Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Teknolojinin yaşamımıza girmesiyle birlikte alışkanlıklarımız da değişti. Sosyal yaşamdan, eğitime her alanda hız çok kıymetli oldu. Bilgiye ulaşma artık bir tuşa basılacak kadar yakınlaştı.

Tüm bu gelişmeler, sporu da ister istemez etkiledi. Yılardır alışılagelmiş çalışma sistemlerinden, oyun planlarına kadar her şey dijital çağın gerektirdiği gibi yenilendi.

Futbolu ele aldığımızda ana prensipler (pas, derinlik, toplu-topsuz koşular, hareketlilik, yaratıcılık) dışında gücün öne çıktığını görmek mümkün.

70’li yıllarda Brezilya’nın pasa dayalı, bireysel özellik taşıyan hız oranı düşük futbolun modası çok gerilerde kaldı.

Modası geçen Brezilya modeli gibi, İtalyanlar'ın savunma (Catenaccio) sistemi de günümüz futbolunda geçerliliğini yitirdi.

Dünya futboluna yön veren, teknik adamlar dijital çağa ayak uydurmak için yeni arayışlarını sahaya yansıtmaya çalışıyorlar. Bu gelişimin örneklerini son Avrupa Şampiyonası’nda gördük.

Sahaya dizilişlerde ki farklılıklar bunun en somut örneği. Taktik, oyun sistemi, takım organizasyonu dışında en belirgin değişim hareketli ve daha dinamik oyun stratejisi günümüz futboluna damga vurdu.

Bireysel beceri yerine, fiziksel gücün öne çıktığı prese dayalı tolal oyun planı özellikle Avrupa futbolunu şekillendirmeye başladı.

Bununla birlikte yeni bir tartışma da gündeme geldi. Göze hoş gelen oyun mu, sonuç alan çabuk futbol mu?

Dijital çağın içine doğan Z kuşağı diye adlandırdığımız yeni genç kitlenin, beklentisi doğrultusunda birçok değişimin kaçınılmaz olduğu bir gerçek.

Güçlü, seri, hızlı, hareketli oyunculardan oluşturulacak takımlar teknik direktörlerin işini kolaylaştıracak elbette.

Ülkemize dönecek olursak, değişen futbol anlayışının neresinde olduğumuz sorusu henüz yanıtsız.

Yapılan transferlere bakıldığında, yaşlı futbolcuların yine rağbette olduğunu görüyoruz.

Son Avrupa Şampiyonası’nda oynadığımız futbol çok eleştirildi. Hatta, “halı saha oyunu” diye nitelendirildi.

Bir anlamda, Türk futbolunun vitrini olan Milli Takım, ne yazık ki 24 takımın en kötüsü olmayı başardı!

Ağustos ayında başlayacak ligler öncesi, Galatasaray’ın PSV önünde verdiği sınav, ülke futbolunun ne durumda olduğunu bir kez daha ortaya koydu.

Futbolun içinde olan herkesin şapkayı önlerine koyup düşünmeleri gerektiğini söylemeye gerek var mı?

Yeni futbol anlayışının ülkemiz de yaygınlaşması için, başta teknik direktörler olmak üzere, Futbol Federasyonu neler düşünüyor bilmek istiyoruz açıkçası.

Bu işin, bugünden yarına düzeltilmesini beklemek elbette mümkün değil. Tek çıkar ve gerçekçi yolun altyapı olduğunu ısrarla söylemeye devam edeceğiz.

Korkmadan, yılmadan, ısrarla 5 yıllık bir planla, Avrupa futbolunu yakalayabiliriz.

Yeter ki, niyet olsun…

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00