Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Türkan Şoray’ın Sözcü Gazetesi'ne verdiği röportaj epeyce ses getirdi.

Manşetlere taşınan cümlelerin ötesinde sözlerinin tamamını dikkatle okudum.

Bence Türkan Hanım yaptığı yorumlarla sonuna kadar takdiri hak ediyor çünkü sözlerinde;

tarafgirlik yok, kutuplaşmaya karşı duruş var…

Mahallecilik yok, birlik beraberlik çağrısı var…

Sloganik cümleler yok, içtenlik var…

Siyasetçilere göz kırpmak yok, mazlumun, ezilenin yanında duruş var…

Abartılı bir karamsarlık yok, huzur veren bir iyimserlik var…

Memleket meseleleri hakkında soru sorulduğunda tribünlere oynamak için çırpınan, yandaşlıkta ya da müzmin muhaliflikte sınır tanımayan, bu yüzden de bir kesim tarafından alkışlanırken diğeri tarafından linç edilen ve sonra bu yüzden üzülen sanatçılarımız Türkan Şoray’ı örnek almalı.

Demek ki hem siyasi yorum yapıp hem de kıvamı kaçırmadan vicdanla, samimiyetle konuşmak mümkünmüş…

Sözcü Gazetesi de başlığa Türkan Hanım’ın mesajlarını dengeli bir biçimde yansıtan “Türkiye giderek kutuplaşıyor, orta yolu bulmalıyız” cümlesini taşımış. Bu vesileyle cımbızlamadan, röportaj yapılan kişiyi zor durumda bırakmadan da gündem yaratmanın mümkün olduğunu başta Sözcü’nün kendisi olmak üzere tüm medyamız görür umarım…

Bu arada AK Parti Milletvekili Ahmet Hamdi Çamlı dün Türkan Hanım’ı hedef alan bir paylaşım yaptı. Röportajın orijinalini okumadan ezbere bir tavır aldı zannediyorum. Çünkü Şoray’ın “Toplumda birbirimizi ötekileştirmeyerek, empati yaparak, birbirimizi dinleyerek, karşı görüşlüyse saygı duyarak orta yolu bulmalıyız. Bugün ülkemin görüş ayrılığı içinde kutuplaştığını görmek beni çok üzüyor. Birbirimizi yapıcı tenkit edelim, birbirimizden alacağımız ve birbirimize vereceğimiz çok şey var. Birlik içinde olalım” sözlerini okuduğu halde o paylaşımı yaptıysa ayıp etmiş olur, haksızlık ettiği için sinemamızın 'Sultan’ından özür dilemeli.

Ey mimarlar, mühendisler, müteahhitler, denetçiler ve mülk sahipleri…

Bundan böyle planını çizeceğiniz, inşa edeceğiniz, denetleyeceğiniz her bir binayı;

“Nasıl kâr ederim?” diye düşünerek değil, depreme çocuklarınızla birlikte içinde yakalanacakmış gibi…

Elif bebeğin, İdil Şirin’in, Buse’nin, Umut’un ve enkaz altında ölümle burun buruna gelen diğer canlarımızın gözünün içine bakar gibi…

Depremden sonra sorumlu tutulup gözaltına alınan o 9 kişiden biri de siz olabilirmişsiniz gibi…

Doğanlar, Emrah, Rıza Bey gibi çöken apartmanların enkazını aklınızdan bir an olsun çıkarmadan planlayın, denetleyin, inşa edin…

Öyle sağlam binalar yapın ki çocuklarınız ve torunlarınız sizi hayırla yâd etsin, beddua ile değil…

Burhan Kuzu’nun vefatının ardından pek çok kişi “Bakan olamadan göçüp gitti şu dünyadan” diye yazdı.

Oysa Kuzu’nun asıl gönlünde yatan bakanlık değil Meclis Başkanlığı’ydı.

3 kez niyetlenmiş, 3'ünde de partisinden yeşil ışık yanmayınca vazgeçmişti.

2 sene önce programıma konuk olduğunda bu yüzden AK Parti yönetimine kırgın olduğunu itiraf etmişti.

"Basın yazdı yakıştırdı ama bakanlık benim hiçbir zaman isteğim olmadı. Ama Meclis Başkanlığı için aday olmayı her zaman arzu ettim. Aday olsaydım muhalefet partileri de oy verirdi bana. Bu yüzden küskün değilim ama kırgınım” demişti…

Şimdi partisindekiler bu yüzden bir pişmanlık yaşar mı bilmem…

Allah rahmet eylesin…

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00