Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        ŞİİR yazıyordum. Deliler gibi şiir okuyor ve buna rağmen (ki bu zor iştir) bol bol şiir yazıyordum. Yaşım 20. Her şeye açım. Fotoğraf da çekiyorum Pentax'ımla, resim de yapıyorum guajla, şiir de yazıyorum, mülakatlara da katılıyorum, tiyatro da yapıyorum. Üniversiteliyim ama okulla alakam bunlardan ibaret. Çimlere uzanıp kitap okumak, bir yandan kol bacak sıyırıp azıcık bronzlaşmak derdim. Bol bol sigara içiyorum ve çay kahve rekoru kırıyorum. Üstelik içki içmeyi yeni yeni öğreniyorum. Hayattaki tek derdim cümleler, kelimeler... Ve tek derdim o cümlelerin arasında kendimi yakalamadan ve azaltarak yazabilmek. Ama farkındayım, beceremiyorum.

        KENDİME AİT BİR KİTAP

        Yazdıklarımı herkes çok seviyor, bayılıyor, bana herkes "Çok yeteneklisin!" diyor. Yakın çevreme göre ben kitaplar yazmalıyım, büyük yazar olacağım... Bana göre insanın Cemal Süreya okuduktan sonra kendi soluğuyla yeni bir şiire cesaret etmesi için o kadar çok şeye ihtiyaç var ki. Kimselere anlatamıyorum.

        Bir süre sonra "Bu işlerin mutfağına bakmalıyım" diyerek Varlık'a bir mektup yolluyorum (mail değil, o zaman ne maili?). Aradan günler geçiyor, ben evde yokken gelen telefonda biri anneme "Kızınız yarın gelsin" deniliyor. Bende bir heyecan, bir heyecan... Cağaloğlu'na gidiyorum. Uzatmayayım, bir daha da çıkamıyorum o yokuşlu, kendine has bir griliği olan, genel havası sıcak mı soğuk mu gezenine bağlı olan Cağaloğlu uzun yıllar benim vatanım oluyor (başka yayınevleri, Cumhuriyet Gazetesi...).

        Sonra başka mahalleler, başka yerler, başka soluklar, başka kafalar... Bir sürü çok yazarlı kitapta öykülerim yayınlanıyor, birçok şiirim dergilerde yayınlanıyor, röportaj da yapıyorum, editörlük de... Ama "kendime ait bir kitap" için bence bende hiç umut yok! Hatta bana kalırsa "Ömrüm vefa eder mi o noktaya erişmeye, hiçbir fikrim yok"... Ümitsizim. Ama kabul etmişim bunu, üzgün değilim. Besleniyorum. "Ta ki o şimdiden uzaklığını kestiremediğim bir gelecekte kendi romanımı yazabilene dek" diye düşünüyorum...

        ÖPERİM GÖZYAŞLARINDAN

        Hayatımda pişmanlıklara yer yok. Son derece dürüstüm bunu söylerken. Ama keşke öyle yapmasaydın". O kadar "kasmasaydım", o kadar şartlandırmasaydım kendimi. Taklit ederek yazdıklarımı bile saklasaydım en azından. Hep yırttım attım. Kendimi yırtmamın fiziki karşılığıydı belki. Beğenmiyordum. Keşke biraz beğenseydim. İşte bütün bu anlattıklarımdan dolayı bugün anlıyorum yazar adaylarını.

        Bir de üstüne uzun yıllar kitap editörlüğü yaptığım için, yazarla mümkün mertebe yan yana, akıl akıla, yürek yüreğe çalıştığım için biliyorum. İşte bütün bunlar yüzünden Aytuğ'u anlıyorum. Ve o kaygılı ama ışıklı alnından, belki de gözyaşlarından öpüyorum. Çünkü eminim o da çok ağlamış...

        ANLAŞILMAK İÇİN...

        "Ağladı ve Gözyaşlarını Öptüm" adında bir kitap. Kapağında da sigarasından derin bir nefes çekmiş, umarsız gözlerle dimdik bize bakan genç bir adam vardı. Siyah beyaz. Hiç ilgimi çekmedi. "Cezmi Ersöz tadında, biraz Kürşat Başar havasında bir şeydir. İlk kitap işte!" gibi geldi. Ki bu cümle bile geçmedi içimden. Sadece bu cümlenin hissi. "Hı hı"... Ancak bu kitapla alakam burada bitmedi. Kitap Twitter'da, internet ortamında sürekli çıktı karşıma. Yazarıyla, kapağıyla, elinde kitapla poz vermiş güzel kızlarla... Arada birkaç cümlesini de okumadım değil. İşte o zaman ilgimi çekti. Baktım, bu Aytuğ'un ilk kitabı değildi. "Ben Hep 17 Yaşındayım" dı ilk kitabı. Üstelik önyargılarımda da haksızdım.

        Neyse uzatmadan ben size bu kitabından bir cümle yazayım da, artık siz ister okuyun ister okumayın... îti' "Bazen anlaşılmak için sadece yakalanmak gerekir".

        Miyavvv!

        Nilgün Belgün’ün Şila’sı dünyalar güzeli! Bu fotoğraf çekilirken banyodan yeni çıkmış, fönlenmeyi bekliyormuş. Yesinler! Suratını sıkıştırıp “oyyyy” diye diye sevesi gelmiyor mu insanın?

        Mürekkebi kurumadan

        ÇOCUKLAR VE CANAVARLARI

        Ahmet Tulgar’ın yeni kitabı çıktı. Sağolsun “dostlukla” imzalayıp yollamış bana da. Adı “Çocuklar ve Canavarları”. Doğan Kitap’tan çıktı. “Parçalarken bütünleştirmenin mümkün olduğuna dair” bir romanmış. Sarsılmak isteyen okurlara duyurulur!

        Diğer Yazılar