Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanlığı adayı olacağı yönündeki iddialar sorulunca “Hedefim İstanbul’da tarihin en başarılı belediye başkanı olmaktır, daha ötesi yok” demiş.

Bugüne kadar adaylık tartışmalarına ilişkin en doğru yanıtı bu oldu bence.

İmamoğlu Cumhurbaşkanı adaylığı için fazla hevesli göründükçe hem parti içinde hedef oluyor hem de halkın gözünde “Derdi İstanbul değil” imajı uyandırıyor.

Oysa yapması gereken basit. Mansur Yavaş’ın taktiğini uygulayarak sadece icraatla gündeme gelmek, siyasi tartışmalara daha fazla kafa uzatmayıp seçimden önce çizdiği çalışkan mütevazı profili korumak ve daha önemlisi seküler seçmenin sosyal medya gazına gelmeyip ikinci turda 9 puan almasını sağlayan sağ-muhafazakâr seçmenin gözündeki yerini yıpratmamak.

Tamam, 30 Ağustos kutlamaları, Cumhuriyet temalı göndermeler, valsler falan gayet havalıydı, laik CHP tabanının yüreğine su serpti ama İmamoğlu bugün o koltukta bulunuyorsa sebebi vals falan değil seçimden önce kıldığı cuma namazları, kenar mahallelerde diz çöküp oturduğu iftar sofralarıydı.

CHP, İYİ Parti ve HDP'den gelen desteğin üzerine muhafazakârların da oyunu ekleyerek yüzde 54 oranını yakaladı.

CHP tabanının İmamoğlu’ndan memnun olması önemsiz demiyorum elbette. Bugün Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığı karşısında İmamoğlu’nun daha şanslı olduğunu düşünüyorsak bu taban desteği ve anket sonuçları sayesinde. Fakat anketlerdeki bu avantajı sağlayan tek başına CHP seçmeni değil, laik- mufazakâr, sağ-sol, Kürt-Türk tüm çevrelerden oy alma potansiyeli…

İmamoğlu’nun Güneydoğu’da kayyum atanan belediyeleri ziyaret etmesi, Pervin Buldan ile boy göstermesi, “HDP kapatılmasın” demesi… Tüm bu hamlelerinde adres Kürt seçmen olduğu kadar CHP Genel Merkezi’ydi. “HDP tabanının oylarını ancak benim adaylığımla alabiliriz” diyordu. Etkili de oldu ama bu kadarı yeterli. Bundan bir adım ileri gitmesi bu sefer de Kemalist ve milliyetçi seçmeni rahatsız edebilir.

Yani İmamoğlu öyle bir denge oluşturmak zorunda ki kendisine oy veren koalisyonun hiçbir kanadını incitmediği gibi parti genel merkezine karşı da kendisini yalnızlaştırmamalı.

AK Parti İmamoğlu “Çalışmıyor” tezi üzerinden yıpratmayı deniyor. Ulaştırma Bakanlığı’nın yaptığı metro hatlarına U sembolü asma kararı iyi bir iletişim golüydü.

Ama İstanbul’un taksi sorunu veya Taksim Meydanı projesi gibi konularda önünün kasıtlı olarak tıkandığı apaçık ortada.

Merak etmesin halk gerçek icraatı da, engellemeyi de, şovu da görüyor. O dediği gibi, İstanbul’da tarihin en başarılı belediye başkanı olma hedefine odaklansın. Bunu hakkıyla başarabilirse kendisi talip olmasa bile aday gösterilir zaten.

AK Parti ve MHP seçime ittifak ile girdiler ama seçimden sonra MHP’li isimler kabinede yer almadı. Devlet Bahçeli bunu tercih etmedi. Pozisyonunu “Denge denetleme” olarak tanımladı.

Önümüzdeki dönem iktidara talip olan muhalefetin şimdi karar vermesi gereken asıl mesele de bu. Tek aday veya ikinci tur fark etmez, seçimi kazanırlarsa ortak kabine kuracaklar mı? Yoksa AK Parti-MHP ittifakında olduğu gibi adayı kazanan parti kendi kabinesini mi oluşturacak?

İYİ Parti’den Cihan Paçacı’nın “Kılıçdaroğlu tekil hareket ediyor” çıkışı bu anlamda son derece anlamlıydı.

Kılıçdaroğlu 6 ay kadar önce tüm muhalefet liderlerini kapsayacak ortak bir yönetimden söz etmişti. Ben yayınlarda bunu 'liderler kabinesi' formülü olarak özetlemiştim. Bu tabir o dönem günlerce konuşulmuştu.

Peki, Cumhurbaşkanı adayı her kim olursa olsun, diğer muhalefet liderlerinin de içinde yer alacağı, örneğin Ali Babacan’ın ekonominin dümenine geçeceği geçici bir hükümet fikri bugün hâlâ geçerli mi?

Eğer bu türden bir koalisyon hükümeti düşünülüyorsa muhalefetin sadece sistem değişikliği değil, ekonomi, tarım, eğitim, dış politika gibi konularda ortak programlar açıklaması mantıklı olur.

Yok eğer CHP’nin Paçacı’ya verdiği yanıttaki gibi parlamenter sisteme dönüş hariç, her parti kendi politikalarını açıklayacaksa o zaman seçimi kazanmaları durumunda nasıl bir hükümet kuracaklarını, kimin programını uygulayacaklarını halka anlatmaları lazım.

Bu hem kendi aralarındaki hem de seçmen gözündeki güven sorununu çözer.

Aslında iki senaryonun da kendine göre avantajları var. Her partinin kendi çözüm önerilerini ortaya koyması, ayrı ayrı güçlenmelerini sağlar. Bu, muhalefetin toplam oylarını etkiler.

Ortak programlar açıklamaları ise halkı muhalefet blokunun mevcut sorunları çözebileceğine dair daha kolay ikna eder. Sistem değişikliğinin başarılabileceği izlenimini de güçlendirir.

Lafın kısası, Millet İttifakı içinde büyük bir kriz yok, sadece gizli rekabetler ve belirsizlikler var.

Bu belirsizliklerin istikrarsızlık algısı yaratmaması için hangi yoldan gideceklerine karar vermeleri lazım.

Adaylık sinyali, mutfak videoları, seçim vaatleri, mülteci meselesindeki popülist çıkışlar derken CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu hem kendisinin hem de partisinin oyunu hareketlendirmeyi başardı.

Geçen akşam Açık ve Net’te Nasuhi Güngör son anketlerde CHP’nin oylarının artma eğiliminde olduğunu anlattı.

İşin sonunda ister aday olsun ister oyun kurucu olarak başka isme işaret etsin, Kılıçdaroğlu yaptığı son atılımdan güçlenmiş olarak çıkacak.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00