Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin


Pandemi sürecinin tüm dünyada en çok etkilediği sektörlerden biri sinema salon işletmeciliği… Sinema salonları, 1950’li yıllardan itibaren televizyona karşı mücadele verdiler. Önce televizyonun sinemayı bitiremeyeceğini kanıtladılar. Sonra, yıllarca video ve DVD’ye karşı direndiler. Son dönemde ise sayıları giderek artan ‘streaming’ kanallarıyla rekabet ettiler. Ama pandemiye karşı çaresiz kaldılar.

Karantina döneminde, abone sayılarını giderek artıran streaming kanallarında yeni filmlerin ‘vizyona girmesi’ne ve festivallerin çevrimiçi olarak gerçekleşmesine tanık olduk.

Salonların kapalı olduğu dönemde, insanların evlerinde daha çok film ve dizi seyretmesinin sinema alışkanlıklarını dönüşsüz olarak değiştireceğini düşünenler de var. Kendi adıma, salonlarda hep birlikte film seyretme geleneğinin öyle kolay kolay biteceğine inanmıyorum. İnsanlar alışkanlıklarından hemen vazgeçmezler. Her şey sona erdiğinde seyircilerin sinema salonlarına döneceğine eminim… Ama süreç uzadıkça, sektörün çok büyük yaralar alacağını ve bu yaraların iyileşme sürecinin çok uzayacağını da biliyorum.

Türkiye’de karantina döneminde kapalı kalan otel, restoran ve kafe işletmecileri son birkaç aydır yaralarını sarmakla uğraşıyorlar… Sinema salonu işletmecileri içinse ne yazık ki değişen pek bir şey olmadı. Salonlar Covit 19 salgınına karşı yeni düzenlemeler ve özel önlemlerle açılsa da seyirciler ‘psikolojik eşiği’ aşamadılar. Şu an Türkiye dahil bazı ülkelerde sinema salonlarının bir kısmı açık. Tek tük de olsa yeni filmler vizyona giriyor ama bilet satışları tarihin en düşük düzeyinde… Bunun tek istisnası şimdilik Güney Kore gibi görünüyor. ‘Train to Busan’ın devam filmi olarak çekilen ‘Peninsula’ ilk 5 günde yaptığı 13.2 milyon dolar hasılatla sinemacılara derin bir nefes aldırdı, herkes için umut oldu. Çin’de ‘düşük riskli’ olarak belirlenen bölgelerde açılan salonlardaki ilk gün hasılatı ise 472 bin dolar oldu.

‘Peninsula’

Boxoffice Türkiye verilerine göre 10-16 Temmuz arasında sadece 3 bin 471 biletin kesildiği Türkiye’de, işler Güney Kore’deki gibi düzelme trendine girmezse, birçok sinema salonunun kapısına kilit vurulma tehlikesi azımsanamaz. Kendi yağlarıyla kavrulmaya çalışan küçük işletmelerin kapanması ciddi bir tehlike. Uluslararası salon zincirlerinin de bu süreci yara almadan kapatması kolay değil. Öyle ki, salgın tümüyle bittiğinde eskisi kadar çok sayıda sinema salonu bulmakta zorluk çekeceğimiz bir dönem yaşayabiliriz. Sonuçta sinema salon işletmeciliği tarihinin en karanlık günlerinden geçiyor.

İşte böylesi bir dönemde, Christopher Nolan’ın yazıp yönettiği ‘Tenet’, dünya üzerindeki sinema işletmecilerinin çoğu için tünelin ucundaki ışık anlamına geliyor… Yapımcıların elinde gösterime hazır başka filmler de var. Ama hiçbiri ‘Tenet’ kadar büyük merakla beklenmiyor.

Geniş kitlelerin ilgisini çeken filmi ‘Memento’dan (2000) bu yana Nolan, farklı kuşaktan gelen seyircilerin saygı ve sevgisini kazanmış bir yönetmen. ‘Kara Şövalye’yle zirvesine ulaşan Batman üçlemesi, ‘Inception’ ve ‘Interstellar’ gibi filmleriyle 2000'li yılların popüler sinemasında derin izler bıraktığı kesin. Özellikle sosyal medyaya hâkim genç kuşaklar arasında Nolan hayranlarının sayısı az değil. Sosyal medya tümüyle etki–tepki enerjisine bağlı bir mecra olduğu için Nolan’ın filmleri, sadece hayranları tarafından değil, gündemden uzak kalmak istemeyenler tarafından da dikkatle takip ediliyor.

‘Tenet’ın sadece fragmanıyla yarattığı tartışma ortamı, bunun en önemli kanıtı… Bir fragmanın bu kadar çok konuşulması, nerdeyse analiz edilmesi ve filmin niteliğiyle ilgili tartışmaları başlatması, günümüz sinema kültürü üzerine kuşkusuz çok şey söylüyor. Ama burada asıl önemli olan nokta, ‘Tenet’ın büyük bir ilgi ve merakla bekleniyor olması…

Sonuçta ‘Tenet’, seyircileri sinema salonlarına çekecek, ‘psikolojik eşiği’ atlamalarına vesile olabilecek yegâne film gibi görünüyor. İşte bu yüzden, ‘Mulan’ gibi geniş kitleye hitap eden başka filmler, ‘Tenet’ın açtığı yoldan ilerlemek üzere sırada bekliyorlar.

Vizyon tarihi üç kez ertelenen ‘Tenet’ın, ne zaman gösterime gireceği henüz açıklanmış değil. Bütün umutlar ‘Tenet’a bağlandığı için sektörün en doğru vizyon tarihini bulmak istediği kesin. Christopher Nolan’ın artık faha fazla gecikme istemediği ve Warner Bros’un da yönetmenin isteğine saygı göstereceğini düşünenler, ‘Tenet’ın 12 Ağustos’ta gösterime gireceğinden emindi. Ne var ki, bazı eyaletlerde salgının artış trendine girdiği ABD’de sinema salonlarının eylülden önce açılma olasılığının düşük olması nedeniyle ‘Tenet’ bir kez daha ertelendi. Warner Bros’un yaptığı açıklamada ‘Tenet’ın tüm dünyada aynı günde gösterime girmeyeceğine dair bir ima var. Sinema salonlarının daha geç açılacağı ABD’de 2021’de, Asya ve Avrupa’da ise 2020’de gösterime gireceği varsayılabilir.

'Mulan'

Sonuçta, ‘Tenet’ sinema endüstrisinin umudu olarak gündemin baş köşesine yerleşmiş durumda ama film festivallerinin de gözden kaçırılmaması gerekiyor. Festivallerin, ‘yeni normal’e dönüş sürecinde en az ‘Tenet’ kadar önemli rol oynayacağını düşünüyorum. 25 Temmuz’da başlayacak, 320 filmin gösterileceği Şangay Film Festivali’nde satışa sunulan biletlerin birkaç saat içinde tükenmesi umut verici bir gelişme…

Her yıl ağustos sonu eylül başı gerçekleşen Venedik Film Festivali, Oscar’lara kadar uzanan ‘festival ve ödül mevsimi’nin bir halkası olarak önemli bir yere sahiptir. Covit 19 salgınında en ağır bedeli ödeyen ülkelerin başında gelen İtalya’da gerçekleşecek bir festival, psikolojik eşiğin aşılmasında kuşkusuz önemli olacak.

Cannes ve Berlin’le birlikte üç büyük festivalden biri olarak kabul edilen Venedik Film Festivali, 2-12 Eylül tarihleri arasında gerçekleşecek. Geçtiğimiz bahar aylarından itibaren ısrarla festivalin gerçekleşeceğini söyleyen yöneticilerin öncelikli hedefi, yaşadığımız bu zor zamanlarda sinema sanatını ayakta tutmak… Kuşkusuz salonlarda daha az sayıda film gösterilecek ve konuk sayısı kısıtlı olacak. Akredite olan ama katılamayan basın mensuplarına çevrimiçi film seyretme olanağı tanınacak. Cate Blanchett’in jüri başkanlığını yapacağı festivalin, bilet satışlarının düşük olması veya erteleme gibi baskılardan uzak kalarak sinema endüstrisine nefes aldıracağı kesin…

Cate Blanchett

Venedik’in hemen ardından, Oscar ödüllerinde iddialı olan birçok Amerikan yapımı filmin görücüye çıktığı yer olarak bilinen Toronto Film Festivali gerçekleşecek. Toronto’nun öncelikli hedefi, geçmiş festivallerin coşkusunu, heyecanını yaşatmaktan ziyade 44 yıllık bir geleneği sürdürmek ve zor günler yaşayan sinema kültürüne katkı sağlamak… 10-19 Eylül arasında düzenlenecek festivalde yaklaşık 50 film, salonlarda seyirci katılımıyla gerçekleşecek seansların yanı sıra çevrimiçi olarak da gösterilecek. Toronto’da seyirciyle buluşacak filmler arasında Danimarkalı yönetmen Thomas Vinterberg’in ‘Another Round’, oyuncu Halle Berry’nin yönetmen olarak imza attığı ‘Bruised’ ve Japon sinemacı Naomi Kawase’nin filmi ‘True Mothers’ sayılabilir. Toronto, tarihinde ilk kez dijital platform üzerinden yapılacak gösterimlerin yanı sıra çevrimiçi söyleşilere ve özel etkinliklere de sahne olacak. Festival yönetmeni Cameron Bailey, sinemacılarla seyircileri buluşturmak için ellerinden gelenin en iyisini yapacaklarını söylüyor. Toronto 45. yılında, içlerinde Ava DuVernay, Taika Waititi, Nicole Kidman, Martin Scorsese, Nadine Labaki, Alfonso Cuarón, Riz Ahmed, Rian Johnson, Jason Reitman, Isabelle Huppert ve Claire Denis’nin de yer aldığı 50’ye yakın ünlü sinemacıyı ağırlamaya hazırlanıyor.

‘True Mothers’ (Naomi Kawase)

Toronto’nun ardından İspanya’nın köklü festivallerinden San Sebastian geliyor. 18–26 Eylül tarihleri arasında gerçekleşecek festivalin ana yarışma bölümünde Cannes’ın Resmi Seçkisi’nde yer alan 5 film yer alacak…

Yeri gelmişken Covid 19 salgınının en ağır dönemine denk geldiği için bu yıl yapılamayan Cannes Film Festivali’nin 56 filmlik resmi seçkisinde yer alan birçok filmin eylül ayında gerçekleşecek festivallerde gösterileceğini belirtelim.

Fiziksel olarak gerçekleşmeyen Cannes’ın ‘resmi seçkisi’ni açıklaması, sektöre yabancı olanların anlamakta zorlandığı bir durum olabilir. Başta Cannes olmak üzere festivallerin filmlerin pazarlanması ve satışında nasıl hayati bir rol oynadığını bilenler içinse şaşırtıcı bir yan yok. Cannes yönetimi açıkladığı resmi seçkiyle bu filmlerin satış ve dağıtımının önünü açtı; böylelikle film endüstrisine verdiği hizmetin önemli bir bölümünü yerine getirmiş oldu.

‘Cannes 2020’ etiketini alan filmlere yer vermesi beklenen bir başka önemli etkinlik de New York Film Festivali… Ödül ve yarışmalarla ilgisi olmayan New York, 25-30 filmin ABD prömiyerini yapmasıyla bilinen, seyircilere hitap etmesiyle öne çıkan bir festival. Geçen yıl ‘The Irishman’in dünya prömiyerini yapmış, 2018’de ise Yorgos Lanthimos’un Oscar’lara aday olan ‘Sarayın Gözdesi’yle (The Favourite) açılmıştı. Festival, Covit 19 salgınıyla çok kötü deneyimler yaşayan New York şehrinde 25 Eylül–11 Ekim tarihleri arasında düzenlenecek. Bu yıl yeni direktörü Eugene Hernandez’in yönetiminde gerçekleşecek festivalin, şehrin kültürel hayatının normale dönüşünde önemli bir kavşak olması öngörülüyor. New York, geçtiğimiz yıllarda uluslararası sinemacıların ağırlıkta olduğu bir festivaldi… Ama bu yıl, Venedik gibi Avrupa festivallerinde boy göstermekten çekinen Amerikan yapımlarının çoğunlukta olduğu bir etkinliğe dönüşme ihtimali var.

Yerli festivaller ayağına baktığımızda karantinanın ilk günlerine denk gelen İstanbul Film Festivali’nin ‘erteleyip kurtulalım’ demek yerine ‘çevrimiçi seçkiler’ ve içinde bulunduğumuz dönemde gerçekleşen ulusal yarışmayla, koşullara teslim olmadan misyonunu yerine getirmek için uğraşması, alkışlanacak bir davranış…

Antalya Film Festivali’nin şimdiden hazırlıklarına başlaması da çok önemli bir adım. 3–10 Ekim arasında gerçekleşecek festivalin ulusal yarışma bölümüne başvurular açıldı. Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek, yaptığı yazılı açıklamada festival kapsamında ulusal uzun metraj, belgesel ve kısa film dallarındaki yarışmaların yanı sıra, Antalya Film Forum ve uluslararası uzun metraj film yarışmasının da düzenleneceğini ve toplam 1 milyon 370 bin TL tutarında ödül dağıtılacağını duyurdu.

Antalya’da bu yıl açıkhava gösterimlerine ağırlık verilecek ve yurtdışındaki festivallerde olduğu gibi seyircilerin güvenliği için geniş önlemler alınacak. Geçen yıl ilk kez gerçekleştirilen ve 150 öğrenciye ev sahipliği yapan Altın Portakal Sinema Okulu’nun, bu yıl daha geniş katılımla online olarak düzenleneceğini belirtelim.

Özetle eylülde gösterime girmesi beklenen ‘Tenet’in, bilet satışlarını patlatıp sinema endüstrisini kurtarıp kurtaramayacağını kestirmek kolay değil. ‘Tenet’ın başarı veya başarısızlığının ne gibi sonuçlar doğuracağını tahmin etmek için şu an çok erken… Kesin olan, Venedik Film Festivali’yle birlikte 2020 için yeni bir dönemin başlayacağı, birçok önemli filmin seyirciyle açık ya da kapalı salonlarda buluşacağı gerçeği…

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!