Terminatör serisi, “makine-insan savaşı” ve “zaman yolculuğu” gibi bilimkurgunun iki favori teması üzerine şekillenir. Seri her ne kadar makinelere karşı insan iradesinin gücünü öne çıkarsa da, daha derinlerde “insanın makinelere olan hayranlığını ve onlarla bütünleşme özlemini” kurcalar. Arnold Schwarzenegger’in canlandırdığı T-800, insani özellikler kazanan bir yapay zekâ özleminin simgesidir. “Terminatör Genisys”in yazarları Laeta Kalogridis ve Patrick Lussier, serinin “gizli çekirdeği”ndeki bu fikirlerden yola çıkmışlar. 2017’de geçen ve insanların Genisys adında bir tablet satın alıp bilgisayarlarla bütünleşmek için dakikaları saydığı bölüm, günümüzde çoğumuzun yaşadığı teknoloji bağımlılığının bir yansıması.

MAKİNELERİN TRUVA ATI

Genisys, daha şimdiden hayallerini kurmaya başladığımız, “nesnelerle interneti ve bizi” birleştirecek 5G teknolojisinin gelişmiş bir versiyonu değil mi? Ve işte o Genisys, filmde makinelerin insanlara son darbeyi vurmayı planladıkları “Truva Atı”ndan başka bir şey değil. Kaldı ki, Genisys projesinin sahibi, insan – makine bütünleşmesinin kusursuzlaştırılmış zirve noktasını simgeliyor. Henüz gülmeyi bile beceremeyen ak saçlı T-800 (Schwarzenegger) ise onun karşısında antika bir otomobil gibi duruyor. Genisys ile T-800 zıtlığı filmin ruhunu da özetliyor. Genisys içinde bulunduğumuz ve birçok tehlikeye gebe küresel bilişim çağını, T-800 ise makinelerin sadakatle sadece sahibine hizmet ettiği daha masum bir dönemi temsil ediyor.

‘ZAMAN’LA DAĞILAN AİLE İLİŞKİLERİ

Dördüncü filmin asıl yeniliği ise daha farklı bir yerde. Malum, aksiyon ve savaş, serinin bütün filmlerine damgasını vurur ama hikâyeyi çekici kılan asıl numara, zaman makinesinin taktiksel bir silah olarak kullanılmasıdır. Serinin ilk 3 filminde makineler ve insanlar, gelecekten geçmişe robotlar gönderir ama kamera geleceğe pek uğramaz. Yeni film ise gelecekte başlıyor ve bizi zaman makinesinin başına kadar götürüyor. Ama geçmiş artık bildiğimiz geçmiş değil... İlk dört film, geleceğiyle geçmişiyle aynı zaman boyutunda geçerken, beşinci filmde alternatif bir zaman boyutuna gidiyoruz. Sürprizlerin tadını kaçırmak istemediğim için ayrıntılara girmek istemiyorum ama bu boyutta işler gerçekten karışık, tuhaf ve bence çok matrak. Daha önceki filmlerin uğramadığı zaman boyutlarında bir araya gelen T-800, genç Sarah Connor (Emilia Clarke), Kyle Reese (Jai Courtney) ve John Connor (Jason Clarke) ilgiye değer komik bir dörtlü oluşturuyorlar. “Geleceğe Dönüş”teki (Back to the Future – 1984) Marty’den (Michael J. Fox) daha tuhaf şeyler yaşadıkları söylenebilir. Zaman yolculuğu, alternatif evrenler gibi bilimkurgu temalarını sevenler için eğlenceli bir karmaşa bu. Neler yok neler? Geleceği hatırlayanlar, farklı zaman boyutlarından anılar taşıyanlar, geçmişteki kendisiyle karşılaşanlar, çok garip aile buluşmaları vb...

SERİNİN EN İYİ ÜÇÜNCÜ FİLMİ

Bu tür zaman yolculuğu trüklerinden haz almayanlar ise kendilerini karakterler arasındaki çelişkilere, beklenmedik çatışmalara, Kyle ile T-800 arasındaki Sarah Connor’ı koruma rekabetine ya da aksiyona bırakabilirler. “Thor: Karanlık Dünya”dan hatırladığımız yönetmen Alan Taylor, özellikle köprüdeki aksiyon sahnesinde iyi bir iş çıkarıyor. Tam bu noktada, polis memuru rolündeki J. K. Simmons’ın filmin komik karakterlerinden birine hayat verdiğini hatırlatalım. Serinin temel yapısıyla oynadığı için hayranlarını çok kızdırabilecek “Terminatör Genisys”, ilk iki film kadar olmasa bile üçüncü ve dördüncüye oranla daha iyi geldi bana. Başyapıt beklentisiyle gitmezseniz eğlenebilirsiniz.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!