Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Filmin notu: 7

İtalyan yönetmen Nanni Moretti’nin kendi hayatından izler taşıyan “Annem” (Mia Madre), yeni filminin çekimleri sırasında annesinin amansız hastalığının sonuçlarıyla mücadele etmeye çalışan bir yönetmenin hayatından kesitler aktarıyor.

40 yılı aşan sinema serüveni boyunca Nanni Moretti, genelde otobiyografik öğeler taşıyan filmleriyle hafızalarda yer etti. Bazen “Sevgili Günlük”te (1993) olduğu gibi bizzat kendisini ve hayatını filmin merkezine koydu. Bazense yaşadıklarından esinlendi; duygularını düşüncelerini döktü ortaya. Hikâye anlatmaktan ziyade filmleriyle sorular sormayı ve düşünmeyi denedi. Ancak seyircinin karşısına hiçbir zaman iddialı akıl yürütmelerle çıkmadı. “Annem”de de durum değişmiyor. Moretti, 2010 yılında “Habemus Papam” adlı filmini bitirmeye çalışırken, zor geçen bir hastalık sürecinin ardından annesini kaybetmişti. “Annem”in ana karakteri Margherita (Margherita Buy) ise işçi sınıfı üzerine bir film çekerken, benzer bir sürecin içinde buluyor kendini.

ANNELİ SAHNELER HÜZÜNLÜ

Moretti 1981 tarihli “Altın Düşler” de, kendi oynadığı yönetmen karakteri üzerinden “Nasıl bir sinema, niye sinema?” gibi sorulardan yola çıkmıştı. Buradaki kadın yönetmenin ise daha somut bir sorunu var: ABD’li aktör Barry Huggins’in (John Turturro) tuhaf davranışları ve ezber problemi... Huggins aslında çok kaprisli bir oyuncu değil. Kontrol manyağı olan ve içinde fırtınalar koparken sakin görünmeye çalışan Margherita’nın tam tersi bir karakter. Margherita duygularını bastıran, adeta için için yanan bir kor. Barry duygularını hiç bastırmayan, çok rahat bir adam. Ortak noktaları ise insanlarla ilişkileri konusundaki bencil ve kibirli yanları... Moretti, gündelik dertler, kişilik çatışmaları ve kendinle yüzleşme gibi çözümlenebilecek meseleleri ölüm gibi karanlık ve çözümsüz bir meseleyle yan yana getiriyor. Bir yanda film setinin olağan gerginlikleri ya da mutlulukları; diğer yanda size hayat veren insanın ağır hastalığı.

Sette geçen sahneleri çoğunlukla gülümseyerek izliyorsunuz. Anneyle olan sahneler ise hüzünlü. Özellikle bir tanesi hafızaya çakılıyor. Bu sahnede Margherita, annesinin evinde elektrik faturalarını bulamadığı için ağlamaya başlar. Faturalar, sürüp giden gündelik yaşamı temsil eder. Onları bulmanın gereksiz olduğuna inanırsa annesinin ölümünü kabulleneceğini düşünür; ısrarla arar ve daha çok ağlar. Belli ki orada, annesini kaybettiğinde hayatının bir daha asla eskisi gibi olamayacağını hisseder. Moretti buradaki yoğun acı duygusunu finalde annesinin eski bir öğrencisinin söyledikleriyle dengeliyor ve sevdiklerimizin de bizimle birlikte hep yaşamaya devam edeceğini vurguluyor.

TAM BİR MORETTI FİLMİ

Moretti’nin “Altın Düşler”ini (1981) seyrettikten sonra Fellini ve Woody Allen’dan esinlendiğini düşünmüştüm. Yıllar geçtikçe Moretti’nin Moretti’den başka kimseye benzemediğini anladım. “Annem” de tam bir Moretti filmi. En iyilerinden biri değil belki ama hayat, bellek ve ölüm üzerine düşünüyor; diğer Moretti filmlerinde olduğu gibi aklınızdan çıkmayacak bazı sahneler ve duygularla ayrılıyorsunuz salondan. Oysa, birçok filmden ne kalıyor ki geriye?

Tatildeyiz, bunalımdayız

Filmin notu: 5.5

YÖNETMEN Angelina Jolie, 1970’li yıllarda geçen “Hayatın Kıyısında”da (By the Sea) Amerikalı bir çiftin Fransa tatilini anlatıyor. Daha ilk sahnelerden yazar Roland (Brad Pitt) ile eski dansçı Vanessa’nın (Angelina Jolie) evliliğinde ciddi bir sorun olduğunu fark ediyoruz. Ancak senaryoyu da yazan Jolie, Vanessa’nın Roland’dan uzak durmasına yol açan o sorunu finale kadar gizliyor ve seyirciyi, yan odaya açılan bir gözetleme deliğiyle oyalıyor.

CİNSEL ARZU SEYİRCİ İÇİN

YEM Yeni romanına bir türlü başlayamayan ve kendini içkiye veren kocasıyla pek ilgilenmeyen Vanessa, balayındaki genç Fransız çifti gözetlemeye başlıyor. Film, “yan odadaki bedenlere yönelen cinsel arzu”yu seyirci için bir yem olarak kullanıyor. Ancak sonunda, Vanessa’yı röntgenciliğe iten nedenlerin cinsel arayışlardan ziyade çifti birbirinden uzaklaştıran olaya bağlı olduğunu anlıyoruz. Sonuçta her şey özlem, kıskançlık, mutsuzluk ve özyıkım süreciyle ilgili...

ÇOK UZUN TUTULMUŞ

Sorunlu çiftlerin tatillerde yaşadığı değişimleri anlatan “Çölde Çay” (1990) ya da “The Comfort of Strangers” (1990) gibi karanlık, girift filmlerin yanında “Hayatın Kıyısında” iyi niyetli, acemi ve biraz özenti duruyor. 1970’lerde, Akdeniz kıyısında geçen filmlere bir tür saygı duruşu niyetine çekildiği de kesin. Dar yollarda üstü açık spor otomobiller, denizin huzur verici maviliği, güneşli günler, küçük restoranlar, şirin köyler vs... Ancak Jolie’nin ağır tempolu Avrupa sanat filmlerine neden öykündüğünü, çok fazla şey anlatmayan bir filmin neden bu kadar uzun tutulduğunu anlamak zor. Son olarak, yorumunu size bırakarak, 2013’te göğüslerini aldıran ve implant taktıran Jolie’nin bir sahnede üstsüz göründüğünü belirtelim.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!