Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Dün Kıbrıs’ta yayın yapan Avrupa Gazetesi’nde çok garip bir haber vardı. Türkiye’nin politikalarını eleştiren Kıbrıslı 42 aydın, yazar ve siyasetçiye Türkiye’ye giriş yasağı getirildiği, bu isimler arasında eski KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın da olduğu öne sürüldü.

Özellikle cumhurbaşkanlığının son döneminde Mustafa Akıncı ile AK Parti iktidarının arasının açık olduğunu biliyoruz. Hatta seçim dönemi geldiğinde Akıncı karşısında aday olan Ersin Tatar’ı açıkça desteklemişlerdi.

Anlaşmazlığın arkasında hem Akıncı’nın Kıbrıs’ın geleceğine ilişkin görüş farklılıkları hem de Ankara’dan bağımsız bir Kıbrıs kimliği oluşturma niyeti yatıyordu.

Hatırlarsanız, 2015’te kurduğu “Biz artık yavru vatan değiliz” cümlesi epeyce tartışma yaratmış ama sonradan kriz aşılmış, Türkiye ile diplomatik ilişkiler normal bir düzeyde seyretmeye devam etmişti.

Yani iki taraf arasında politik düzeyde bir mesafe olduğu doğru ancak ortada Akıncı’yı 'Türkiye düşmanı' ilan edecek, ülkeye girişini yasaklayacak bir kriz yoktu.

Haberde bir hata olması kuvvetle muhtemeldi çünkü kararın geçen yıl eylül ayında oluşturulduğu iddia ediliyordu.

Oysa Kıbrıs’taki son Cumhurbaşkanlığı seçimi Ekim 2020’de yapılmıştı.

Kimin seçileceği dahi belli değilken görevdeki Cumhurbaşkanı’na Türkiye'ye giriş yasağı konmuş olamazdı.

Mustafa Akıncı’ya yakın kaynaklar, haberi gördüklerini ancak henüz kendilerine ulaşan bir bilginin olmadığını söylüyordu.

Yetkililerden bir açıklama gelmeyince dün akşam konuyu Ankara'daki kaynaklara sordum. Haberin tamamen uydurma olduğunu açıkladılar.

Avrupa Gazetesi böyle bir haberi nasıl yaptı bilemiyorum. Sonuç itibarıyla tehlikeli bir suçludan veya teröristten değil Kıbrıs halkına hizmet etmiş bir eski Cumhurbaşkanı’ndan söz ediyoruz.

Netanyahu veya Sisi’ye bile ülkeye giriş yasağı koymayan Türkiye, Akıncı’yı neden listeye alsın ki...

Hepimiz bal gibi biliyoruz ki Tamer Karadağlı’nın Altın Portakal Ödül Töreni'nde yaptığı densizliğin politik görüşleriyle falan ilgisi yoktu.

Ödül vermeye sahneye çıktı. Nihal Yalçın ödülü alıp sonra konuşacağına önce mikrofona yönelince hepi topu 4 dakikacık sabredemeyen Karadağlı önce abuk subuk mimikler yaptı. Sonra da egosunun esiri olup konuşmanın ortasında ödülü uzattı.

Yalçın espriyle karışık tepki gösterince de “Ödülü havaya kaldırarak konuşun diye yaptım” diye durumu toparlamaya çalıştı. Olmadı.

Tepkiler büyüyünce büyük bir karakter zayıflığı göstererek meseleyi siyasi zemine çekti. Milliyetçi vatansever rolüne bürünüp kendisini haklı çıkarmaya çalıştı.

Eğer ki Nihal Yalçın’ın politik görüşlerine samimi olarak karşı olsaydı daha baştan ona ödül vermeyi reddedebilirdi.

Sahnedeki konuşmadan rahatsız olduysa protesto edip inebilirdi.

Oysa meselenin politik görüşle filan ilgisi yoktu, tamamen bir ego meselesiydi.

Gelen linç yağmuruna karşı milliyetçilik şemsiyesinin altına girdi.

Dolayısıyla Karadağlı’ya destek veren siyasetçilerimiz bilmeli ki bu tür samimiyetsiz tipler yarın öbür gün başka bir gaf yaptıklarında kendilerini kurtarmak için birden başmuhalif haline dönüverirler.

Çünkü onlar için siyasi duruş amaç değil araçtır.

“Film festivallerinin ödül törenlerinde siyasilere dokundurmak âdettendir. Dünyada da bu böyledir” demiştim.

Bakın Londra Film Festivali'nde George Clooney, eski ABD Başkanı Donald Trump için "Kızların peşinden koşan bir dangalaktı" demiş.

Bizim sanatçılarımız sadece “Ülkede baskı atmosferi var”, “İstanbul Sözleşmesi yaşatır” filan diyorlar, buna rağmen büyük olay oluyor.

Elin memleketinde politik eleştirinin haddi hududu yok.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00