Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması


Genç Amerikan askeri, “tüm savaşları bitirecek savaşta” çarpışmak üzere cepheye sevk edilmişti. Fakat tek bir kurşun atamadan, düşmandan daha öldürücü bir güç tarafından yaralanmış, çaresizce bir hastane karyolasında yatıyordu. Her şey baş ağrısı, üşüme, titreme ve ateşle başlamıştı. Sonra eklem ağrıları yüzünden ayağa kalkamaz hale geldi. Midesi bulandı; terlemeye başladı ve kustu. Boğazındaki ve burnundaki mukozalar şişmişti ve inatçı bir öksürüğü vardı. Dudakları, kulakları, burnu, bademcikleri, yanakları ve parmakları, tüm vücudu morarmaya başladı. Aniden bütün gövdesinden kan geldi. Önce burnundan, ağzından, kulağından ve gözlerinin çevresinden damla damla akan kan, bir süre sonra sele dönüştü. Akciğerleri paramparça olmuştu. Otopsiyi yapan doktor, askerin akciğerlerinin “erimiş Frenk üzümü peltesine” benzediğini söyledi. 1918 sonbaharında o acemi askeri öldüren hastalık, sonraki iki yılda 20 milyondan fazla kişinin hayatına mal oldu.

1957 (Asya gribi) ve 1968 (Hong Kong gribi) yıllarında grip pandemilerinin gerçekleşmesine; 1976’da (domuz gribi) ve 1977’deki (Rus gribi) gibi korku dolu dönemlere rağmen tüm pandemilerin anası 1918’de yaşanandı. Bu salgın halen dünyanın en büyük toplum sağlığı felâketlerinden biri kabul edilir zira Nazilerden ve hatta Japonya’ya atılan iki atom bombasından çok daha fazla insanı öldürmüştür. 24 hafta içinde AIDS nedeniyle 24 yılda ölenden daha fazla insanın hayatını sonlandırmıştır. AIDS gibi, yaşamının en güzel çağında olan insanları, 20’li ve 30’lu yaşlarındaki genç erkek ve kadınları öldürmüştür.
En büyüğü olsa da, 1918 Gribi dünyada yaşanan salgınlardan sadece biriydi. Alanında dünyanın en saygın kuruluşlarından olan Amerikan Mikrobiyoloji Derneği (ASM) tarafından yayımlanan, Irwin W. Sherman’ın yazdığı “Dünyamızı Değiştiren On İki Hastalık” bu salgınların belli başlılarını ele alarak yarattıkları tahribatı gözler önüne seriyor. Ama asıl hedef bu değil. Kitap, geçmişteki beklemeyen salgınlardan çıkardığımız veya çıkarmamız gereken dersler ve bu bilgilerimizi gelecekteki salgınlar karşısında ne ölçüde kullanabileceğimiz üzerine. Şöyle diyor yazar: “Bu kitabın mesajı basit: Geçmiş salgınları anlamak, gelecekteki salgınlara daha iyi hazırlanmamızı sağlayabilir.”

DÜNYAMIZI DEĞİŞTİREN ON İKİ HASTALIK (Irwin W. Sherman / Çev: Emel Tümbay-Mine Anğ Küçüker / İş Bankası)
DÜNYAMIZI DEĞİŞTİREN ON İKİ HASTALIK (Irwin W. Sherman / Çev: Emel Tümbay-Mine Anğ Küçüker / İş Bankası)

ÜLKELERİN, LİDERLERİN KADERİNİ DEĞİŞTİRDİ

Tabii en dikkat çeken kısımlar, söz konusu salgınların dünyayı nasıl değiştirdiğine dair olanlar. Uzun vadede baktığımızda, salgınların olumsuz olduğu kadar bazı olumlu etkilerinden de söz edilebilir. Mesela 14. yüzyılda veba, Avrupa topluluklarının yeniden yapılanması için itici güç oldu. Genetik hastalıklar, geçen iki yüzyılda İngiliz, İspanyol ve Rus kraliyet ailelerinin yazgısını değiştirdi; buna mukabil Lenin, Franco ve Hitler’in iktidara gelmesine neden oldu. Geçmişte hastalıklar, Amerika ve Afrika’da sömürgeciliğin yayılmasında rol oynadı, demografik baskı ve açlık nedeniyle İrlandalıları kitlesel göçe zorladı.
Son yüz yılda bu hastalıklar toplulukları kırıp geçirdi, panik yarattı ve ayrımcılığı körükledi. SARS ve AIDS’in neden olduğu pandemiler, yaşamlarımızı olduğu kadar, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin politik ve ekonomik geleceklerini de etkiledi. 2004’te, kuş gribi tüm dünyaya yayılıp milyonlarca evcil kanatlının ve 113 insanın ölümüne yol açtığında alarm zilleri çalmaya başlamıştı. 1918’de ve 1920’de milyonlarca insanın ölümüne neden olan grip salgını gibi bir salgının yaşanmaması için kuş gribinin yayılmasına karşı alınması gereken önlemler sorgulandı. 2006’da, Batı Afrika’yı vuran kolera 20 bin insanın hastalanmasına neden olurken ABD’de, çocuklukta aşılanma nedeniyle tehlike oluşturmadığı düşünülen kabakulak Iowa’da ortaya çıktı ve hızla komşu eyaletlere yayılarak 1000 kişiyi etkiledi. Bu beklenmeyen salgınlar bazı soruları beraberinde getirdi. Bir hastalığın bulaşmasının önünü kesmek için neler yapılmalı? Bir hastalığı frenlemek için neler yapılmalı ki koruyucu önlemler yerleşebilsin?
“Gelecek felâketlerle nasıl başa çıkacağımız sorusunun yanıtları, geçmişte karşılaşılan hastalıkların daha iyi kontrol ve daha iyi sağlık koşullarını nasıl yarattığının incelenmesiyle elde edilebilir” diyen yazar, tarihi şekillendiren bir düzine hastalık seçerek bu hastalıkların kontrol edilebilmesi için alınan önlemler üzerinde duruyor. Kitapta ele alınan salgınlardan kısa bir özet geçelim:
- Porfiri ve hemofili İngiltere, İspanya, Almanya, Rusya ve ABD’de siyasal hayatı etkiledi.
- Patates mantarı hastalığı ABD’nin politikasını değiştirecek göç dalgalarına neden oldu.
- Kolera, hijyen önlemlerinin alınmasını teşvik etti, hemşireliğin gelişmesine yardımcı oldu ve ağızdan sıvı tedavisinin bulunmasına neden oldu.
- Çiçek, hastalığın ortadan kalkmasını sağlayan aşının bulunmasına yol açtı.
- Veba, karantina önlemlerinin geliştirilmesini sağladı; verem salgınları zayıflatılmış canlı aşıların geliştirilmesine neden oldu.
- Frengi, kimyasal ilaç tedavisinin kapılarını açtı; sıtma ve sarıhumma vektör kontrolünün temelini oluşturdu.
Kitapta yer alan diğer iki salgının, grip ve HIV/AIDS’in henüz kontrol altına alınabildiğini söyleyemeyiz.

DÜNYA SAVAŞINI BİTİRDİ, HİTLER’İ ÇIKARDI

Genç Amerikalı asker ve daha on milyonları öldüren 1918 Gribi’ne dönelim. Zira yüz yıl öncesinden, bugün yaşadığımız koronavirüs pandemisi için çıkarılabilecek önemli dersler var. Doğurduğu sonuçlar da hiç yabana atılacak türden değil.
1918’den 1920’ye süren ve bizim “İspanyol Gribi” dediğimiz o pandemi, beraberinde insan ölümlerinden fazlasını getirdi. Siviller paniğe kapıldı, halk sağlığı önlemleri etkisiz kaldı veya yanıltıcıydı, devlet kaynaklı bir bilgi çarpıtması söz konusuydu ve insanlar doktorlara güvenlerini yitirmişlerdi. Öte yandan o pandemi, I. Dünya Savaşı’nın sonlanmasını da hızlandırdı. 1918 ilkbaharında, Rusların savaştan çekilmesinin bir sonucu olarak Alman ordusu, 1 milyon asker, 37 piyade tümeni ve 3000 topla Batı Cephesi’nde yoğun bir saldırı başlattı. Alman ordusu ve topçu birliklerinin Paris’e her an saldırabilecekleri bir konumda oldukları Mayıs’ta Almanların müttefiklere karşı zafer kazanacağı kaçınılmaz görünüyordu. Ancak, Haziran sonlarında, Alman ordusunda grip salgını baş gösterince –her tümenden 2000 kişi etkilenmişti- savaşın seyri değişmeye başladı. Bir yandan hastalık bir yandan da ikmal ve yiyecek sıkıntısı nedeniyle Alman ordusunun gücü azaldı. Amerikan askerlerinin katılmasıyla canlanan müttefik ordusu, Almanların ilerlemesini durduran ve Fransızlara topraklarını geri kazandıran büyük bir saldırı gerçekleştirdi. I. Dünya Savaşı’nda meydanlarda ölenlerin iki katı insanı öldürdüğü için pandemi muhtemelen Avrupa’da “Büyük Savaş”ı sona erdiren ateşkesi hızlandırdı. Adolf Hitler’in iktidara gelişinde ve II. Dünya Savaşı’nın tohumlarının atılmasında da kısmen rol oynadı. Ateşkes görüşmeleri sırasında ABD Başkanı Woodrow Wilson grip nedeniyle o kadar hasta ve zihni karışmıştı ki, Fransa Cumhurbaşkanı George Clemenceau’nun önerdiği formül kabul edildi... Barış antlaşmasında Almanya’ya gösterilen acımasızlık, Nazi partisinin yükselmesine yol açan ve sonunda da başka bir dünya savaşına zemin hazırlayan ekonomik zorlukların, milliyetçi tepkilerin ve politik kaosun oluşmasında etkili oldu.

100 YIL ÖNCE DE MASKESİZ YASAKTI

Aslına bakılırsa dünyayı sarsan ve tarihi değiştiren “İspanyol Gribi” dediğimiz bu virüs Avrupa’ya Atlantik’in öte yakasından gelmişti. Epidemiyolojik kanıtlar, salgında etkenin Kansas’taki ordu kamplarında konaklayan 60 bin asker arasında baş gösteren yeni bir tip grip virüsü olduğunu gösteriyor. Baraka ve çadırlar alabileceğinden çok insanla doluydu ve yeterince ısıtıcı ve sıcak tutan giysi olmaması, acemi erlerin küçük sobaların etrafında topluca bulunmalarını gerekli kılıyordu. Bu koşullarda, hem soludukları havayı hem de bu havanın taşıdığı virüsleri paylaştılar. 1918’in ortalarında enfekte askerler, hastalığı trenlerle doğu ve güneydeki ordu ve donanma merkezlerine taşıdılar. Daha sonra enfeksiyon iç bölgelere ilerleyerek Pasifik kıyısındaki eyaletlere yayıldı.
Philadelphia, New York, Boston ve New Orleans gibi şehirlerde insanlar şu soruları soruyordu: Ne yapmalıyım? Bu felâket daha ne kadar sürecek? Sağlık yetkilileri ve gazeteler telaşlanmak için bir neden olmadığını söylüyordu ama bu yalandı. Philadelphia’da cenaze levazımatçıları cenazeleri koyacak yer bulamadılar, tabutlar yetersiz kaldı. Grip kurbanlarını gömmekle görevli mezar kazıcılar ya çok hastaydılar ya da çok korkmuşlardı. Ailelerdeki tüm bireyler hastalığa yakalanmış, kendilerine bakacak neredeyse kimse kalmamıştı. Aşı veya ilaç yoktu. Geleneksel tedaviler virüsün yayılmasını etkin biçimde engellemiyordu ve tek etkili tedavi iyi bakımdı. Şehirlerde hasta sayıları hızla artmaya devam edince insanların dışarıda bir araya gelmesi yasaklandı ve gaz maskeleri takılması zorunlu kılındı. San Francisco yasalarına göre maske takmayan bir kişi para ya da hapis cezasına çarptırılabiliyordu.
Epidemi, tüm dünyaya giderek büyüyen dalgalar halinde yayıldı. Fransa’da karaya çıkan yüz binlerce Amerikan askeri virüsü Avrupa’ya ve İngiliz adalarına taşıdı. Enfeksiyon daha sonra, İngilizlerin en önemli kömür ikmal merkezinin bulunduğu Sierra Leone üzerinden Afrika’ya ulaştı. Gemilere yakıt ikmali yapan işçiler enfeksiyona yakalandılar ve hayli bulaşıcı olan virüsü evlerine döndüklerinde yaydılar. Enfekte insanları taşıyan bir gemi Yeni Zelanda’dan Samoa’ya geldi ve Samoa halkının yüzde 21’inden fazlası üç ay içinde öldü. Tahiti ve Fiji’de de ölü sayısı buna yakındı.
Grip, yazılı tarih boyunca düzensiz aralıklarla dünya çapında salgınlara yol açmış çok eski bir hastalık. Geçen üç yüz yılda en az 10 belki de 20 küresel epidemi –pandemi- aralarda bundan da çok sayıda daha hafif ve yerel salgınlar gözlendi. 1889’da Rus gribi 1 milyon, 1957’de Asya gribi 2 milyon ve 1968’de Hong Kong gribi 1 milyon kişinin ölümüne yol açtı. Ancak, 1918 gribi farklıydı; Ortaçağ’ın Kara Ölüm’ünden ve geçen 25 yılda AIDS’in neden olduğundan çok daha fazla insanı, hem de çok çabuk öldürdü. Büyük bir hızla kıtalar arasında yayıldı, arkasında ölüm ve karmaşa bıraktı.

13 YIL ÖNCEDEN BUGÜNÜ ANLATIYOR

Gelelim bugüne… Bir yandan görünen köy kılavuz istemiyor evet ama öte yandan yazar Sherman hayli ilginç bir şekilde, 2007’de piyasaya çıkan bu kitapta bugün yaşadığımız koronavirüs salgınını haber veriyor. Hatta bir senaryo yazmış ki, şu an biz bu filmi çekiyor olabiliriz. “Eğer ‘Bir Sonraki Pandemi’ adlı bir film olsaydı, bu tüyler ürpertici bir gerilim filmi olurdu” diye başlıyor yazar ve şöyle devam ediyor:
“…Açılış sahnesi, kuş ve insandan elde edilen viral RNA parçalarının karıştırılarak yeni bir virüs oluşturulduğu Çin’de bir yerde geçerdi. Virüs kuşların yüzey proteinlerinde gizlendiği ve daha önce insanın bağışıklık sistemi tarafından hiç görülmediği için, enfekte ettiklerindeki ateş, baş ağrısı, bulantı, kas ağrısı ve bitkinlik gibi semptomlar dışında kendini belli etmez. Başlangıçta çok az sayıda insan vakasıyla karşılaşılır ve bunlar da Asya’daki kanatlı yetiştiricileri ve çocuklarla sınırlıdır. Ölen birkaç Asyalı ile dünyanın geri kalanı pek az ilgilenir, fakat Asya’da, çok sayıda yerel kanatlı sürüsünü öldürerek hastalık kontrol altına alınmaya çalışılır. Dünyanın geri kalanı büyük bir güvenle, bir ‘tür bariyeri’ olduğuna, virüsün sadece diğer kanatlılara bulaşabileceğine ve yalnızca enfekte kuşlarla temas etmiş az sayıda insanı etkileyeceğine inanır. Ancak, insan vakaları Asya’nın dışına yayılmaya başlayınca enfekte insanların enfekte kuşlarla temasına ilişkin ortada bir kanıt olmayınca virüsün başkalaşım geçirdiği ve insandan insana bulaşma açısından etkin hale geçtiği anlaşılır. Asya’daki halk sağlığı yetkilileri kanatlıların itlafının işe yaramadığını anlayınca ve insan vakaları yığınlar halinde görülmeye başlayıncaya kadar virüs çoktan, kıtalararası uçuşlarla Avustralya, Avrupa ve ABD’ye ulaşmıştır. Yüzlerce ve sonra binlerce kişi, akciğerlerinin sıvı ve cerahatle ölmeye başlayınca büyük bir panik havası yaşanır. İnsanlar ‘Sıradaki kim,’ ‘Enfekte olanları ya da gribe en duyarlı olanları karantinaya alabilir miyiz,’ ‘Aşı ve ilaç nerede’ diye sorarlar. Ancak, hemen bir çözüm bulmak kolay değildir. Aşının üretilmesi aylar sürecektir ve yeterli ilaç yoktur. Karantina sınırlıdır ve istenen sonucu vermez. İsyan başlar. Hastaneler ve sağlık klinikleri hücuma uğrar. Eczaneler soyulur. Hastaneler, hastalarla ve can çekişenlerle tıka basa dolar; doktor, hemşire ve hatta tabut sayısı yetersizdir. Okullar ve işyerleri kapatılır, ulaşım sistemi durdurulur, fakat vaka ve ölü sayısı artmaya devam eder. İnsanlar yüzlerine maske takar, kalabalığa karışmaktan kaçınırlar ve hatta birbirleriyle tokalaşmaktan korkar olmuşlardır. Borsa çakılır, ekonomi çöker. 18 ay sonra epidemi geriler. Fakat ölü sayısı muazzamdır: 1 milyardan fazla insan hastalanmış, 40 milyonu gripten ölmüştür…”
Amerikan Mikrobiyoloji Derneği ve yazar Sherman 13 yıl öncesinden bugüne uyarı gönderiyor. Bu bir kurgu ama bugün yaşadıklarımızdan ya da mesela H5N1 Gribi döneminde yaşananlardan çok da farklı olduğunu söylemek zor…


*


İKİ TAVSİYE

En az 2500 yıllık bu gizemli bilimin tarihiyle ilgili ender ve yetkin çalışmalardan biri. Paracelsus’un gülü nasıl altına dönüştürdüğünü anlamak isteyenlere. 1845’te dostu Ralph Waldo Emerson’un Walden Gölü kıyısındaki arazisinde bir kulübe yapan Thoreu, hayatını değiştirmeye ve doğaya sığınmaya nasıl karar verdiğini anlatıyor.

Simyanın Sırları (Lawrence M. Principe / Altıkırkbeş)
Simyanın Sırları (Lawrence M. Principe / Altıkırkbeş)

Nerede ve Ne İçin Yaşadım? (Henry David Thoreau / Zeplin)
Nerede ve Ne İçin Yaşadım? (Henry David Thoreau / Zeplin)

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!