Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Geçenlerde bir parti daveti aldım. "Bu Sizin Bildiğiniz Partilerden Değil"di konusu. Tabii ki tahmin ettim "Ben Senin Bildiğin Erkeklerden Değilim"in yazarından, Murat Renay'dan (mahlas bu, yazarın kendi adı değil) geliyordu.

        "Türkiye'nin ilk eşcinsel otobiyografi serisi" olarak anılan kitaplar, aslında hiç de "benim bilmediğim" türden değildi. Evet işte, olağanüstü şeylerden söz etmiyordu. Bir eşcinselin hayatından kesitler vardı. Günlük tadında... "Ben senin bildiğin erkeklerden değilim" vurgusu, sanırım "Heteroseksüel değilim" ya da "Sıradan, evlenip çoluk çocuğa karışacak, ev taksidi ödeyecek erkeklerden değilim" diyordu. Peki, tamam...

        NEFRET SUÇLARI MI?

        Beni düşündüren şey; parti daveti yapan mail'deki "Siz değerli basın mensubumuzdan, homofobi ve nefret suçlarıyla mücadelede bu cephede savaşan Murat Renay'a desteğinizi rica ederiz" cümlesiydi. Adam kendi adıyla yazmaya çekinmişti. Kimliğini gizliyordu. Neden? Korkuyordu. Bu normal miydi? Bu, son derece normal olduğunu varsaydığımız korkunun sebebi, bize "yedirildiği" gibi insanoğlu için yüzyıllar öncesinde mi temelleniyordu? Hadi canım siz de!

        "Öteki"nden nefret çok eski ama ötekileştirmenin bu derece tüm dünyaya yayılmışını daha önce görmedi insanoğlu.

        Geçenlerde kendimi "Benim ilk arkadaşım Ermeni'ydi", Ortaokuldaki sıra arkadaşım Yahudi'ydi", "Bir sürü gay arkadaşım var, nolmuş" gibi akla sığmaz cümleler kurarken yakaladım. Ayrımcılıktan uzak durmamızı işaret eden dilin "O da insan" çirkinliğine ben de bulaşmıştım.

        Hadi bakalım! Ayrımcılığı lanetlerken bile o tuzağa düştük mü! Düştük.

        ŞÜNDÜRÜLENLER...

        Can Bonomo meselesi de buna çok net bir örnek. Euro vision için seçilme sebebinin uluslararası ilişkiler açısından "hayırlı" olacağının düşünüldüğünün açıklanması işin bütün rengini değiştirdi. O andan itibaren de herkesin tadı kaçtı. Can'ın eli ayağına dolaştı, "Türk sayılırım" filan bile dedi. Oysa yemin ederim, sizden de kendim kadar eminim, Can'ın aile ağacı, uyruğu, dini filan bu saçmalıklar öncesi benim umurumda değildi. Aklımın ucundan bile geçmedi "Nedir, ne değildir?" demek. Ama hepimiz maalesef düşündürüldük, hepimiz bunları fark eder olduk. Ve gerçekten "eskiden böyle değildik"...

        İnternetten

        Aah ah kadın dergileri

        Dergi okumayı, karıştırmayı çok severim. "Kadın dergileri" diye ayrıştırılmış olanları bile. Hatta onları daha çok! İnternette gezinirken gördüğüm şu Cosmo kapağına bayıldım. Sanırım birkaç yüzyıl önesinden kalma! İçinde "Mendil katlamanın 101 yolu" konulu bir dosya çalışması da varmış. Oku oku bitmez...

        Umay Umay ve Tostos

        Umay Umay'ı çok severim. Belki gördüğüm ilk andan beri. Herhalde televizyondaydı... Yıllar sonra Twitter sayesinde tanıdım kendisini. Ve tabi kedisi Tostos'u. Nevi şahsına münhasır bu kadının, tabi ki kedisi de öyle! Hem çok güzel hem çok özel! Dostluklarının uzun yıllar sürmesini dilerim.

        Mürekkebi kurumadan

        Hadi şahane hatalar yapalım!

        "İnteraktif kitap" denildiğinde son dönemde akla ilk olarak April Yayıncılık tarafından yayınlanan Heather McElhatton imzalı "Şahane Hatalar" geliyor. "Şahane Hatalar"ın devam kitabı "Şahane Hatalar Talih Kuşu" raflardaki yerini aldı.

        Diğer Yazılar