Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        DEMOKRASİNİN içselleştirildiği ve hukukun üstünlüğünün tesis edildiği ülkelerde etnik ve dini sorunların daha kolay çözüldüğü genel olarak kabul gören bir görüş. Bu görüşün doğruluğunun test edilebileceği yerlerden biri son günlerde sıkça gündeme gelen Doğu Türkistan'dır.

        Sincan Uygur Otonom Bölgesi'nde yaşayan Uygur Türklerinin maruz kaldığı uygulamalar bu açıdan önemli dersler çıkarmamızı sağlıyor.

        Malum ramazan ayındayız. Gelen haberlere bakılırsa Pekin yönetimi bu bölgede yaşayan Müslümanların oruç tutmalarına müsaade etmiyor. Uygur Türklerine uygulanan baskılar bununla sınırlı değil.

        Çin'in yıllardır takip ettiği göç politikasıyla bölgedeki nüfus dağılımı Uygurlar aleyhine değiştiriliyor. Dillerini rahatça konuşamayan, kültürlerini özgürce yaşayamayan, eğitim imkânlarından mahrum Uygur Türkleri sistematik bir şekilde işkence ve idama tabi tutuluyor. 2009 yılında Urumçi'de, güvenlik güçlerinin barışçıl göstericilerin üzerine ateş açması sonucu 156 kişinin öldüğü olayları hatırlayın. Bölgenin sahip olduğu zengin doğal kaynaklara rağmen burada yaşayan insanlar ekonomik açıdan da dezavantajlı konumdalar.

        Peki, bu konuda yasal durum ne, mevzuat bu yaşananlara ne diyor?

        Uygur Türklerinin yaşadığı Doğu Türkistan idari açıdan otonom bir bölge. Kendi meclisleri var ve belli sınırlara uymak kaydıyla yasa çıkarma yetkisine sahipler. Yasal olarak eğitim, kalkınma, kültür, sağlık gibi alanlarda kendi politikalarını geliştirme yetkileri var.

        Ayrıca Çin Anayasası'na göre bütün azınlık gruplar kültürlerini yaşama ve dillerini kullanma özgürlüğüne sahip. Fakat Pekin'in politbürosu hukuk ve demokrasiyle barışık olmadığı için bu yasaların gerçek hayatta bir karşılığı yok. Pekin'de demokrasi olmayınca ülkenin diğer bölgelerinde de demokrasi olmuyor.

        Bu durum bize gösteriyor ki bir ülkede demokrasi ve hukuk kültürü yerleşmeden yapılan yasal düzenlemeler bir anlam ifade etmiyor. İlginçtir, Türkiye'deki liberallerin çözüm sürecine eleştirileri burada yoğunlaşıyor.

        Türkiye'deki durum elbette Çin'dekiyle kıyaslanamaz. Ancak evrensel hukuk Ankara'da galip olmadan, demokrasi Avrupa standartlarında içselleştirilmeden özerklik gibi tartışmaların bir anlam ifade etmediği görüşü, Çin'deki durum dikkate alınınca daha da anlam kazanıyor.

        Sizce de liberaller, Ankara'da demokrasi ve hukuk kaygısı yaşanırken başka şeylerin peşinde koşanları eleştirirken bunda haklı değiller mi? Bireysel ve kültürel hak arayışlarından özerkliğe kadar giden bir skalada dile getirilen talepler sorunun gerçek boyutu gibi değerlendiriliyor. Oysa asıl çözülmesi gereken sorun Ankara'nın demokrasiyi ve hukuku kendi karakterinin ne kadarı haline getirdiği ve içselleştirdiğidir.

        Sanırım konunun ilgililer tarafından bu yönüyle de ciddi bir şekilde ele alınması gerekiyor. Çünkü baştan beri söylediğim gibi sorunun çözümü mevzuatla değil daha çok zihniyet ve yöntemle ilgili.

        Diğer Yazılar