Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        AB liderler zirvesi toplandı.

        Türkiye’ye yönelik bir yaptırım olacak mı, onu konuşuyor herkes. Bazı üye ülkelerin açıklamalarına bakarsanız, Türkiye’ye yönelik yaptırım olacağını düşünebilirsiniz. Hatta toplantının ana maddesinin Türkiye olduğunu bile zannedebilirsiniz.

        Ancak öyle değil.

        Birliğin en önemli iki gündem maddesi var:

        1. Korono krizinin de tetiklediği bütçe krizi.

        2. İngiltere’nin birlikten ayrılması, yani Brexit.

        YAPTIRIM İSTEYEN ÜLKELER

        Türkiye’nin toplantıda çok önemli maddeymiş gibi konuşulmasının sebebi birkaç ülke.

        Yunanistan, Doğu Akdeniz krizini,

        Rum kesimi, Maraş’ın yerleşime açılmasını,

        Fransa, Ermenistan ve Doğu Akdeniz krizini bahane edip, (Brüksel’de uzun yıllardır gazetecilik yapan Yusuf Kaya’nın tespitiyle) Türkiye’ye “canını acıtacak kadar” yaptırım uygulanmasını istiyor.

        Buna ideolojik (aşırı sağ) olarak Türkiye’nin Avrupa’dan dışlanmasını isteyen Avusturya ve Çekya’yı da ekleyebiliriz.

        Siyasiler toplantılarda sürekli bu konuları konuşarak, bu ülke gazetecileri de sürekli bu soruları sorarak gündem oluşturuyorlar.

        Tüm bunlara rağmen, toplantıdan büyük bir yaptırım çıkması beklenmiyor. Kuşkusuz AB’nin lokomotifi, en büyük gücü olan ve şu anda dönem başkanı olan Almanya’nın bunda etkisi çok olacaktır.

        REKLAM

        NEDEN AĞIR YAPTIRIM OLMAZ?

        Ancak büyük yaptırım yapılmasına engel teşkil edecek asıl reelpolitik konular şunlar:

        1. Türkiye-AB ticari ilişkileri çok yüksek düzeyde. Ayrıca, Avrupa bankaları ve kredi sağlayıcı kurumlarla son yıllarda çok önemli anlaşmalar yapıldı. Ekonomik yaptırım Türkiye’ye zarar verir, ancak bu ülkelerin bizimle olan ticaretine de zarar verir. Bunu asla istemezler.

        2. Türkiye’nin canını yakmak, can yakıcı karşılık almak demektir. Avrupa’yı derinden sarsan göçmen krizinin yeniden tetiklenmesini istemezler. Türkiye’nin bu konuda şakasının olmadığını görmüşlerdi.

        3. Türkiye, güvenlik konusunda son yıllarda Avrupa ülkeleriyle ciddi iş birliği yaptı. IŞİD ve benzeri örgütlerle ilgili istihbarat akışı sayesinde çok sayıda militan yakalandı. Bu iş birliğinin bozulması ve bir güvenlik açığının oluşmasını istemezler.

        Bu nedenlerden dolayı güçlü bir yaptırım gelmesi beklenmiyor.

        PEKİ NE OLUR?

        Güçlü yaptırım gelmez ancak hiçbir şey yokmuş gibi de davranılmaz. Özellikle Yunanistan ve Fransa’nın sesini biraz kısacak bir adım atması beklenebilir Almanya’dan.

        Avrupa araştırmaları üzerine çalışan ve Bilgesam’da uzman olan Sibel Karabel’in de tespitiyle, daha önce kişilere ve kurumlara gelen yaptırımların benzeri bir karar olabilir.

        Geçen yıl Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki faaliyetleri nedeniyle bazı kişilere seyahat engeli, hesap dondurma gibi yaptırımlar olmuştu. Bu sene bunun kapsamı genişletilerek benzer kararlar alınabilir.

        Ürkütücü senaryo çizenler ise, Almanya’nın Türkiye’yi savunma konusunda zorda olduğu, bu nedenle daha sert yaptırımların olabileceğini söylüyor.

        Yarın, öbür gün bu konuda kararlar açıklanacak ve hep birlikte göreceğiz sonucu.

        Siyasette güven endeksi ve Kılıçdaroğlu

        Siyasette güven endeksi ve Kılıçdaroğlu
        0:00 / 0:00

        Bütçe görüşmeleri esnasında CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun performansı çok dikkat çekiciydi.

        İyi hazırlanmış, enerjisi yüksek ve söylemlerini iyi belirlemiş bir ana muhalefet lideri olarak konuşma yaptı.

        Dile getirdiği iddiaların bir kısmını daha önce de gündeme getirmişti. Ancak TBMM Genel Kurulu’nda bunları, AK Parti ve MHP temsilcilerinin önünde tekrar gündeme getirmesi, yüksek bir enerji oluşmasına neden oldu.

        Fakat Kılıçdaroğlu’nun sona doğru yaptığı bir açıklama, tüm konuşmasını gölgede bıraktı.

        AK Parti sıralarından Cumhurbaşkanlığı için “aday ol” lafları üzerine; Kılıçdaroğlu, “benim aday olup, olmayacağımı kim söyledi size” dedi. Arkasından “iktidar olursak” diye başlayan yüksek vurgulu cümleler de kurunca, herkes Kılıçdaroğlu’nun aday olduğuna kanaat getirdi. Buna Devlet Bahçeli de dahil.

        Bu konuları dün sabah Habertürk TV’de Ebru Baki’nin programında konuştuk. Ben siyasette “güven endeksi” kavramı üzerinden konuyu açıklamaya çalıştım. Değerli meslektaşım Orhan Bursalı ve çok sayıda izleyici buna itiraz etti.

        “Siyasette güven endeksi” üzerine bir yazı yazmam farz oldu.

        Ancak Kılıçdaroğlu’nun adaylığı konusunda şunu diyeyim:

        Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, “karşınızda kimi aday görmek istersiniz?” diye sorsanız, kesin olarak “Kılıçdaroğlu” diyecektir. Onu kolayca yeneceğini düşünür.

        REKLAM

        CHP’li arkadaşlarımız kızmasın ama bence güven endeksi düşük bir isim olduğu için Sayın Kılıçdaroğlu’nun toplumda karşılık bulması zor gözüküyor.

        Güven endeksinin düşük olmasının iki sebebi var: İlki, bugüne kadar yaptığı birçok iddianın sonradan içinin boş çıktığının görülmesi.

        İkincisi de seçimlerde gösterdiği başarılar. Güven endeksi bu ikisiyle doğru orantılıdır.

        Sayın Kılıçdaroğlu, şu anda iyi siyaset yapıyor olabilir ama toplumda bir güven endeksi karşılığı var. O da 10 yıldır yaptığı siyasetle oluştu. Bir anda bu endeksin değişeceğini düşünüyorlarsa yanılıyorlar.

        Zaten bu gerçeği kendileri de bildiği için, iki seçimdir Cumhurbaşkanlığına başka adaylar gösteriliyor.

        Benim kanaatim şudur:

        Sayın Kılıçdaroğlu'nun adaylık iması, planlı ve hazırlanmış bir şey değildir. O anda ortaya çıktı. Ancak bu aynı zamanda parti tabanında oluşan rahatsızlığı giderecek bir cümle oldu. Zira taban, CHP’nin Cumhurbaşkanı adayının bu kadar çok farklı isimlerle tartışılmasına tepki gösteriyordu. Kurduğu cümle, bundan sonra bu tartışmaları bir süre engeller.

        Kendisi gerçekten aday olacak mı, bu da kesin değil, şarta bağlı.

        Millet İttifakı, yine herkes kendi adayı ile seçime girsin kararı alırsa, kendisi aday olur. Ama ortak aday gösterilecekse kendisi olmayacaktır.

        CHP kurmaylarının incelediği anketlere göre, ilk turda hiçbir ittifak kazanamıyor. Bu durumda ikinci tur kesin olursa, neden her parti kendi adayıyla seçime girmesin diye düşüneceklerdir.

        Bakalım… Bu tartışma daha çok yazı harcar.

        Diğer Yazılar