Carolyn, 550 kilogram ağırlığındaki bir deniz ineğine sırılsıklam aşık olmuştu. Kendisi Florida’daki bir doğa tarihi müzesine bir işe girebilmek için başvurmuştu. Müzede açık bir pozisyon vardı: Snooty adını taşıyan 30 yaşındaki deniz ineğine bir bakıcı aranıyordu. Carolyn’in deniz memelileriyle çalışmak konusunda hiçbir deneyimi yoktu; fakat yine de söz konusu pozisyonu ona teklif ettiler. Carolyn o sırada hayatının değişmekte olduğundan habersizdi. Beyni yumuşak bir toptan küçük olmasına rağmen bu hayvanın tuhaflık arz eden, bilge bir görüntüsü vardı. Normalde bu pek çoğuna sinir bozucu gelebilirdi ama Carolyn ona aşık olmuştu işte.
20 yıldan uzun bir süre boyunca Carolyn’in hayatı Snooty’nin etrafında döndü. Neredeyse her gününü onun yanında geçirdi; hatta izinli olduğu günlerde bile Snooty’nin ziyaretine gitti. Yiyecek, ilişkilerinin en önemli parçasıydı. Deniz inekleri vejetaryendir ve Carolyn hayvanı kendi elleriyle besliyordu; bu da her gün, çoğu göbek salatadan oluşan 60 kilo lifli yeşil sebze anlamına geliyordu.
Fakat gittikçe yaşlanan bir deniz ineğiyle geçirilen hayatın birtakım olumsuz tarafları vardır. Snooty de Carolyn’in ona düşkün olduğu kadar tutkuyla bağlanmıştı bakıcısına. Carolyn ile kocası iki haftalık tatil kaçamağı yaptıklarında Snooty büyük bir üzüntü yaşar ve yemeden içmeden kesilirdi. Çoğu zaman Carolyn’e Snooty’nin yine yemek yemediğini bildiren bir telefon gelir ve kadıncağız hayvana sevecenlikle birkaç kiler dolusu atom salata ikram etmek üzere alelacele geri dönerdi.
Bir zaman geldi, Carolyn tatile çıkmayı hepten bıraktı. Kocasının onu hayattaki önceliklerini belirleyememekle, yarım tonluk biçimsiz bir balina yağı ve kas kütlesini onu sevdiğinden daha çok sevmekle suçlaması, tam da bu döneme rastladı…

SEVDİKLERİMİZ TİKSİNDİKLERİMİZ YEDİKLERİMİZ - Hal Herzog (Çev: Yeşim Seber / YKY)
SEVDİKLERİMİZ TİKSİNDİKLERİMİZ YEDİKLERİMİZ - Hal Herzog (Çev: Yeşim Seber / YKY)

İNSANIN VİCDAN TEMİZLEME ÇABASI

Hayvanlarla ilişkilerimiz duygusal açıdan da böylesine karmaşık bir hal alabilir. “Sevdiklerimiz Tiksindiklerimiz Yediklerimiz” kitabında bunu soruyor Hal Herzog da: “Hayvanlar hakkında tutarlı düşünmek neden bu kadar zordur?”
Herzog, 30 yıldan fazla süredir insanlarla hayvanlar arasındaki ilişkinin psikolojisini inceleyen, dünyanın önde gelen antrozoologlarından. Hayvan hakları aktivizmi, horoz dövüşlerine ilişkin çarpık ahlâki yargılar, evcil hayvan bakıcılığının dünden bugüne geçirdiği dönüşüm ve hayvan destekli terapilerin verimliliği gibi çeşitli konulardaki önemli çalışmaları saygın dergilerde yayımlandı. “Animals and Us” (Hayvanlar ve Biz) adlı bir de çok takip edilen bloğu var. Tavsiye edilir.
Hayvanlarla (ve bitkilerle) insanoğlunun iletişimi, onların farklı dünyalarının keşfiyle ilgili son dönemde sayısız kitaba tanık oldum, bir kısmını da burada yazdım. Bu alandaki literatür giderek kabarıyor çünkü muhtemelen insanoğlu artık vicdanını, bugüne kadar hor gördüğü diğer canlılarla daha iyi iletişim kurarak temizleyeceğini düşünüyor. Bunun için de hem evindeki hem yabandaki hayvan ve bitkileri tanımaya çalışmakla koyuluyor yola. “Sevdiklerimiz Tiksindiklerimiz Yediklerimiz” bu kitapların içinde en iyi ve okunması gerekenlerden.

ABD’DE KEDİLER HER GÜN 3 MİLYON TAVUK YİYOR  

Çünkü Hal Herzog, sıradışı bir yaklaşıma sahip ve hayvan sevgimizin bazen nelere yol açabileceğini bize gösteriyor. Bunun için ilk sorduğu soru şu: “Boa yılanlarını kedi yavrularıyla beslemek yanlış mıdır?” Yanlıştır tabii. Ama kendisine yapılan bu asılsız suçlamayı aktardıktan sonra bir soru daha soruyor Herzog: “Gündelik et istihkakını bir teneke kutudaki kedi mamasından alan bir evcil hayvan sahibi olmak, bir yılanla beraber yaşamaya ahlâki açıdan tercih edilecek bir durum mudur?” Ve devam ediyor:
“Hakkımdaki dedikoduyu çıkaran kişi, evinin civarındaki ormanda gezintiye çıkmalarına izin verdiği birkaç kediyle birlikte yaşardı. Kadın, çoğu kedi sever gibi aslanlardan tekirlere kadar bütün Felidae ailesi üyelerinin hayatta kalmak için et yediği hakikatini rahatlıkla görmezden gelirdi. Amerika’da yaşayan kediler her gün envai çeşit eti mideye indirir. Mahallemdeki süpermarketin evcil hayvan maması rafları tavana kadar yükselen ve içlerinde inek, koyun, tavuk, at, hindi ve balık eti bulunan, 168 gramlık teneke kutu yığınlarıyla doludur. Kuru kedi mamalarının reklamında dahi içlerinde ‘taze et’ bulunduğu belirtilir. Amerika’da takriben 94 milyon kedi yaşadığını düşününce de gerçeğe ulaşabiliriz. Her kedi günde 56 gram et tüketirse, hepsini doyurmak için tek bir günde yaklaşık 6 milyon kilogram et gerekir ve bu da 3 milyon tavuğa eşdeğerdir.”
“Üstelik, yılanların aksine kediler eğlence amaçlı öldüren canlılar” diyor Herzog: “Çünkü yılda bir milyar küçük hayvanın evcil kedilerimizin avcılık içgüdüsüne kurban gittiği tahmin edilmektedir. Gaddarca bir ironi eseri olarak, çoğu kedi sahibi evinin arka bahçesinde kuş beslemekten de keyif alıyor, sürüyle uzun kuyruklu ispinozu ve kardinalkuşunu baştan çıkarıyor, istemeyerek de olsa, onları ailenin evcil hayvanının pençelerinden olacak ölümlerine çekiyordu. Kedi sevgimizin her yıl biyomedikal deneylerde kullanılandan on kat daha fazla kürklü ve tüylü yaratığı öldürdüğü muhtemel. Bu durumda, evcil kediler doğaya büyük ölçekte zarar vermektedir. Evcil yılanlara ne demeli?.. Günde 56 gramdan hesaplandığında ortalama bir kedi yıl boyunca 25 kilogram et tüketir. Nesnel bakıldığında, bir kedinin hayatımızdaki varlığından keyif almanın ahlâki sonuçları, evcil bir yılanla birlikte yaşamanın ahlâki sonuçlarından on kat daha ağırdır.”

YILDA ÜÇ MİLYON KÖPEĞE ÖTENAZİ YAPILIYOR

Gelelim köpeklerle kurduğumuz ikiyüzlü ilişkiye.
Amerika’da evde yaşayan köpekler çoğu insana tam anlamıyla yoldaşlık yapıyor. Köpek sahiplerinin yarısından fazlası, evcil hayvanlarını aile fertlerinden biri olarak görüyor. American Animal Hospital Association’ın yayımladığı bir rapor, araştırmaya katılan kadınların yüzde 40’ının kocalarıyla ya da çocuklarıyla kıyaslandığında köpeklerinden daha fazla sevgi gördüklerini söylediğini ortaya çıkardı. Ne var ki köpeklerle etkileşimimizin karanlık tarafları da var. Amerikalı 10 yetişkinden biri köpeklerden korkuyor; köpekler, komşular arası anlaşmazlıkların bir kaynağı olarak, gecenin geç vaktindeki gürültülere ilişkin şikayetlerde ikinci sırada yer alıyor. Sıradan bir yılda, 4.5 milyon Amerikalı köpekler tarafından ısırılıyor ve çoğunluğunu çocukların oluşturduğu iki düzine insan onlar tarafından öldürülüyor.
Köpekler açısından bakıldığında da insan ve evcil hayvan ilişkisi güllük gülistanlık değil. Amerika’da her yıl hayvan barınaklarına terk edilmiş 2-3 milyon köpeğe ötenazi yapılıyor (İstenmeyen kediye ötenazi rakamı ise 2 milyon. Ve cesetler yakılıyor. “Bu ölü hayvanları yılan meraklılarının kullanımına sunmak daha akla uygun değil mi” diye de soruyor Herzog). Kusursuz evcil hayvan cinsi geliştirme girişimleri de köpeklerin başında ayrı bir bela. Mesela “üretilen” İngiliz buldokları. Buldokların o kadar devasa kafaları var ki, buldok yavrularının yüzde 90’ının sezaryenle dünyaya getirilmesi şart. Buldokların biçimi bozulmuş burunları ve deforme olmuş geniz yolları uyku esnasında dahi nefes alıp vermelerini bir angaryaya dönüştürür ve bu hayvanlar eklem hastalıklarından, kronik diş hastalıklarından, sağırlıktan ve buruş buruş derilerinin yol açtığı bir dizi dermatolojik rahatsızlıktan mustariptir. Bu sıkıntılar yetmezmiş gibi, İngiliz buldokları kolayca aşırı ısınabilmektedir; salya akıtma, horlama, yellenme eğilimindedirler ve kalpleri durduğu için pat diye düşüp öldükleri olur.
Daha garibi şu: Amerikalıların yüzde 60’ı hem hayvanların yaşama hakkına, hem de insanların onları yeme hakkına aynı anda inanmaktadır.

HAYVANLARLA TERAPİDE PLASEBO ETKİSİ Mİ?

Yunus, kedi, köpek gibi hayvanlarla terapi, yani insanların rahatsızlıklarının giderilmesi çabasına da değiniyor yazarımız. Ve diyor ki, “Ortalamada iyileşme derecesi depresif kimselerin Prozac benzeri ilaçları alarak kaydettiği iyileşmenin hemen hemen aynı.”
Daha pek çok şaşırtıcı veri ve araştırma sunuyor bize Herzog. İnsanların neden evcil hayvan sevdiklerine, cinsiyet ve insan-hayvan ilişkisine, horoz dövüşlerindeki zulümlere, insan ve et ilişkisine, hayvanların bilimde kullanılmasına ya da farelerin ahlâki statüsüne dair çarpıcı yorumlarda bulunuyor. Ve en son da, “Acaba hepimiz ikiyüzlü insanlar mıyız” diye soruyor.
Unutmayın, Hitler çok ciddi bir hayvanseverdi. Hayvanların bilimsel araştırmalar uğruna öldürülmesine itiraz ediyor, avcılığı ve at yarışlarını eleştiriyordu. Ve tabii vejetaryendi. Ama bir yandan dünyanın en kapsamlı hayvan koruma kanunlarını yürürlüğe koyarken diğer yandan milyonlarca insanı toplama kamplarına gönderiyordu. Berlin restoranlarında servis edilen ıstakozların çektiği acılar, Auschwitz’de yaşlananlardan daha çok ilgilendiriyordu onu. Belki bugün bizim hayvanlara yaklaşımımız bu kadar paradoksal değil. Ama çok derin çelişkiler yaşadığımızı da bu kitap bize gösteriyor…      

 
*


İKİ TAVSİYE


1920’lerin İstanbul’unda, Rus devriminden kaçan Beyaz Rusların dünyasındayız. Yabancı suikastçılar, profesörler, diplomatlar, ajanlar ve işadamlarıyla iki savaş arası İstanbul’una farklı açıdan bakıyoruz. Bir süredir “her şeyin başı” denen bağırsağa geçebiliriz sonra. Fizyoterapist Kaya, diyetlerden besinlere, detokslara kadar bağırsak sağlığıyla ilgili önerilerde bulunuyor. Bu işi önemsiyorsanız…

 

 Pera Palas’ta Geceyarısı - Charles King (Alfa)
Pera Palas’ta Geceyarısı - Charles King (Alfa)

 

Dost Mikroplar - Elif Kaya (Doğan)
Dost Mikroplar - Elif Kaya (Doğan)

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!