Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Rize’deki kurdele kesme merasimi sırasında çocuklarla kurduğu iletişim dün sosyal medyada epeyce mevzu oldu. Saçının bir kısmını uzatıp tepesinde toplayan bir çocuğa “Ulan oğlum ne bu hal? Allah iyiliğini versin. Geç şuraya!” demesini ve kurdeleyi erken kesen minik bir çocuğun kafasına tık tık vurarak çocuğu da gülümseten bir uyarıda bulunmasını yadırgayanlar oldu.

Oysa ortada Rizelilerin ya da genel anlamda Erdoğan’ı seven AK Parti seçmeninin kızacağı bir durum yok. Aksine Erdoğan’ın ‘tatlı-sert muhafazakar baba’ figürüyle uyumlu bu davranışlar. Hatta örtülü bir şefkat de içeriyor.

Pedagojik açıdan yanlış mıdır değil midir fikrim yok ama oradaki halkın şaşırdığını ya da çocukların alındığını zannetmiyorum.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun evinin mutfağından çektiği videolar etkili olunca Meral Akşener’in ekibi de almış bir küçük kamera Akşener’in Belgrad ziyareti esnasında oteldeki bir odadan videosunu çekmiş.

Yalnız Akşener’in ilk denemedeki performansı Kılıçdaroğlu’nunki kadar başarılı değil. Aslında çekimin kalitesi ve doğallığı iyi ama Akşener’in gözü konuşurken sürekli yana kayıyor. Kameranın sağ tarafındaki bir metni okuduğu izlenimi uyanıyor.

Bu durumu fark eden Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank da “Prompterlı kameralar var onlardan alırsanız metni okumak için kafanızı sürekli sola çevirmek zorunda kalmazsınız...” diye takılmış Akşener’e Twitter’dan.

Varank önerisinde haklı olsa da kendisinin yerinde olsam bu meseleyi fazla kurcalamazdım. Zira Cumhurbaşkanı da neredeyse hiç promptersız konuşmuyor artık. Hatta bu alışkanlığı bayram mesajı sırasında talihsiz bir kazaya da neden oldu malum.

Bana göre tüm siyasetçiler bu prompter olayından kurtulmayı ya da en azından asgari düzeye indirmeyi denemeli.

Çünkü bir süre sonra doğaçlama konuşma kabiliyetleri zayıflıyor. Vatandaşla karşılaştıklarında gaf yapma olasılıkları artıyor.

Bu arada dün mesele büyüyünce Akşener’in basın danışmanı Murat İde’yi arayıp “Metni kartona mı yazıp tuttunuz?” diye sordum. “Metinden okumuyordu ama oda çok kalabalıktı, gözü sürekli yanda hareket edenlere takıldı” diye bir açıklama yaptı. Videoyu tekrar izledim, bana yine de yandan okuyor gibi geldi, bilemiyorum ama bir sonraki video için biraz pratik yapmalarında fayda var!

 

 

AK Partili eski bakan Erdoğan Bayraktar’ın tartışma yaratan sözlerinden sonra Meral Akşener, Cuma günü İsmail Küçükkaya’nın programında, 17-25 Aralık soruşturmalarında adı geçen dört eski bakanla ilgili ilginç bir öneride bulundu. 

“Önümüzdeki günlerde AK Parti bizzat kendisi Meclis’te bir soruşturma komisyonu kurup, çok da uzatmadan söz konusu 4 bakanın Yüce Divan’a gönderilmesini sağlayabilirse Türkiye bu bir türlü unutamadığı, zaman zaman zaman ortaya çıkacak olan travmadan kurtulur. Eğer bu arkadaşların hiçbir suçu yoktuysa aklanıp geri dönerler. O dönemde yargıda FETÖ’nün adamları var diye kaygıları vardıysa bugün öyle bir sorunları da yok. Bu Erdoğan ve arkadaşlarının faydasına olur” dedi.

17-25 Aralık süreci tarihe bir FETÖ kumpası olarak geçti. O sürecin planlı bir operasyon olduğu 15 Temmuz süreci ile bir kez daha teyit edilmiş oldu. Ne var ki söz konusu bakanlar ile ilgili yargı sürecinin başlatılmamış olması AK Partililer açısından da bir kambur olarak durmaya devam ediyor. Erdoğan Bayraktar’ın sonradan toparlamaya çalıştığı son çıkışı ve Cemil Çiçek’in sözleri bunun apaçık birer kanıtı…

Muhalefet olur da seçim kazanırsa meseleyi tekrar yargıya taşımayı deneyecektir. Bunu tahmin etmek için müneccim olmaya gerek yok.

Meral Akşener’in önerisi işte bu açıdan ilginç. AK Parti’ye “Bu işi siz kendi döneminizde kendi ellerinizle çözün, sonraya bırakmayın” diyor.

Rövanşist bir tavırdan ziyade dostane bir öneri gibi duruyor sözleri.

Peki AK Partililer Akşener’in teklifini dikkate alırlar mı yoksa FETÖ kumpasını tartışmaya açmayı doğru bulmayacakları ve iktidarı yıpratmaktan çekinecekleri için konunun kapanmasını mı beklerler? 

Muhtemelen ikincisi… Yine de dikkat çekici bir çıkış yaptı Akşener.

 

 

 

Yargıtay’ın yeni hizmet binası ile Adli Yıl Açılış Töreni'nde Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın yaptığı duaya Yargıtay Başkanı Mehmet Akarca’nın cübbesiyle eşlik etmesi ve 30 Ağustos Töreni'nde, Diyanet İşleri Başkanı’nın protokolde Genelkurmay Başkanı'nın önünde yer alması tartışılıyor günlerdir.

Belli ki iktidar oyunu bildiği sahaya, yani laiklik-dindarlık tartışmasına çekerek maçı bir kez daha kazanmak istiyor.

Bu apaçık ortadayken eski ezberlerden kopamayanlar “Eyvah laiklik elden gidiyor” diye isyan ediyor.

Başta Muharrem İnce olmak üzere bir grup Kemal Kılıçdaroğlu’nu söz konusu duruma itiraz etmediği için eleştiriyor.

Oysa Kılıçdaroğlu, laiklik-dindarlık çatışmasının iktidara kazandırırken muhalefeti kendi çekirdek tabanına hapsedeceğini görüyor.

AK Parti önümüzdeki dönemde din eksenli icraatları arttırmaya ve Saadet, Gelecek, Deva üçlüsünün etkisini minimize ederek, “Onlar ve biz” ayrımı üzerinden sağ muhafazakar oyları Cumhur ittifakında tutmaya çalışacaktır.

Bunda şaşılacak bir durum yok. Asıl şaşılası olan muhalefet içinde bir kanadın hâlâ geçmişten ders çıkaramamış olması...

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu sosyal medya hesabından paylaştığı videoyla gençlere 6 vaadini açıklamış.

“Gençlerin alacağı ilk sıfır otomobilde ÖTV sıfırlanacak. İlk internet aboneliklerinden vergi alınmayacak” gibi elle tutulur, basit ama cazip öneriler getirmiş.

AK Parti’nin Meclis çoğunluğunu kaybettiği 7 Haziran seçimleri öncesinde CHP’nin emekliye bayram ikramiyesi ve asgari ücrete zam vaadi oldukça başarılı olmuştu. Çünkü o da somuttu. “Ekonomiyi düzelteceğiz, demokrasi getireceğiz” gibi genel geçer sözler değil, başı sonu belli çözüm alternatifleri getiriyordu.

Etkili muhalefet için atomu parçalamaya gerek yok. Eleştirdikleri ne varsa, onları nasıl düzelteceklerini anlatsalar yeter.

Örneğin gençler için yaptıkları şu somut önerileri, işçiler, emekliler, kamu çalışanları, ev kadınları, iş verenler, sanayiciler gibi farklı kesimler için de yapsalar...

Mülteci sorununu nasıl çözeceklerini, dış politikada neyi değiştireceklerini lafı dolandırmadan anlatsalar...

Daha önemlisi her şeyin önünde tuttukları parlamenter sisteme dönüş nasıl, ne şekilde ne kadar süre içinde gerçekleşecek, seçimden sonra ne yapacaklar, teknik detaylara boğmadan açıklayabilseler...

CHP sadece eleştiren parti konumundan çıkıp çözüm öneren parti pozisyonuna yükselebilir.

Ve maçı dindarlık-laiklik sahasından çıkarıp iktidarı ideoloji üstü ekonomi sahasında oynamaya zorlayabilir.

Üstelik bu alandaki rekabet vatandaşın gerçekten hayrına olur. Halk manevi değerlerinin tehlikede olacağı kaygısına kapılmadan, kimin dertlerine çare üreteceğini düşünüyorsa sandıkta ona oy verir.

 

 

"La Casa de Papel’in yeni sezonu gelmiş" dediler, 5 bölümü oturup tek seferde izledim.

Tek sefer dediğime bakmayın, ite kaka izledim desem daha doğru olur zira eski sezonlardaki zekâ ve kıvraklıktan eser yoktu.

Her bölümün içine asıl hikayeden kopuk yavru bölümler ekleyip flashback’ler ile hikayeyi sündürdükçe sündürmüşler.

Çatışma ve operasyon sahnelerini gereksizce uzatıp ucuz aksiyon filmlerine çevirmişler.

“Aralık ayında final yapacak, bitmeden nasıl biraz daha ekmeğini yeriz” diye düşünmüş yapımcılar belli ki.

Bir bölümlük olayı haftalarca uzatan Türk dizilerine dönmüş.

Son sezonu böyle olmaz inşallah.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00