Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Müslüman dünyasının tarihte kurduğu büyük şehirler vardır.

Köklü tarihi, muhteşem mimari eserleri, coğrafyası ve kültürüyle her biri ayrı bir mücevherdi.

Bu şehirlerin birçoğunu görme fırsatım oldu. Hayran kalmıştım.

İnsan o şehirlerde kendini yabancı hissetmiyor, bilakis onun bir parçası hissediyor.

Parçası olduğumuz tarihin şehirleriydi.

Şimdi çoğu viran halde.

Büyük medeniyetimizin yüzük taşı şehirleriydi bunlar.

San’a

Yemen’e giden askerlerimizin hikayesini anlatmak için 1998 yılında gitmiştim Başkent San’a’ya.

Muhteşem bir yerdi. Efsanelerdeki şehirlere benziyordu.

Şimdi sokaklarında iç savaşın olduğu, güvenliğin kalmadığı, ablukadan ara sokaklarında çocukların açlıktan öldüğü bir viraneye döndü.

Suudi Arabistan ve İran’ın güç mücadelesi, bu en eski medeniyetler şehrini perişan etti.

Bağdat

Doğuda anlatılan tüm masallarda zenginliğin, güzelliğin ve gücün sembolize edildiği bir şehirdi.

Abbasiler, Emeviler, Selçuklular, Osmanlılar… Onlarca imparatorluğun, devletin gözbebeği, başkenti, ilim ve kültür yuvasıydı.

“Ana gibi yar, Bağdat gibi diyar olmaz” sözü boşuna söylenmedi.

En son Amerika’nın Irak’ı işgalinden sonra harap oldu Bağdat.

2008’de havaalanından, şehrin merkezindeki Amerikalıların oluşturduğu Yeşil Bölge'ye kadar yüksek duvarlı bir yoldan gitmiştik şehre.

O gün bile sokakları, caddeleri, mahalleleri yoksulluğun ve kargaşanın hakim olduğu bir yerdi.

Bugün de iç çekişmeler yüzünden bombaların patladığı, silahlı güçlerin parça parça kontrol ettiği viran şehir halinde.

Kahire

İlk gittiğinizde trafiğinden, tozundan, kirliliğinden, kargaşasından ve sıcağından sevmeyebilirsiniz Kahire’yi.

Ancak orada kaldıkça, şehrin yaşayan bir ruhu olduğunu, bu ruhun binlerce yıllık tarihi ve kültürü canlı bir şekilde içinde taşıdığını görürsünüz.

Sonra yıllanmış, gizli bir güzelliği keşfedersiniz eski Kahire’de. İçinize işler ve her sene gitmek istersiniz.

Nil’in kenarında, Firavunlar döneminden Fatimilere, Osmanlı’dan Kavalalı’ya kadar yüzlerce hikayeyi nefessiz dinlediğim geceleri hiç unutamıyorum.

Bir darbeyle mahvettiler önce şehri. Sonra ruhunu postalla ezdiler. Şimdi ekonomik krizin, darbenin, baskının ve sefaletin pençesinde kıvranıyor 'şehirlerin anası' Kahire.

Şam

Ona verilen isimleri çok sevmiştim. “Şam’ı Şerif, Biladi Eş Şam, Dimeşk, Damaskus…”

İslam medeniyetinin başkenti, bilim yuvası, siyasi merkezi, sanat, mimari ve kültür havzası...

İlk gördüğümde (2008) hayran kalmıştım. Bir daha gitmek nasip olmadı sonra.

İç savaş çıktığında en acı haberleri Şam’dan yapmak düştü bahtıma.

Guta’da kimyasal silahlarla öldürülen çocuklar, Şam hapishanelerinde işkenceyle öldürülen mahkumlar…

Bugün çocuk katili Esed’in elinde, harap ve viran halde, solmuş bir güle benziyor Şam.

Kudüs

Dünyada hiçbir şehir 3 bin yıllık tarihini bu denli canlı tutamaz. Üç dinin kutsal şehrinde, tüm dinlere ait muhteşem tarihi eserleri, hiç sönmeyen kültürel dinamizmi ve her taşında tarihin bıraktığı izleri görürsünüz.

Sokaklarında sabahlara kadar dolaşmıştım. Mescidi Aksa’da hüzünlü, acı veren günler geçirmiştim.

Bugün İsrail’in tüm uluslararası kararları, dini kuralları, insani değerleri hiçe sayan despot yönetimi altında acı çekişiyor Kudüs.

Her gün kadim sokaklarında onlarca Müslüman vuruluyor, yaralanıyor, evleri başlarına yıkılıyor, yurtlarından sürülüyorlar.

Kudüs bize, biz Kudüs’e ağlıyoruz çaresizce.

Beyrut

İstanbul’dan başka şehirde yaşayamam derdim hep.

Sonra Beyrut’u gördüğümde (2012), "Eğer İstanbul’da yaşamayacaksam Beyrut’ta yaşayabilirim" dedim. O denli güzeldi.

Muhteşem Akdeniz havası, harika caddeleri, bağımlılık yapan lezzetli mutfağı, enerji dolu insanları, kadim çok kültürlü yapısı, Halil Cibran, Feyruz...

Beyrut, medeniyetimizin son dönem en çekici şehirlerinden biriydi.

1970’lerde Fransa, Amerika, İsrail, Suriye, İran’ın ve daha nice ülkelerin güç savaşları yüzünden iç savaşta harap oldu önce.

Sonra toparlandıysa da iç kavgalar yakasını bırakmadı.

Son gördüğümde mülteci akını, silahlı grupların kavgaları, ekonomik ve siyasi krizler yüzünden bitkisel hayata girmiş, yarı ölü hale gelmişti.

Şimdi daha da perişan.

İslam medeniyetinin bu kadim şehirleri bir zamanlar doğunun ışık saçan beldeleriydi.

Bilim, kültür, sanat, edebiyat burada hayat bulurdu.

Ne acıdır ki, şimdi kaosun, kargaşanın, iç savaşın, terörün ve savaşların pençesinde can çekişiyorlar.

Hepsini görmek ve harap olmalarına şahitlik etmek ve şimdi de gidememek…

Benim için çok acı bir kader...

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00