Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

The New York Times gazetesi için çalışan Leslye Davis ve Catrin Einhorn’un 2010 yılında yaptıkları haber, süreç içinde bir ailenin 10 yıl boyunca yaşadıklarını anlatan ‘Father Soldier Son’ adında uzun metrajlı, müstesna bir belgesele dönüştü.

Leslye Davis ve Catrin Einhorn, Afganistan’a gönderilen askerler üzerine bir haber hazırlarken tanışırlar Çavuş Brian Eisch ile… İki oğlunu tek başına büyüten yalnız bir baba olarak Eisch ilgilerini çeker. Oğulları Isaac ve Joey’i tanıdıklarında ise özel haber çalışması yapmaya karar verirler. Haberin multimedya özelliği nedeniyle, Eisch’ın Afganistan’da görev yaptığı taburda ve ABD’deki evinde birçok çekim yaparlar.

‘Father Soldier Son’ belgeseli 2010’daki bu ilk çekimlerle açılıyor. Amcalarının yanında kalan Isaac ve Joey’in, hava limanında, cepheden dönen babalarına sarıldığı duygusal sahnede birbirlerine bağlı küçük bir aile görüyoruz.

Belgeselin yönetmenleri Leslye Davis ve Catrin Einhorn, ilk bölümde babayla oğullar arasındaki sevgi ve hasrete odaklanıyor. Isaac ve Joey, cephede savaşan bir askerin oğlu olmanın neler hissettirdiğini içtenlikle söze döküyorlar. Brian ise 6 ayda bir görebildiği oğullarını tek başında büyütmenin zorluklarından bahsediyor, duygularını paylaşıyor. Bir sahnede cepheden dönen asker babaların eve döndüklerinde strese girdiğini ama kendisinin bunu asla yapmayacağını, hep eğlenceli olacağını söylüyor. Brian, askerlik mesleğini çok seven, müşfik bir baba olarak geliyor karşımıza…

İlk sekans, Brian’ın yeniden cepheye dönmesini anlatan duygusal bir sahneyle sona eriyor. Bu arada, Afganistan’daki Kunduz’a giden uçağın içindeki askerleri gördüğümüz kadrajın çok akılda kalıcı olduğunu söylemeliyim. Belki de daha önce hiçbir yönetmen savaşın belirsizliğine giden askerleri bu kadar yalın ve gerçekçi bir kadrajla anlatamamıştı. Klostrofobik ortamdaki o asker kalabalığı, ve huzursuz sessizliğin bizi sonraki bölümlerin karanlığına hazırladığını düşünüyorum.

Nitekim, bacağından yaralanmış halde dönüyor evine Brian… Leslye Davis ve Catrin Einhorn da yeniden aileyle buluşmak ve çekimlere devam etmek için harekete geçiyorlar. Yaşadığı zorlukları herkesle paylaşmakta sakınca görmeyen Brian’ın iş birliğine açık olması nedeniyle Davis ile Einhorn, yıllar boyunca aileyi izleyip çekim yapmayı sürdürüyor ve sonunda 99 dakikalık bir belgesele imza atıyorlar…

Belgesel, öncelikle Brian Eisch’in tedavi sürecine odaklanıyor. Bacağının kesilmesini istemeyen ama bir süre sonra hiç bitmeyen ağrıları nedeniyle doktorların önerisini uygulamaya karar veren Eisch, 2014 yılından sonraki çekimlerde ilk imajından biraz daha farklı biri olarak çıkıyor karşımıza. Öncelikle tedavi sürecindeki psikolojik sorunlarla baş etmekte zorlanıyor. Bir an önce iyileşmek isteyen sabırsız birine dönüşüyor. Sonuçta sadece yürümeyi değil, protez bacağıyla koşmayı hayal eden biri o... Kendisini ve oğullarını çok seven yeni sevgilisinin desteğine rağmen yaşadığı stres ve sıkıntıları ailesine yansıtmaktan uzak duramıyor. İlk bölümde, sözünü ettiği stresli asker babalardan biri olup çıkıyor.

Isaac ve Joey büyüdükçe onlarla olan ilişkileri de değişiyor. Askerlikten gelen bir baba olarak oğullarını disiplin konusunda zorluyor. Bu arada, iyileşme sürecinde oğullarıyla empati kurmakta güçlük çektiğini de gözlemliyoruz.

İlk bölümde kendilerini çok içten ifade eden, babalarını hayatta her şeyden çok seven iki duyarlı çocuk olan Isaac ve Joey’in, giderek daha sessiz ve mutsuz karakterlere dönüştüklerini gözlemek bizim için gerçekten hüzün verici bir hale geliyor.

Babasının zoruyla abisi Isaac gibi güreşçi olmaya çalışan Joey’in güreş turnuvasında peş peşe yenilgiler aldıkça ağladığı sahne özellikle çarpıcı… Oğullarına karşı sevgi dolu bir baba olsa da Brian’ın, onların duygularını anlayamadığını görmek açıkçası üzücü oluyor.

‘İleride çocuklarını üzmek istemediği için’ asker değil polis olmaya karar veren ergen Isaac’in yüzünde sabitlenen o mutsuzluğu görmek; oğullarıyla vakit geçirmeyi çok seven Brian’ın tedavi süreci istediği hızda gelişmediği için tüm gününü video oyunları başında geçirmesine tanık olmak, ‘Father Soldier Son’ı ultra gerçekçi bir aile dramı haline getiren ayrıntılardan sadece birkaçı... Ne yazık ki, çok daha üzücü şeyler de yaşanıyor belgeselde… Ama yönetmenlerin amacı, bizi üzmek ya da bir aile dramına tanık etmek değil.

Ailenin yaşadığı o şok edici trajediyi bir yana bırakırsak, tedavi sürecinin sonundaki mutluluğa doğru ilerleyen bir belgesel çekmeyi istedikleri çok açık. Ama ‘Father Soldier Son’ sağ kanat değerlere inanan, milliyetçiliği ve ülke adına savaşmayı kutsayan bir belgesel değil.

Filmin görünürdeki ilk hedefi, ABD’nin topraklarından çok uzakta verdiği Afganistan savaşının bir aileyi nasıl derinden etkilediğini gözlemek… Daha derinlerdeki ikinci hedefi, askerliğin kuşaktan kuşağa aktarıldığı vatansever bir ailedeki psikolojik dinamikleri, özellikle baba–oğul ilişkilerini anlamaya çalışmak…

‘Father Soldier Son’, politik yaklaşım konusunda tarafsız kalmaya, daha doğrusu ‘insan merkezli’ olmaya dikkat eden bir belgesel… Brian Eisch asker olmaktan, ABD adına savaşmaktan asla pişmanlık duymayan biri… İki oğlunun da asker olmasını istemesi, bunun en önemli kanıtı… Çatışma sırasında kendi taraflarındaki bir Afgan’a yardım etmek isterken yaralandığını atlamamak gerek. Brian savaşı, öldürmeyi, şiddeti değil, sadece askerliği yücelten biri. Film, Brian’ın vatanseverliği kadar, askerliği kendisi ve çocukları için bir geçim kapısı olarak görmesine de vurgu yapıyor. Ama askerliğin, manevi anlamda onun için çok şey ifade ettiğini biliyoruz. ABD ordusu gibi büyük bir kurumun parçası olmak, Brian’a gurur veriyor, hayatına anlam katıyor.

Özetle ‘Father Soldier Son’ belgeselinin öncelikli derdi Brian ve ailesini gözlemlemek, nesnel bir yaklaşımla onların askerlikle ilişkilerini anlamaya çalışmak… Kendi adıma, hedefe ulaşıldığını düşünüyorum.

Böyle bir konunun tümüyle politik bir perspektiften anlatılmasını isteyenler belki sevmeyebilir bu filmi… Öte yandan, kahramanlık edebiyatına girmediği için Amerikan sağ kanat değerlerine inananları da mutlu etmeyeceği belli...

Yönetmenlerin, seyircinin fikrini belirlemeye çalışmaktansa onu düşündürmeye çalışan bir film yapmak istedikleri kesin. Genç Isaac, filmin finaline doğru politikadan hiç anlamadığını, savaş kararlarının nasıl alındığını pek bilmediğini, zaten bu konuların ilgisini çekmediğini ama bir asker olarak üstüne düşeni yapmak istediğini söylüyor. Tam o noktada, filmin Başkan Obama’nın Afganistan’a asker göndereceğini açıkladığı konuşmasıyla başladığını hatırlıyoruz. Sonuçta bütün askerler, komutanlarının ve ABD Başkanı’nın emirlerini yerine getirmek için yemin ediyorlar.

Yönetmenlerin filmi bu konuşmayla açmaları, savaşa dair asıl sorunun savaşanlarla değil, savaş kararını alanlarla ilgili olduğunun altını çiziyor. Çünkü birçok kişi için savaşlar cephede bitmiyor. Brian Eisch ve ailesi gibi, savaşın etkilerini bir ömür boyu yaşıyorlar… Ses bandında Obama’nın konuşmasını dinlerken, Isaac ile Joey’in evlerinin bahçesindeki görüntüleri filmin savaş karşıtı alt metnini en baştan açık ediyor zaten…

İşin sinemasal yanına baktığımda, gazetecilik disiplininden gelen iki yönetmenin belgesel ruhunu yakalamayı başardığını söyleyebilirim. Kurgu özellikle ilk yarım saatte çok iyi… Filmin büyük bölümünde kamera Eisch ailesinin hayatını gerçekçi bir tavırla gözlemliyor. Bazı anlar çok doğal ve sahici olabiliyor. Öte yandan, kameranın orada bulunmasının doğallığı, gerçekliği bozduğu anlar da var. Ama özellikle Isaac ve Joey’in film boyunca pek oynamadıklarını ve kendi olabildiklerini düşünüyorum. Kaldı ki, babalarına göre daha geride dursalar ve sessiz kalsalar da ‘Father Soldier Son’ın bir film olarak bence en güçlü yanı Isaac ve Joey’in hikâyesi...

Son olarak, Nathan Halpern’in müziklerinin filmin alttan alta işleyen hüzün duygusunu etkili şekilde yansıttığını belirtelim. Yılın en iyi Amerikan belgesellerinden biri olmaya aday ‘Father Soldier Son’ı, Netflix’te seyredebilirsiniz.

7/10

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!