2008’de James Marsh’ın “Teldeki Adam” adlı belgeseline konu olan, ip cambazı Philippe Petit, mucizevi başarı hikayesiyle her zaman anılmıştır. “Geleceğe Dönüş”, “Masum Sanık Roger Rabbit” gibi filmlerle Hollywood’un yönünü belirleyen Robert Zemeckis, ilk 3D kurmaca filminde onun yaşamını perdeye yansıtıyor… Bizde 9 Ekim’de vizyona girecek “Tehlikeli Yürüyüş”ü (“The Walk”) Cumartesi 53. New York Film Festivali’nin açılış gecesinde yapılan dünya prömiyerinde izledim. Gösterimde Robert Zemeckis ve Joseph Gordon-Levitt de hazır bulundu.

 Philippe Petit temelde bir ‘dolandırıcı/suçlu’ olsa da günümüz Amerikan halkı için çok değerli bir şahıs. Öyle ki 2001’de yıkılan İkiz Kuleler’in arasında 1974’te yürümeye kalkışan bir akrobat, bir ip cambazı kendisi… Burada Zemeckis 10 senedir üzerinde çalıştığı projeyi tamamına erdiriyor. Açıkçası Gordon-Levitt Fransızca konuşma becerisinden performansına kadar karaktere çok yakışıyor. Ama bütün ekibin festivaldeki basın toplantısında söylediği ‘çekim sürecini Zemeckis filmleri izleyerek geçirdik’ lafı işin trajik durumunu ortaya koyuyor.

 KENDİNİ REZİL EDEN TARİHİ KARAKTER

 Açıkçası baştan itibaren Petit’nin bir akrobat, bir pandomimci olması sebebiyle ‘şaklaban’ muamelesi gördüğünü hissediyoruz. Bu adam çılgın, deli hatta üçkağıtçı olabilir, ama böyle damgalanması Hollywood’un tek boyutlu yaklaşımının ürünü. Misal Sylvain Chomet’nin “Paris, Seni Seviyorum”daki (“Paris, Je T’Aime”, 2006) diyalogsuz ama kalıcı Eyfel Kulesi kısa filmi bir pandomimciyi çok iyi anlatmıştır. Burada ise Gordon-Levitt’in aksanı ve sakarlıkları ‘karikatürize’ bir karakter getiriyor. Biyografik film kalıplarında ucuz numaralar harekete geçiriliyor. Bu yabancılaştırıcı ya da egosantrik bakış, Avrupa’da nasıl karşılanır bilinmez. Ama “Teldeki Adam”da (“Man on Wire”, 2008) gördüğümüz mucize olayın öncesine yerleştirilen kurmaca hikayenin bu kadar baştan savma durması affedilemez…

 Özellikle ilk 70 dakikada hiçbir şey olmayan film, İkiz Kuleler’e sızma planıyla birazcık ayaklanıyor. Ama o devrede Fransız kız arkadaşla ilişkiden arkadaşlarla diyaloglara kadar dramatik açıdan hiçbir şeyi çözemiyor. Sürekli karikatür kıvamındaki Petit’yi kendini rezil ederken buluyoruz.

 EN ÖNEMLİ ANLATI TERCİHİ ‘KITSCH’ BİR DOKU GETİRİYOR

 Aslında herkesin kendi dilini konuşması yerinde bir tercih. Fakat işin garibi Gordon-Levitt’in Fransızca bilmesine karşın ancak sesini çıkarmayacak inandırıcı duracağını gözlemlememiz... Özgürlük Heykeli’nin üzerine çıkan (dijital yapıştırma olduğu çok açık) Petit, oradan anlatıcı sesi desteği veriyor “Tehlikeli Yürüyüş”e (“The Walk”). Arkaya İkiz Kuleler’i almak aslında ‘kuşbakışı Manhattan’ görüntüsüne yol açıyor. Bu tercih görünürde filmin diken üstünde, tehlikeli ve gerilimli yürüyüşüne fantastik bir bakış katıyor.

 Ama tam aksine kabak gibi duran dijital yeşil ekran eklemesiyle ‘yapaylık’ı başlatan ilk hamle oluyor. Filmin bu temelden kopması, planlama aşamasındaki ‘üç boyutlu kısımlar seyirci getirsin yeter!’ arzusunu geride bırakması zor. Belli ki Zemeckis’in ilk kez çalıştığı ortak senarist Christopher Browne hiçbir katkı vermemiş. Senaryo aşamasında uğraşılmayan giriş ve gelişme bölümü, rastgele oluşturulmuş. Son 40-45 dakikada ise işi açı ve storyboard tercihleri çözüyor.

 UCUZ BİYOGRAFİNİN YERİNE BİRİNCİ SINIF MACERA FİLMİ GELİYOR

 “Tehlikeli Yürüyüş”, “Yerçekimi” (“Gravity”, 2013) ile başlayan ‘üç boyutlu gösteride hikayeye gerek yok roller coaster heyecanı için bir çekim senaryosu yazın yeter’ düşüncesinin tutmasından destek alıyor. Arka arkaya izlediğimiz “Everest” (2015) ile birlikte bu ‘Disneyland’ kafalı stratejiye bağlı kalmak iki filmi de uçurumdan aşağı sürüklüyor. Hollywood’un ucuzlukla imtihanı, gözlükleri çıkarınca daha iyi idrak edilebilir.

 Ama kabul etmeliyiz ki Zemeckis, Wolski’den destek alarak Petit’nin kulelerin tepesinde yürümesini müthiş bir gerilimle yansıtmış. Sonuç bölümünde ayrı bir görkem var. Aşağı doğru ilerlemekten havada dans etmeye kadar kamera hareketlerinde bir plan, özen var. Giriş ve gelişme kısmındaki C-tipi biyografik filmin yerine birinci sınıf bir macera filmi geliyor. Kontrolü ele geçiriyor.

 Gordon-Levitt’in çabası ve becerisine karşın yapay lenslerle rahatsız eden Petit, Depp’in “Kara Düzen”deki (“Black Mass”, 2015) Whitey Bulger’ı ile birlikte bu sezonun modasına ayak uyduruyor. Üstelik her iki karakterin hikayesinin merkezinde de 70’ler var! Bu durum Özgürlük Heykeli’nin üzerindeki bayağı anlatıcı tercihiyle bütünlenince filmin ‘kitsch’ (bayağılık estetiği) dokusu tutarlı duruyor, yara almıyor. Bunun yanında eş ile ilişki net değil, hikayenin ilerlemesi için fazlaca kasılıyor. Her şey derme çatma oluşturulmuş, rastgele arka arkaya dizilmiş izlenimi bırakılıyor.

 ZEMECKİS’İN EN KÖTÜSÜ

 James Marsh’ın “Teldeki Adam”ında akıllara duygunluk veren gerçek hikayeyi kanıksadığımızdan mı bilinmez, ama bir şekilde “Tehlikeli Yürüyüş”ün duygusu bize geçmiyor. İster istemez kendimizi 124 dakikaya zorla uzatılmış, destansı ve ciddiye alınması istenen bir Oscar projesinin içinde buluyoruz. 70’lere kulelerden bakış iyi, ama ötesinde makyaj ve saçlar çok yapıştırma duruyor. Kitsch dünya da Zemeckis’in en kötü filmine alan açıyor.

 Biyografik macera bir “127 Saat” (“127 Hours”, 2010) gibi olamıyor. Danny Boyle yetkinliği aranıyor. Zemeckis animasyonla ilgilenmekten fazlaca ‘efektçi’ yönünü güçlendirmiş. Eski kafada olsa filmin altından kalkabilirdi. Yarıda kalan ilişkiler, manasız komediyle sarılınca aslında sonuç kaçınılmaz. Sadece ‘İkiz Kuleler’i yeniden görmek isteyenler için bir ’11 Eylül’e ağıt’ ya da ‘New York güzellemesi’ canlanıyor. Ne yazık ki yönetmenin yıllar sonra kurmacaya döndüğü “Uçuş” (“Flight”, 2012) için akla gelen ‘her şeye rağmen kumaşını gösteriyor’ lafını bile hak etmiyor bu yapıt. Ancak ileriye sarıp son 40 dakikayı yakalarsanız keyif alabilirsiniz.

 FİLMİN NOTU: 3.6

 

Künye:

 Tehlikeli Yürüyüş (The Walk)

Yönetmen: Robert Zemeckis

Oyuncular: Joseph Gordon-Levitt, Charlotte Le Bon, James Badge Dale, Ben Kingsley, Ben Schwartz

Süre: 124 dk.

Yapım yılı: 2015

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!