Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Evvela siyasi parti kapatma konusundaki görüşümü yenileyerek yazıya başlayayım.

Böylece kategorik olarak beni bir yere konumlandırmasınlar.

Parti kapatmalara karşıyım. HDP’nin kapatılması, HDP’nin neden olduğu siyasi zehirlenmeyi, yani terör-siyaset ilişkisini bitirmez.

Yeni parti kurulur, yeni aktörler çıkar, aynı politikayla devam ederler.

Çözüm önerim, başta AK Parti, diğer partilerin HDP seçmeninin gönlünü ve oylarını kazanmasıdır.

O zaman HDP siyaseten kapanır, hukuki kapatmaya gerek kalmaz.

Bu görüşümü defalarca dile getirdim.

HİÇ Mİ HATA YAPMADI HDP?

Şimdi yazının ana konusuna devam edeyim.

HDP’nin PKK ve terör olayları sonrası yaptığı açıklamalarda, bir tek kelime terör örgütünü kınadığını görmedik. Artık bunu söylemeye gerek yok.

HDP’nin bu yöndeki hatalarını sıralayan ve uzun listeler oluşturan çok kişi var. Oradan bakabilirsiniz.

Ben HDP seçmenine şunu sormak isterim:

HDP’nin hiç hatası yok mu? Varsa HDP’nin mevcut yöneticilerinden bir gün özeleştiri duydunuz mu?

"Nasıl olur da kapatılma davası açılan bir partiyi eleştirmemizi beklersin" diye aklından geçirenler var biliyorum.

Ancak kapatma davası yeni açıldı. Öncesinde de bir eleştiri duymadık.

Sanırım bir iki cümlelik cılız ses çıkmışsa da onlar da hemen geri adım attı.

Bu durumda AK Parti yöneticilerine yönelttiğiniz, “Hatalara sessiz kalıyorlar” eleştirisinin aynısı sizin için de geçerli...

Kapatma davasının uzun süreceği önceki örneklerden belli oluyor.

Bu süre içinde HDP yöneticileri bol bol ‘nasıl haksızlığa uğradığını’ anlatacak, ‘zulümden, baskıdan, yanlıştan’ bahsedecek. Bu mağduriyetle seçime girecekler eminim.

Tek bir cümle kendi yaptıkları hatalardan dolayı özeleştiri yapmayacaklar bundan da eminim. Dolayısı ile terör-siyaset ilişkisindeki zehirlenme tedavi edilemeyecek.

HDP SEÇMENİNİN OYU İPOTEKLİ Mİ?

Başta Selahattin Demirtaş olmak üzere, HDP yönetimi dolaylı olarak içinde yer aldıkları Millet İttifakı’na yönelik eleştirilerde bulunuyor sık sık.

"Kimse HDP oylarını çantada keklik görmesin" diyorlar.

HDP seçmeninin kapatma davasından dolayı konsolide olduğu belli. Kapatma davası Hızır gibi yetişti HDP yönetimine.

Oysa ki parti içinde ciddi tartışmalar, ayrışmaya kadar gidecek çatlaklar vardı. Şimdi bunların hepsi bitti.

Buna rağmen HDP seçmen oylarının tek bir yerden, HDP yönetimi ya da Demirtaş tarafından kolaylıkla istedikleri yere yönlendirileceği kesin mi peki?

Nasıl bu kadar emin konuşabiliyorlar?

Demirtaş, “HDP’nin oyunu isteyen her Cumhurbaşkanı adayı, bize kurulan kumpasın hesabını sorma sözünü vermezse tek bir HDP’li ona oy vermeyecek” diyor.

Bu kadar kesin konuşmalar şaşırtıyor beni.

Her HDP’linin oyuna ipotek konmuş gibi yapılan bu açıklamalar, sürekli demokrasi vurgusu yapan HDP yönetiminin içine düştüğü çelişkiyi de gösterir.

Daha önce de sormuştum, bu yazı vesilesiyle bir kez daha sorayım:

Selahattin Demirtaş kendisinin ya da partisinin bir özeleştirisini yapmayı hiş düşündü mü? Hiç mi hatası yok?

Acaba melekler gibi masum olduklarını mı düşünüyorlar, gerçekten merak ediyorum.

Dünkü yazımda medyada yaşanan yozlaşma ve çürümenin uzun yıllardır devam eden sorunlu ve kirli bir medya sistemi yüzünden olduğunu yazmıştım.

Bu yüzden isimleri değil, sistemi tartışalım, gazetecileri yozlaştırmayacak bir sistemi nasıl kuracağımızı konuşalım dedim.

Çünkü isimler üzerinden bir tartışma bizi çözüme götürmez.

Bilakis başka isimlerin ortaya atılmasına neden olur, hatta arada suçsuz olanları zan altında bırakır diye de ekledim.

Dün genç meslektaşım Çağlar Cilara bu konuyu kendi Youtube kanalında tartışmak istedi. Tam bu konuyu tartışırken, Yılmaz Özdil’in attığı bir tivit, ortalığı karıştırdı.

Kara para aklayıcısı bir isim aracılığı ile muhalefet kanalı kurulduğunu iddia etti.

Uğur Dündar kendisini ima etti diye, feryat figan bağırdı.

Bu durum, yazımda kast ettiğim şeyin bir göstergesi.

Öyle ekrandan birilerini aklamak, mahkum etmek ahlaki değildir.

Belgesi, kanıtı olmadan böyle iddiaları dile getirmek de büyük bir kaosa neden olur.

Bu kaosta suçlunun yanında suçu olmayanlar da yanar. Şimdi Uğur Dündar suçsuz olduğunu anlatmak için paralıyor kendini.

Bu yüzden isimleri değil, sistemi tartışmalıyız diyorum.

Bu yüzden etik, şeffaf, denetlenebilir bir medya sistemini biz gazeteciler ve meslek örgütleri bizzat kurmalıyız diyorum.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00