Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Berna Laçin’in basın kartı sahibi olduğu için aşı olabildiğini duyunca açıkçası ben de biraz şaşırdım. 10 yıldır köşe yazarı olduğu için basın sigortası olduğunu anlayınca şaşkınlığım geçti. Son derece legal olan hakkını kullanmış Laçin.

Buna karşılık Yılmaz Özdil’in "Sırası gelmeden aşı olanlar bırak gazeteci olmayı, insan bile değil" yorumunun ise son derece abartılı ve haksız bir çıkış olduğunu düşünüyorum.

Elbette Yılmaz Bey aşı için yaş sırasını bekleyebilir. Ama aşı olmayı tercih eden meslek emekçilerine “İnsan bile değil” demesi pek yakışık almadı doğrusu...

Basın çalışanlarına verilen aşı imkânı ayrıcalık değil haktır. Hepimiz yalnızca kendimiz için değil vatandaşlık sorumluluğu gereği aşı olacağız.

Evinden çıkmadan köşe yazma imkânı olanlara diyeceğim yok ama sürekli çalıştığı kuruma gidip gelen gazeteciler, hele de ki halk ile mesleği icabı iç içe olan muhabirler hem risk altındalar hem de başkaları için risk teşkil ediyorlar. Bu nedenle gazetecilere verilen aşı hakkını eleştirenleri sahiden anlamıyorum.

Belki burada yapılabilecek tek eleştiri sadece basın kartı sahiplerine bu hakkın tanınmış olmasıdır. Bu konuda daha geniş bir düzenleme yapılabilirdi.

Peki ben aşı olabildim mi? Hayır çünkü benim de basın kartım yok.

Ama ben olamıyorum diye aşılanan meslektaşlarıma laf edecek değilim.

Ramazanda restoranlar kapalıyken teravih namazının kılınacak olmasını adaletsiz bir uygulama olarak görenler olmuştu.

Bu konudaki eleştirileri ben de geçen hafta dillendirmiş, meselenin din özgürlüğü olmadığını, tam tersine restoranlar açık ve camiler kapalı olsaydı bunun da adil olmayacağını yazmıştım.

Dün Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş bu konuda yeni bir açıklama yaptı ve karardan vazgeçtiklerini, istişareler neticesinde teravih namazının camilerde değil evlerde kılınmasının daha uygun olduğuna karar verdiklerini söyledi.

Ayrıca aşı olmanın orucu bozmayacağını da ekledi.

Yanlışları nasıl eleştiriyorsak doğru adımları takdir etmeyi de bilmeliyiz.

Salgınla mücadele ve toplumsal uzlaşı açısından son yerinde kararlar bunlar.

Kabinenin değişeceği iddiaları ne zaman ayyuka çıksa, Cumhurbaşkanı Erdoğan rüzgârın tersine gidip değişiklik yapmıyor.

Hatta değiştireceği varsa bile bu tartışmalar çıkınca vazgeçiyor.

Geçen hafta Marmaris’te birkaç gün dinlenmeye çekilince “Bu sefer kesin, hafta sonu isimlere çalışacak” lafları yayıldı.

Pazar gecesi Resmi Gazete beklendi, pazartesi gözler MYK toplantısı sonrasına çevrildi ama nafile...

Bu iddialar da boşa çıktı.

Ben artık şundan şüphe etmeye başladım, acaba Cumhurbaşkanı görevden alınacakları korkusuyla bakanlar işlerine dört elle sarılsın diye el altından gündemde tutuyor olabilir mi bu meseleyi?

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00