Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Toz duman içinde tartışıyoruz. İddialar akla ziyan, yenilir yutulur gibi değil.

Tamam. Bunları cesurca tartışalım.

Ucu kime gidecekse konuşalım.

Lakin bir soru sorarak başlayalım tartışmalara:

Asıl amacımız tam olarak nedir?

KİŞİLERİ EKRANDA MAHKUM EDEMEZSENİZ

Hakkında iddialar olan insanları ekrana çıkartalım.

En sert soruları soralım.

Perişan etmeye çalışalım.

Sonra?

Ekrana çıkan iddiaları reddediyor, ‘yapmadım’ diyor, ‘yalan’ diyor, ‘bana ait değil’ diyor.

Sonra?

Program bitiyor, sosyal medyada kavga devam ediyor…

Peki bizim asıl amacımız kişileri, isimleri tartışmak, onları ekranda, sosyal medyada mahkum etmek mi?

Onun olmadığını, olamayacağını sanırım hepimiz son tartışmalarda gördük.

YARGIDA AKLANMAYAN EKRANDA AKLANAMAZ

Şurası kesin ki, kimse ekranda, "Her soruya cevap verdim, en acımazsız iddialar yüzüme söylendi ben de cevapladım, bu yüzden de aklandım" diyemez.

Öte yandan, "Ben tatmin olmadım, sorulara gereken cevapları vermedi" diyerek o insanı mahkum da edemezsiniz.

Yargı bu işe el koyup, tüm delilleri toplayıp, hukuka ve hakkaniyete uygun şekilde o insanları yargılamadan, kimse aklanamaz ya da mahkum olamaz.

Ancak gelin görün ki, yargımız herkesi delirtircesine olaya el koymuyor bir türlü.

Yine de hakkında iddia olanların yapacağı şey, mahkemelere gidip, hakkını aramaktır, ekrana çıkıp programlar yapmak değil.

ASIL AMACIMIZ İSİMLER Mİ SİSTEM Mİ?

Şimdi, her gün bir gazeteci ya da medya kuruluşuyla ilgili iddialar ortaya atılıyor. Kimin hakkında iddia varsa, herkes bir tivit yapıştırıyor üstüne.

Yarın masum insanların hakkında böyle iddialar ortaya atıldığında, eminim kimse araştırmadan linç kampanyasına katılacaktır.

Ne olacak o zaman?

Diyeceğim şu ki, isimler, şahıslar ve olaylar üzerinden tartıştıkça sorunu asla çözemeyeceğiz.

Bir kişiyi, birkaç kişiyi ekranda mahkum etsek bile ne olacak biliyor musunuz?

Bunlar bir süre sonra unutulacak, sistem işlemeye devam edecek, medya, siyaset, ticaret, mafya ilişkisi tekrar ortaya çıkacak.

Böyle olmadı mı geçmişte?

Israrla şunu söylüyorum, lüks otellerde ballı tatiller yapan, iş adamıyla siyasetçi arasında aracı olan, mafya ile içli dışlı olan, kirli maaşlar alan gazeteciler her dönemde vardı, her zaman oldu ve hep yaşadık bunu.

Bu yüzden asıl amacımız tam olarak sistemi tartışmak, bu kirli sistemi yıkmak olmalıdır.

DÜRÜST GAZETECİLER VE SİVİL TOPLUMA GÖREV DÜŞÜYOR

Devletin suiistimal edilemeyecek, kirlenmeyecek, gazetecileri yozlaştırmayacak bir sistem kurmasını beklemeyin boşuna.

Bugüne kadar yapamadı bundan sonra da yapamaz zaten.

Ayrıca bu devletin görevi değil.

Bunu biz yapmalıyız.

İşini namusuyla yapan gazeteciler, kirlenmemiş medya kuruluşları, fikir namusu taşıyan insanlar…

Bunu meslek örgütleri yapmalı.

Gazeteci cemiyetleri, konseyler, sendikalar, medya kuruluşları...

Şunu sormalıyız:

“Bu sistem nasıl oluyor da her dönem kirli ilişkiler, yozlaşmış gazeteciler üretiyor, basın ahlakını perişan ediyor?"

Ve yine şunu sormalıyız:

“Ne yaparsak bu yozlaşmayı, kirlenmeyi, ahlaki erozyonu önleyebiliriz?"

Cesurca sormalı, cesurca tartışmalıyız.

Güçlü manifestolar yayınlanmalı.

Güçlü kurallar, etik değerler üretilmeli.

Denetleme mekanizmaları kurulmalı.

Her kurum, her gazeteci kendini denetletmeli, şeffaf olarak işini yapmalı.

Bu denetimi saygın kurumlar, bağımsız yapılar, etik değerleri olan organizasyonlar yapmalı.

Bu mekanizmayı kurmalıyız bir an önce.

Yoksa isimleri tartışıp, tartışıp tekrar başa döneceğiz ve kirli sistem tekrar çalışmaya devam edecek.

Bu nedenle asıl amacımız, bu kirli sistemi değiştirmek olmalı, kişileri ekranda mahkum etmek ya da aklamak değil.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00