Oscar’ın güçlü adaylarından “Ay Işığı” (Moonlight), Amerikan kenar mahalle yaşamı üzerine çekilmiş en iyi ve en dokunaklı filmlerden biri. Kırık bir aşk hikâyesini anlatan film 8 dalda Oscar adayı

Bazı filmler, bazı anlarla yer ederler hafızada. “Ay Işığı”nda bu anlardan çok var... Film bittikten sonra da zihninizin içinde dönüp duruyorlar. Chiron’un (Alex R. Hibbert), “Sen uyuşturucu satıcı mısın?” dediğinde Juan’ın (Mahershala Ali) başını önüne eğdiği an mesela... Son bölümde, ikisi arasındaki “kader birliği”ni görünce bu sahnenin anlamı güçleniyor. Chiron’un çocukluk, ergenlik çağı ve yetişkinlik dönemlerini izlediğimiz filme neden Juan’la başladığımız netleşiyor...

BİR BÜYÜME ÖYKÜSÜ

Bir büyüme öyküsü bu; ama bir olgunlaşma öyküsü olduğundan emin değilim. Olgunlaşmayı, “hatalarından ders alıp kendin için daha doğru olanı bulmak” diye tanımlarsak Chiron’un durumu buna pek uymuyor... O da Juan gibi nerede hata yaptığını bilse dahi bazı şeyleri değiştirmesi çok zor. Sadece ayakta kalmaya çalıştığı söylenebilir. Üçüncü bölümde Black’i (Trevante Rhodes) tanıdıkça, bir bakıma Juan’ın çocukluk hikâyesine de erişiyoruz. Juan’ın ilk bölümde küçük Chiron’u korumak için gösterdiği çaba, farklı bir anlam kazanıyor.

ÖTEKİLEŞME KORKUSU

Juan ve Kevin’in hikâyeleriyle birlikte “Ay Işığı”, kenar mahallede büyümenin acıları üzerinden şekilleniyor. Afrika kökenli Amerikan gençliğinin uyuşturucu bataklığına dönüşmüş mahallelerde neler yaşadığı üzerine çok film seyrettik. “Ay Işığı”nın farkı, çeteleri, silahı, polisi işe karıştırmaması... Yönetmen ve yazar Barry Jenkins suçun cazibesini bir yana bırakıp mahalledeki erkeklik kültürüne odaklanıyor. Babasız, uyuşturucu müptelası bir anneyle büyüyen Chiron, çocukken farklı olmanın cezasını çekmeye başlıyor. Ergenlik çağında ödediği bedel ağırlaşıyor. Sorunu, içindeki şiddeti serbest bırakıp, gerçek duygularını bastırarak çözmeye çalışıyor... O mahallelerdeki çocukların sadece olgunlaşması değil, duygusal olarak kendilerini tanımaları, gerçek kimliklerini bulmaları kolay değil. Aşk, bile ruhu özgürleştiremiyor... “Ötekileşmek” korkusu her şeye baskın çıkıyor.

Kenar mahallede büyümek ve eşcinsel aşk hikâyesinin yanı sıra hepimizi ilgilendiren güçlü ve derin bir yanı var filmin. Finaldeki restoran sahnesinden önce Black bambaşka biri olarak çıkıyor karşımıza. Öyle ki filmin sahiciliğini dahi sorguluyoruz. Ama Kevin’in (Andre Holland) karşısında otururken Black’in içindeki çocukluğu ve gençliğini keşfettiğimiz anlarda yönetmen Jenkins’in her şeyi kasten yaptığı ortaya çıkıyor. Hiçbirimiz hayatımız boyunca hep aynı insan olamayız. Hepimiz değişir, hatta nerdeyse başka insanlar haline geliriz. Ama çocukluğumuzdan itibaren içimizde yer eden bazı duygular ve hafızamız bizi bütünleştirir, tek bir insan haline getirir. İşte “Ay Işığı” bunu gerçekten iyi anlatıyor...

İYİ ÇEKİLMİŞ, ŞIK BİR FİLM

İyi çekilmiş, şık bir film bu... Jenkins kenar mahalle filmlerinde alışık olmadığımız canlı ve sıcak renkleri kullanıyor. Şarkılar bir yana, fon müziği birçok yerde ahenk, melodi ve armoni arayışını yansıtıyor. Sanki bir süre sonra barok bir müzik gelecekmiş gibi... Ama gelmiyor. Final bölümünde ise hüzün ağır basıyor. Hiç flash back olmamasına karşılık, nedense geçmişi hatırlıyoruz... “Ay Işığı” Amerikan kenar mahallesi üzerine çekilen en dokunaklı ve iyi filmlerden biri.

Filmin notu: 8

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!