Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Bu bayram boyunca, yani dört gün, siyasi konularda yazmamak, sosyal medyada paylaşımda bulunmamak ve konuşmamak konusunda bir karar aldığımı duyurdum. O saatten beri, dostlar, okuyucular bu konuda bana takılıyor.

Dün Ankara’da sevdiğim bir siyasetçiyi bayramlaşmak için aradığımda şunu dedi: “Siyasetin sinmediği, etkisine almadığı bir alan var mı sence? Hava gibi, nüfuz ediyor her şeye. Bayramlar bile siyasetin bir parçası oluyor.”

O denli politize olduk ki, bayramlarda bile politika konuşmadan, siyasi tartışma yapmadan duramıyoruz.

Siyasete bulaşan birinin bağımlı hale geldiğini ve ondan vazgeçemediğini sık sık konuşurduk.

Ancak aktif siyaset yapmayanların da bağımlı hale geldiğini, her konuyu illa siyasi bir hale getirdiğini ilk defa görüyoruz.

Buna dini ve milli bayramlar da dahil.

Bu çok sağlıksız bir durum.

Çelişki şu ki, bayram mesajlarının tamamı, kardeşlik, huzur, mutluluk kelimeleriyle süslü. Bu mesajı atanlar hemen sonraki mesajda, ağır siyasi eleştiriler yapmaktan da geri durmuyor.

Benim gördüğüm birçok kişi siyasi bağımlı hale geldi, bir kısmı ise artık zehirlenmiş durumda.

Hayatın güzel anlarını ıskalıyorlar. Ve bunların bir daha geri gelmeyecek anlar olduğunu da bildikleri halde bunu yapıyorlar.

En azından bayram süresince siyasi perhiz yaparak, zihinlerini ve ruhlarını dinlendirir insanlar dedim ama nafile. Sosyal medyadan gördüğüm hız kesmeden siyasi tartışmalara devam etti birçok insan.

Bir siyasetçimiz, "Bayram boyunca siyaset konuşmadan, sadece bayramın ruhuna uygun şeyler konuşacağım" dese acaba durum değişir miydi? En azından farklı bir şey yapmış olurdu.

Ben ısrarla perhizimi sürdürüyorum!

Yaşı benden büyük olanların, “Ah o eski bayramlar” diye başlayan sözlerini çok dinlerdim. Derin bir özlemle anıyorlardı o günleri.

Sonra ben de benzer cümleler kurduğumu fark ettim.

Ancak şaşırdığım şey şu oldu:

Henüz yaşı otuzlarında olan yeğenim, “Amca ne güzeldi eski bayramlar” diye çocukluğundaki bayramları yad etmeye başladı.

Bu kadar genç yaşta, eski günlere özlem duyulması tuhaf geldi bana.

Ancak zamanın hızlandığı, iletişimin yoğunlaştığı ve her şeyin çok hızlı tüketildiği çağımızda, “kuşak farkı” dediğimiz zaman aralığının çok daraldığını fark ettim.

Bunu da oğlumdan öğrendim.

Kardeşiyle aralarında dört yaş fark var ama “Bizim yaşımızdakilerle, kardeşimin yaşındakiler aynı şeylere gülmüyor, aynı şeylere ilgi göstermiyor” dedi.

Gerçekten de farklı bakıyorlar hayata.

Garibime giden, çocuklarımın da eski günlere özlem duyması. Henüz yirmili yaşlarında böyle hissetmeleri garip değil mi?

Zaman ilerledikçe, yaşadıkları andan memnun olmayan, eski günlere özlem duyan insanların sayısının artması ve bunların gittikçe genç yaşlara kadar inmesi şaşırtıcı.

“Dijital Devrim’in” hayatımızdaki komplikasyonları bunlar.

Bir gün Sanayi Devrimi’nin sosyolojiye ve insan psikolojisine yaptığı etki gibi, Dijital Devrim’in de etkilerini analiz edeceğiz.

Sanırım yaşanan değişim ve oluşan tahribatın Sanayi Devrimi’nden kat kat fazla olduğunu göreceğiz.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00