yatırım için Türkiye gelmesi de söz konusu olabilir.

Böylece Türkiye’de kompakt bir teknoloji olan cep telefonu üretim için ekosistem oluşacak, dolayısıyla nitelikli istihdama da katkı sağlanacaktır. Yurtdışına çıkan 6 milyar dolarlık rakam aşağı düşmeye başlarken, ihracat imkanlarıyla da tablo değişecektir.

Ankara bu günlerde telekomünikasyoncular için oldukça hareketli. Güzel gelişmeler oluyor. Sektörün tüm oyuncuları ve başta 3 GSM operatörüyle; Türk Telekom, Turkcell ve Vodafone ile görüşmeler yapılıyor. Kangrene dönüşmüş sorunları hakkında detaylı bilgi ve görüşler artık direkt bakanda toplanıyor.

Ulaştırma Bakanı Adil Karaismailoğlu'nun çok yakında fiber altyapı sorununu kökten çözmek için ilginç bir model üzerinde çalıştığını öğrendim. Uzun süredir tartışılan, ama nasıl bir hisse yapısı, ortaklık veya sahiplik modeliyle hayata geçirileceği netleşmeyen “Fiber AŞ” konsepti netleşiyormuş.

Ulaştırma Bakanı bu konuya özel ilgi gösterdiği, fiber altyapı lisansında Türk Telekom’un 2026’da dolacak süresini de beklenmeden, sektördeki fiber altyapı yatırım sorununun çözülebilmesi için “Fiber AŞ” kurulacağın belirtiliyor. Nasıl bir yapıda olacağı ise tartışılıyormuş? Bir vesileyle fiber sorunu çözüldüğü an telekomünikasyon sektörünün önünde ciddi mesele kalmıyor. Anlaşılan 2021 her açıdan hareketli geçecek gibi…

Telekomünikasyon sektöründe yeni bir uygulama, ‘e-Sim konuşulmaya başlandı. Üstelik bildiğim kadarıyla 3 Türk şirketi, kendi insan kaynağımızla, yerli ve milli e-Sim geliştirmişler. Ulaştırma Bakanlığı ile Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) öncülüğünde güzel bir başarı sağlanmış. Bu yaklaşıma fiber altyapıda, baz istasyonunda ve yerli telekom şirketlerinin gelişimi için de ihtiyaç var. Çünkü sektörün belli oranlarda büyümesi değil, Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu hızda büyümesi ve gelişmesi şart. e-Sim’deki işbirliği modeliyle devam etmeliyiz.

Peki, e-Sim hayatımıza yerli ve milli olarak gerince ne olacak?

Her şeyden önce e-Sim için yurtdışına bir kaynak çıkışı olmayacak. Mesela küresel dev olan Vodafone ile e-Sim için ortak çalışan Prota HUB gibi şirketlerle bu teknoloji ihraç bile edilebilir. Daha önemlisi “Türkiye’nin verisi, datası Türkiye’de kalmalı” stratejisi nispeten de olsa somutlaşacak. Zaten ancak bu tarz yaklaşımlar ve geliştireceğimiz teknolojilerle verilerimize sahip çıkabiliriz. Türkiye’de kullanılacak mobil cihazlara kendi geliştirdiğimiz e-Sim ile dahil olmamız bu açıdan önemli. Ulaştırma Bakanlığı da e-Sim için zamanında düzenlemeleri yaparak, sektörü 2021 için hazırladı. Dünya ile birlikte yeni bir teknolojiye kendi imkanlarımızla geçeceğiz.

Tabi her yerli ve milli girişim başarıya ulaşamıyor. Bazen kurumlar arasında tartışmanın, yabancı şirket lobilerinin, menfaat guruplarının kurbanı olanlar da çıkabiliyor. Bu sebeple darısı yıllardır çile çeken ve kamudan maalesef yeterli destek görmeyen yerli baz istasyonu ‘ULAK’ın başına vurgusunu yapmalıyım. Ulaştırma Bakanı Adil Karaismailoğlu bu konuya da el atarsa güzel gelişmeler olabilir. Aksi halde BTK ve GSM operatörlerine cılız baskılar netice vermiyor. Hepsi birbirine bakıyor.

e-Sim ile başka neler olacak? GSM şirketlerinin ofislerine, bayilerine gitmek ortadan kalkacak. Numara taşıma işlemi çok daha kolay olacak. Bir mobil cihazda birden fazla hat kullanılabilecek. İki sim kartlı telefon arama derdi olmayacak. Arabalarda, cihazlarda e-Sim kullanılacak. Şu an çok az mobil cihaz modeli e-Sim özelliğini destekliyor. Yurtdışına daha çıkmadan, gidilen ülkenin GSM firmalarından e-Sim ile paketler satın alınabilecek. Böylece GSM şirketlerine yüksek “Roaming” ücreti yani uluslararası dolaşım için ciddi bedeller ödenmeyecek. Kısacası daha kolay ve daha hesaplı iletişime katkı sunacak.

Bizim gibi mobil cihaz teknolojisine sahip olmayan ülkeler yerli ve milli teknolojileri, yazılımları bu cihazlara ne kadar koyabiliyorsa o derece kendilerini maliyet ve strateji açısından rahat hissedebiliyorlar. Artık 5G ile nesnelerin internetini (IoT) sıkça konuşacağız. Endüstride e-Sim çok daha kıymetli olacak. Makineden makineye (M2M) iletişimde kendi teknolojimizin olması veri güvenliği için tartışılmaz önem arz ediyor.

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’nun BTK yetkilileri ve sektör temsilcileriyle birlikte tanıtımını yaptığı e-SIM gibi teknolojik adımların devam etmesi gerekir. Daha gidilecek çok yolumuz var. Yeter ki istensin. Ülkemizde yerli ve milli teknoloji geliştirme sevdalısı çok.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00