Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Önceki akşam program hazırlığı için Habertürk TV’nin stüdyolarının bulunduğu kata inmek üzere asansöre bindim. Benden önce yayın yapan Fatih Altaylı’nın konuğu, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’tı. Asansörden inerken "Kalabalık bir heyet kendisine eşlik ediyor olmalı" diye düşündüm…

Bırakın kalabalığı, sadece 2 kişi vardı.

Makyaj odasına geçtim, kuaför arkadaşlar kendi aralarında Yavaş’ın ne kadar mütevazı olduğunu, kanala girerken konvoyu olmadığını konuşuyordu.

Altaylı yayında da makam aracı meselesini sordu.

“Şu anda en lüks aracımız Megan. Ben de örnek olayım diye 2012 model minibüse biniyorum.

Çakarları kaldırdık. Biz devlet memuruyuz. Ne özelliğimiz var? Milletin önüne geçmek için ne aciliyetimiz var? Zabıtanın, itfaiyenin, polisin olabilir. Bu konuda genelge yayınladık" yanıtını aldı.

Hani son dönemde anketlerde muhalefetin Cumhurbaşkanı adayları arasında en yüksek oyu Yavaş’ın aldığı söyleniyor ya, sebebini uzaklarda aramayın…

HDP’nin eski eş genel başkanı Selahattin Demirtaş, “Eğer muhalefetteki milliyetçi odaklar demokrasi ittifakına engel olmaya devam edecekse HDP öncülüğünde 3'üncü bir ittifak kurulabilir” demiş.

Ne demek istiyor Demirtaş? “Eğer ki İYİ Parti HDP ile açıkça ittifak kurmayı reddetmeye ve aleyhimizde açıklamalar yapmaya devam ederse biz de Millet İttifakı’nı dışarıdan desteklemeyiz, seçmenimizin oy vereceği bir 3'üncü ittifak kurarız, hatta CHP’yi de yanımıza alırız” demek istiyor.

Peki günün sonunda HDP’nin böyle bir 3'üncü ittifak kurma imkânı ya da olasılığı var mı? Bence kesinlikle yok.

Çünkü muhalefet blokunu bir arada tutan Kemal Kılıçdaroğlu İYİ Parti’yi asla yalnız bırakmaz.

HDP ise 3'üncü ittifak adı altında küçük sol partilerle tek başına ittifak kurmaya kalkışarak kenarda kalmayı göze alamaz.

Peki Demirtaş şimdi neden böyle bir çıkış yapıyor?

Tabii ki İYİ Parti kurmaylarını tehdit etmek ve Meral Akşener ve Kılıçdaroğlu’na rest çekmek için…

Peki Akşener ve Kılıçdaroğlu bu rest karşısında ne yapar?

Şimdilik duymazdan gelir ve kulak arkasına atarlar.

Nitekim dün ikisi de bu konu sorulduğunda geçiştirmiş. Kılıçdaroğlu "Herhangi bir değerlendirmem yok”, Akşener ise "Şu anda seçime yönelik bir çalışma yok” demiş.

Demirtaş’ın bu çıkışı bana Akşener’in Habertürk TV yayınındaki sözlerini hatırlattı.

İlginç ama pek dillendirilmeyen bir gerçekten bahsetmişti Akşener.

“Kanaat önderi konumunda sürekli diskur çeken insanlar var Türkiye’de. Bir taraftan HDP’yi koruduğunu iddia eden ve bize parmak sallayan bir kesim var. Kürtleri hem koruyup hem de tanzim etmeye çalışıyorlar ama bunlar Türk. Aralarında sol liberaller de muhafazakâr liberaller de var. Buna karşılık bir de Kürtlere çirkin bir biçimde parmak sallayan bir kesim var. Onlar da Türk. Bu arada dönüp Kürtlere 'Sen ne düşünüyorsun?' diyen yok” demişti.

Burada "İYİ Parti’ye diskur çeken kanaat önderi liberaller" vurgusu önemliydi. Çünkü bugün Demirtaş’ın 3'üncü ittifak restinin arkasında da İYİ Parti’ye sol kesimden yapılan ‘HDP ile iyi geçinme’ baskısının izdüşümü var.

Bir tarafta Cumhurbaşkanlığı adaylığı için göz kırpan Ekrem İmamoğlu’nun HDP’ye verdiği sıcak mesajlar, diğer tarafta İYİ Parti’nin HDP’den gelen açıklamalara karşı azalan tahammülü…

Bu şartlar altında muhalefetin ilk turda ortak aday çıkarma ihtimali giderek güçleşiyor.

AK Parti Grup Başkanvekili Bülent Turan, BBC Türkçe’ye bir mülakat vermiş. Büyük kongre sonrası AK Parti’nin nasıl bir çizgi izlemesi gerektiğini anlatırken samimi tespitlerde bulunmuş.

“Yollar, köprüler, hastaneler yapıldı. Ama AK Parti'yi kıymetli kılan yol yapmaktan öte bir şey. Belki 15 sene önce kıymetliydi ama insanlar zaten yol, okul, köprü yapabileceğini gördüler. Şimdi AK Parti'den farklı bir şey bekliyorlar. Bu farklı siyaseti, farklı parametreyi tekrar inşa etmek zorundayız.

Halkla kucaklaşmak, buluşmak, o kuruluş yıllarımızdaki mahalle kültürünü, kapı kapı dolaşma kültürünü inşa etmek durumundayız. Önceden insanlar bize oy vermese de 'Seni seviyorum' derdi. Şimdi 'oy veren', 'vermeyen' diye arada kavga ediyoruz, geriliyoruz. Bu yeni dönemde, bu kapı kapı dolaşmak, tekrar kendi ruhuna dönmek, tekrar milletin kendi iç dünyasında bizi koyduğu yere erişmek; aslında oy vermese de bizi seven, güvenen, emin kılan anlayışı öne çıkaracak” demiş.

Kürşat Ayvatoğlu meselesinde de özeleştiri yaparak “Bir memuru işe alırken bile 1-2 ay süren güvenlik soruşturması var. Bizim partimize bu kadar yanlışı olan bir kişinin bu kadar rahat işe girmesi, bizim kendi kusurumuz” açıklamasında bulunmuş.

Yeni dönemde en yukarıdan en aşağıya tüm parti Bülent Turan’ın bu gerçekçi ve kucaklayıcı çizgisini sahiden benimsese keşke ama hepimiz biliyoruz ki AK Parti’nin tek bir çizgisi yok artık.

TBMM, PTT’ye 2020’de milletvekillerinin kişisel pul hizmetleri için tam 4.4 milyon TL ödemiş.

Sadece bu yılın 2 ayında 211 bin TL’ye yakın pul parası verilmiş.

Haberi okuyunca “Yok artık” dedim.

Parti ayrımı yapmaksızın söylüyorum; tüm milletvekilleri bu gereksiz masrafı bırakmalı artık.

Elektronik posta diye bir şey varken, seçmenlerinize ya da muhataplarınıza mail atabilecekken ne diye zarflı-pullu mektup gönderiyorsunuz Allah aşkına?

O harcanan kâğıtlara da milletin vergileriyle bastırdığınız özel pullara da yazık.

Hele de şu pandemi döneminde millet zar zor geçinirken 4.4 milyonluk pul nedir yahu?

Seçmenlerinizin kalbini çalmak istiyorsanız onlara zarfı açıp okuduktan sonra çöpe atacakları tebrik kartları göndermek yerine sosyal medyadan içten bir video paylaşın. Hem daha geniş bir kitleye ulaşmış olursunuz…

Aslında bu konuda 2 hafta önce kısmi bir düzenleme yapılmış. 2 eski HDP milletvekilinden birinin 600 bin, diğerinin 54 bin TL'lik özel pul bastırdığı ortaya çıkınca Meclis yönetimi milletvekillerinin özel pullarının basım masrafını karşılamama kararı almış. Sadece normal posta giderleri karşılanmaya devam edilecekmiş.

Normal posta giderlerine de karşı çıkalım. Zaten mesele sadece pul ya da mektup değil, milletvekilleri yıllık 57 bin TL'lik iletişim gideri masrafı alabiliyor. Bu da müsriflik…

Geçen temmuzda aramızdan ayrılan Seyfi Dursunoğlu, mirasını Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ne bırakmıştı. Fakat vasiyeti hâlâ yerine getirilememiş çünkü Dursunoğlu’nun 2 yeğeni ‘vasiyetnamenin iptali’ için dava açmış.

Bunun üzerine ÇYDD de tereke tespit davası açmış, sonra da bu davanın masraflarının Dursunoğlu’ndan geriye kalan paralardan karşılanmasını talep etmiş. Fakat o arada tereke memuru değişmiş falan… Süreç uzadıkça uzamış.

Yahu bu ülkenin en sevilen sanatçılarından biri kendi arzusuyla mirasını ÇYDD’ye bırakıyorsa mesele neden bu kadar uzatılıyor.

Yeğenlerinin yaptığı da yanlış, çok seviyorsalardı sağlığında sahip çıksalarmış.

Allah aşkına yerine getirin şu vasiyeti, Dursunoğlu’nun kemiklerini sızlatmayın…

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00