“Modern yaban”da yaşayan insan için bir tür doğayla barışma kitabı bu. Bitkiler dünyasından başlayıp hayvanlar âlemine uzanan bir yolculuğa çıkarıyor bizi. Hem bitkilerin, hem hayvanların nasıl yaşayıp geliştiğini açıklamakla kalmıyor, vahşi doğaya çıktığımızda rastlayacağımız ilginç şeyler hakkında da örnekler sunuyor. Bitkiler ve hayvanları ayrı ayrı ele alsa da bu ikisinin etkileşim kurarak nasıl işlevsel ekosistemler oluşturduklarını gösteriyor bize.
Yazara göre, çevremizdeki doğaya ne kadar ihtiyaç duyduğumuz ve onu korumak için daha fazla çaba göstermemiz gerektiği konusunda “çevrecilik” bir fark yaratsa da bu tür mesajlar genellikle suçluluk duymamıza yol açıyor. İşte bu yüzden o, çok sık duymadığımız şeyleri; doğanın ne kadar muhteşem, sıra dışı ve büyüleyici olduğunu, kendisine yönelik ilgimizi yaşam boyu sürecek bir heyecan, güzellik ve ilhamla ödüllendireceğini anlatmayı tercih ediyor. “Her şey plana göre ilerlerse, bu kitabı okumak okulda aldığınız biyoloji eğitimini hatırlamanızı, vahşi doğaya yönelik farkındalığınızın artmasını ve her şeyin birbirine nasıl uyum sağladığına dair anlayışınızın pekişmesini sağlayacak. Fakat en önemlisi merakınızın uyandığını, doğabilimci yanınızın dışarı çıkıp çevrenizi keşfetmeye teşvik edildiğini hissedeceksiniz” diyor Taylor.

DOĞA KİTABI (Marianne Taylor / Maya)
DOĞA KİTABI (Marianne Taylor / Maya)


FİDANDAN AĞACA, ÇİÇEKTEN MANTARA

İskoç gazeteci-editör Marianne Taylor, “Biz insanlar, ağaçlara tırmanmak konusunda maymun atalarımız kadar becerikli değiliz. Ama bu durum ağaçlara saygı duymamızı elbette engellemiyor ve bu saygının çok geçerli sebepleri var. Ağaçlar, arazilerimizi şekillendiriyor, günlük oksijen ihtiyacımızı karşılıyor, bize yiyecek ve son derece geniş kullanım alanına sahip yapı malzemeleri sağlıyor. Bu satırları okuduktan sonra ilk gördüğünüz ağacı tebrik etmeniz yerinde olacaktır” diye başlıyor söze.
Ardından başlıyor anlatmaya. Bir ağacın nasıl “doğduğunu,” fidandan ağaca giderken nelerin gerçekleştiğini, bir ağacın tüm gün neler yaptığını, yaprağından meyvesine ağaç ailelerini, ağaçların ve çalıların gizli dünyasını, özetle ağaçları nasıl tanımamız gerektiğini bir bir aktarıyor. Sonra çiçeklere, mantarlara geliyor sıra. Burada bir parantez açalım. Taylor’a göre zararsız görünümlü, bej renkli tüm mantar türleri tavada sotelendiğinde leziz ve sağlıklı bir öğüne dönüşmez. Aynı şekilde, tehlikeli görünümlü, renkli şapkalı mantarların tamamının da kalbimizi durduracak kadar zehirli olduğu söylenemez. Aslında lezzetli mantarlar ölümcül olanlarınkinden çok daha fazladır. Peki hangi mantarlardan kaçınmak lazım? Sıralayalım:
1) Sinek mantarı: Karanlık peri masallarının klasik zehirli mantarı, çıkıntılı, beyaz benekli, iri ve kırmızı renkli. Öldürmese de çok hasta edeceği kesin.
2) Amanita pantherina: Sinek mantarının akrabası olan bu tür, beyaz benekli ve kahverengidir. Ayrıca ondan çok daha zehirlidir.
3) Köygöçüren mantarı: Pürüzsüz, grimsi yeşil ya da beyaz şapkalı olabilen bu mantar, volvaya (sapının alt kısmını çevreleyen, zarfı andıran bir yapıya) sahiptir. Son derece zararlıdır.
4) Ölüm meleği: Hoş görünümlü, bembeyaz ve son derece zehirli olan bu mantar, köygöçüren mantarıyla akrabadır ve tıpkı onun gibi volvaya sahiptir.
5) Örümcek mantarı: Büyüyene dek, şapkasıyla sapı arasında örümcek ağını andıran bir doku bulunan, aralıklı lamelleri olan, koyu kızıl-kahverengi bir mantardır. Ölümcül derecede zehirlidir.

MEMELİLER GURUR KAYNAĞI MI?

Ardından faunaya geçiyoruz. Burada karşımıza memeliler, kuşlar, sürüngenler ve amfibiler, balıklar, böcekler ve diğer omurgasızlar çıkıyor. Memeliler tabii gurur kaynağımız zira biz de onlardanız. Ancak kalıtsal bir guru duygusuyla memelilerin en gelişmiş ve başarılı hayvan grubu olduğunu düşünsek de durum pek öyle değil. Bir kere sadece 5400 tür ile memeliler çeşitlilik konusunda balıkların, kuşların, sürüngenlerin ve amfibilerin çok gerisinde kalmış durumda. Üstelik bu 5400 türün neredeyse yarısını kemirgenler oluşturuyor. “Sıçanlar, fareler, tarlafareleri ve sincaplar olmasaydı, memelilerin dünyadaki yaşama katkısı acınası düzeyde az olacaktı” diyor Taylor. Yine de bu gruba dahil olan türlerden biri hepsinden daha fazla etkili olmayı başardı: Biz.
Taylor bizi sıcak bir şekilde akrabalarımızla tanıştırmakla kalmıyor onları doğada gördüğümüzde nasıl sınıflandıracağımızı da çizimlerle öğretiyor. Mesela geyikler. Bir karacayı, munçağı, kızıl geyiği, sika geyiğini, alageyiği boynuzların nasıl ayırt ederiz? Veya ayak izlerinden bir porsuğu, tilkiyi, samuru, kirpiyi kakımı nasıl ayırırız? Sakadan, doğana, balıkçıldan papağana bazı kuşların gaga ve pençe biçimleri nasıldır? Bunların rengi şekli, tüyü, kaşı, gözü neye benzer? Yeri geldikçe gösteriyor bunları bize kitap.         
Bu arada akıldaki bazı sorulara da cevap buluyoruz. Mesela kuşlarla ilgili iki söylentiye.
1) Bir kuğu bir insanın kolunu kırabilir mi?
Bölgesel saldırganlık gösteren bir erkek sessiz kuğunun davetsiz misafirlere öfkeyle saldıracağı kesin. Teorik açıdan, kanatlarından biriyle indireceği bir darbe, bir insanın dirsek kemiğini kırabilecek güçte olsa da, henüz gerçekliği kanıtlanmış bir vaka yok.
2) Bir insan yuvalarına dokunduğunda, kuşlar bunu kokusundan anlayabilir mi?
Hayır. Kuşlar neredeyse hiç koku alamaz. Yine de bu bilgiyi kuş yuvalarına yaklaşmak için bir bahane olarak kullanmayın. Yaklaştığınızı görürlerse yuvayı terk edebilirler ve yırtıcı kuşları da yuvaya yönlendirebilirsiniz.

MEMELİLER GURUR KAYNAĞI MI?

Son bölümü “Dünya Gezegeni”ne ayırmış Taylor. Burada kısaca ekosistemi, dünyanın komşularını ve dış etkileri anlatıyor.
Ekosistem dediğimiz şey sabit, tüm parçalarına tamamen bağımlı bir kavram değil. Daha çok canlı bir varlığı andırıyor, uyum sağlayabiliyor, değişimlere ayak uydurabiliyor, kayıpları telafi edebiliyor ve fırsatları değerlendirebiliyor. Fakat bir anda çok fazla yönden zarar görürse ölebilir. Kaplanların yeryüzünden silinmesi berbat bir trajedi olsa da, balarılarının ve polen yayan diğer böceklerin neslinin tükenmesi tam bir felaket olur: Ekinlerimiz yetişmez, milyonlarca canlı hayatını kaybeder.
“Hayvanlara ve bitkilere, onlara hayran kalmak üzere hayallere dalmaktan çok daha önemli sebepler yüzünden ihtiyaç duyarız” diyor Taylor. Zira ekosistem ne kadar zenginse, ne kadar fazla türe ev sahipliği yapıyorsa, değişime o kadar dayanıklıdır, hareket alanı da o kadar büyüktür. Nihayetinde tüm ekosistemler birbiriyle bağlantılı. Bu yüzden vahşi doğaya her açıdan dikkatle yaklaşmak ve onu desteklemek hepimizin yararımıza olacaktır.
“Doğa Kitabı” bunun anlaşılması ve çevremizle, hayvanlarla, bitkilerle yeniden bağlantı kurmamız için bir yol açıyor.


*


İKİ TAVSİYE


Aslında tek kitap değil; yayınevinin “Uygarlıklar” dizisinin bir parçası. Şimdilik diğerleri “Etrüskler” ve “Hititler.” Kısa, öz ama özel tarih çalışmaları tavsiye edilir. ABD’de pedagoji eğitimi alan Yunan yazarsa spritüel şifa ve felsefeyle ilgili kişisel gelişim bilgileri veriyor.  

 

Eski Mısır (Hermann A. Schlögl / Alfa)
Eski Mısır (Hermann A. Schlögl / Alfa)

 

 

Üstat (Klairi Lykiardopoulou / Mona)
Üstat (Klairi Lykiardopoulou / Mona)
 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!