FİLMİN NOTU: 8

Uyuşturucu kartelleriyle ilgili çok film seyrettik. Kanadalı Denis Villeneuve imzası taşıyan “Sicario” bunların en iyilerinden biri. Suç batağında yaşayan Meksika halkına duyarlı bir bakış getirmesinin ötesinde çetelere karşı savaşanların ahlaki çelişkilerini de açıklıkla anlatıyor.

Kanadalı sinemacı Denis Villeneuve, değişik türlerde çalışmayı seviyor ve ele aldığı her türe kendi yorumunu, orijinal dokunuşunu getirmeyi başarıyor. “Prisoners” hayatımda gördüğüm en iyi “kayıp çocuk” filmlerinden biriydi. “Sicario”nun da uyuşturucu kartellerini konu alan en iyi filmlerden biri olduğunu düşünüyorum.

“Sicario” sadece “ateşin düştüğü yer”de yaşayan Meksika halkının acılarına insani ve duyarlı bir yaklaşım getirmiyor. “Kötülerle savaşırken her yol mubah mıdır, değil midir?” sorusunu da ele alıyor. FBI ajanı Kate Macer (Emily Blunt) film boyunca, organize suçla savaşırken neyin doğru neyin yanlış olduğunu kestiremeyen çelişkili bir karakter. Onu sinema tarihinde benzer sorularla yüzleşen polislerden, ajanlardan ayıran en önemli yanı, pasif kalmaya mahkûm olması. Becerikli bir ajan ama operasyon süreci boyunca olaylara müdahaled edemeden her şeyi seyretmek zorunda kalıyor.

KARTEL DEHŞETİ

“Sicario”nun farklarından biri, sinemada defalarca gördüğümüz derin devlet eleştirisini tekrar etmekten ziyade sorunu daha insani bir boyuta taşıması. Kate’den yola çıkarak hepimizi, hayatta her zaman inanç ve ilkelerimize uygun davranamıyor olduğumuz gerçeğiyle yüzleştirmesi... Kate’in devlet adına kötülerle savaşan sert erkeklerin dünyasındaki tedirgin halleri, zayıflıkları ve kararsızlığı “Sicario”ya farklı bir hava veriyor. Villeneuve de filmin stilini, Kate’in çoğu zaman olaylara seyirci kalışı üzerinden şekillendiriyor. “Sicario” daha çok onun bakış açısından seyrettiğimiz bir baskın sahnesiyle açılıyor.

Kartelin acımasız dehşeti hakkında fikir veren sahnenin etkisini üstümüzden atamamışken bu kez ABD’den Meksika’ya uzanan bir özel operasyon sekansının içinde buluyoruz kendimizi. Nereye gittiğini, ne yaptığını bilmeyen Kate’in duygularını ve iç gerilimini bire bir hissettiğimiz bu sekans, özellikle Meksika’daki sıkışık otoban sahnesinde zirve noktasına çıkıyor.

HALKIN DRAMI

Villeneuve, Hollywood aksiyon ve suç filmi geleneğine, sadece gerçekçi, karanlık bir bakış değil; hüzünlü, duygusal bir yaklaşım da getiriyor. Filminde sadece çatışma sahneleri, uçuşan kurşunlar yok. Sofrada yemek yiyen aileler, futbol oynayan çocuklar, kaygılı anneler, çaresiz babalar da var.

Villeneuve bir baskın sahnesinden önce güneş ışığının perdeden süzülüşünü, toz zerrelerinin havada uçuşunu gösterebiliyor ya da karakterleri bulutlu bir gökyüzü manzarasıyla baş başa bırakabiliyor. Görüntü yönetmeni Roger Deakins’in çok iyi iş çıkardığı bu küçük dokunuşlar hem her şeye dışarıdan bakmamızı sağlıyor hem de filme şiirsel bir hava getiriyor.

DEL TORO MÜKEMMEL

Başarıda Taylor Sheridan’ın senaryosunun da büyük payı var. Suçluları yakalamak için “ortalığı karıştırma” uzmanı Matt (Josh Brolin) ile esrarengiz ve karanlık Alejandro (Benicio Del Toro) karakterleri hafızaya çakılı kalacak cinsten. Kate’in ikisiyle olan bazı diyalogları da öyle...

Başta Emily Blunt olmak üzere oyuncular çok iyi. Bu vesileyle Del Toro’nun yine nefes kesen bir performans çıkardığını da belirtelim. İlk dakikasından itibaren heyecan ve dikkat içinde takip ettiğim “Sicario” yu bence kaçırmayın. Öyküde ufak tefek inandırıcılık sorunları olsa da kolay kolay karşınıza çıkmayacak sağlam ve çarpıcı bir film bekliyor sizi.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!