Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

‘Tenet’ın gösterime girmesiyle sinema salonlarının pandemi öncesindeki günlerine hemen dönmesi açıkçası pek mümkün görünmüyor. Sinema salonlarının kaderi biraz da Covit 19 salgınının seyrine bağlı… Önümüzdeki aylarda neler olacağını tahmin etmek zor ama sinemaseverlerin yeni filmleri evde keşfetmeye devam edeceği kesin…

Pandemi olmasaydı Türkiye’de gösterime girmesi beklenen ‘Görünmez Yaşam’ın (A Vida Invisível-Invisible Life), sinemaseverler tarafından keşfedilmesi gereken filmlerden biri olduğunu düşünüyorum.

Brezilyalı yönetmen Karim Ainouz’un imzasını taşıyan ‘Görünmez Yaşam’, dünya prömiyerini 2019 yılında düzenlenen Cannes Film Festivali’nde yaptı ve Belirli Bir Bakış bölümünün büyük ödülünü kazandı. Brezilya’nın Oscar adayı olarak seçilen ‘Görünmez Yaşam’, Filmekimi dahil katıldığı festivallerin ardından, birçok ülkede dijital platformlar ya da çevrimiçi olarak seyircilerle buluştu.

Martha Batalha’nın 2016’da yayımlanan romanından sinemaya uyarlanan ‘Görünmez Yaşam’, 1950’li yılların Rio de Janeiro’sunda geçen bir öykü anlatıyor. Genç Euridice (Carol Duarte), Viyana Devlet Konservatuvarı’nın sınavlarına girmeyi düşünen yetenekli bir piyanist... Çok sevdiği kız kardeşi Guida’nın (Julia Stockler), çılgın bir aşk uğruna denizci Yorgo’nun (Nikolas Antunes) peşinden Yunanistan’a gitmesine engel olamıyor. Guida’nın evden kaçışının ardından Euridice genç yaşta Antenor’la (Gregório Duvivier) evlendiriliyor. Konservatuvar hayalini ayakta tutmak için hamile kalmamaya ve piyano çalışmaya devam etmek istiyor ama hayat her iki kardeşi de farklı yerlere sürüklüyor…

‘Görünmez Yaşam’ın melodramları akla getiren bir öyküsü var. Bizim yerli dizilerin vazgeçemediği melodram formatı, günümüz sinemasında en mesafeli durduğum türlerden biri... Özellikle kötü adamların insanların hayatını mahvettiği, kadınların hep kurban olduğu ve kurtarıcı erkeklere gereksinim duyduğu hikâyelerin çok fazla tekrar edildiğini düşünüyorum.

Açıkçası kurtarıcı erkek dışında burada da benzer motifler var ama ‘Görünmez Yaşam’, yönetmenin ve oyuncularının farklı enerjisiyle beni hemen yakalayan, baştan sona ilgiyle izlediğim bir film oldu.

‘Görünmez Yaşam’ı hikâyesi, senaryosu ve anlatımı dahil her şeyiyle alternatif bir melodram olarak değerlendirmek mümkün… Euridice ve Guida’nın hayatını karartan erkekler, alışageldiğimiz kötü adamlardan daha farklı ve gerçekçi çizilmiş karakterler… Silik, kaypak ve çok renksizler. Güçlü karakterler olarak değil, erkek egemen toplumun kendilerine verdiği imtiyazlardan yararlanan, kişiliksiz, bencil varlıklar olarak tasvir ediliyorlar… Asıl önemli olan içinde yaşadıkları toplum… Yönetmen de dikkatimizi oraya çekmeye çalışıyor.

Sonuçta, babası olmayan çocuğa pasaport vermeyi reddeden bir bürokrasinin içindeler... Kadınlara yönelik ayrımcılığı hayatın her alanında hissediyorlar. Kadınlar erkeksiz olarak aile restoranlarına kabul edilmiyor mesela… Yalnız annelerin işçi olarak çalışmasına tahammül edemeyenler bile var… İşte bu yüzden, filmin asıl kötü adamının cinsiyet ayrımcılığına yol veren geleneksel erkek egemen toplum olduğu söylenebilir.

Euridice ve Guida’nın, eşinin gölgesi olmaktan ileri gidemeyen aşırı edilgen annelerini saymazsak, filmdeki diğer kadınlar kurban ve mağdur olmamak için ellerinden geldikleri kadar direniyorlar. Bu süreçte, erkeklerle yaşayan kadınların, özellikle eşleri ve babaları yüzünden daha da mutsuz olduğunun altı çiziliyor. Erkeklerden bağımsız olarak, kadın dayanışmasıyla ayakta duran kadınlar ise ruhen daha sağlıklı, güçlü ve mutlular… Kendi kurallarını koyarak yaşıyorlar. Özellikle Guida’nın hata yapmaktan korkmadan özgürce kendi bildiği gibi yaşaması ve ayakta durması, öykünün en önemli damarlarından biri… Euridice ise taviz verdikçe erkeklerin kontrolüne giriyor.

Yönetmen Karim Ainouz, iki kız kardeşin yaşadığı tüm acılar, sıkıntılar ve hayal kırıklıklarına karşın ‘Görünmez Yaşam’ı gözü yaşlı bir melodram haline getirmiyor. Çünkü Euridice, Guida ve Filomena’daki (Bárbara Santos) dişil enerjiyi filmin tam kalbine yerleştirmesini biliyor. Ainouz’un filmine deniz kenarındaki yemyeşil, bereketli bir ormanda başlayıp orada bitirmesi, kuşkusuz tesadüf değil. Yönetmen her iki sahnede de iki kız kardeşle doğanın güzelliği, canlı renkleri ve bereketi arasında simgesel bir bağ kuruyor. Ayrımcılığın kurbanı olarak ne kadar ezilirlerse ezilsinler yine de her koşulda hayatı temsil ediyorlar.

Filmin bir sahnesinde Guida yazdığı mektupta ‘Aile kan bağı değil, sevgidir’ diyor… Erkek egemen toplumun kadınlar üzerindeki baskıyı öncelikle aile üzerinden başlattığı ve Euridice ile Guida’nın gerçek anlamda aile korumasından uzak kaldıkları düşünüldüğünde, filmin asıl meselesi netleşiyor.

Babanın (António Fonseca) Euridice ile Guida’yı birbirlerinden ayırmak istemesini unutmayalım. Kendi açısından çok anlamlı bir karar bu; çünkü kızlarında ‘alternatif aile’ kurmaya yetecek sevgi olduğunu; anneleriyle birlikte üç kadına karşı direnemeyeceğini biliyor. Euridice’nin bir an önce evlenmesi işine geliyor. Müziğe âşık yetenekli kızını ancak damadıyla birlikte sıradan biri haline getirebileceğini biliyor.

Belki bir roman uyarlaması olması nedeniyle hikâye ve karakterler açısından sağlam bir film ‘Görünmez Yaşam’… Öte yandan anlatım açısından da dikkate değer parlak yanları var. Karim Ainouz, kadrajlarıyla öne çıkan bir yönetmen… Kamerasını çoğunlukla Euridice ve Guida’ya odaklıyor; müziği, kurguyu ve kamera çalışmasını tümüyle onların ruh halleri üzerinden kuruyor. Sözgelimi, Guida ile Yorgo’nun dans ettiği bar sahnesinde ayrılık vaktinin gelmesiyle anlatım birden değişiyor. Guida’nın sevgilisini bırakıp, eve dönmek zorunda olması nedeniyle acı çektiğini görüyoruz. Bütün hayatını değiştiren o kararı tutku ve aşkla aldığını hissediyoruz.

Karim Ainouz, film boyunca Euridice ve Guida’nın hayatını karartan erkekleri yakın planlarda göstermeyi pek tercih etmiyor. Erkek iktidarının çirkin yüzünün ortaya çıktığı sahnelerde ise yakınlaşmayı tercih ediyor. Mesela, bir doktorun Euridice’ye kendinden çok emin biçimde ‘manik depresif psikoz’ tanısı koyduğu sahnedeki kadrajlar çok anlamlı. Ainouz, bu sahnede Euridice’yi fonda tümüyle netlik dışı bırakarak baba ve doktorun yakın planına odaklanıyor. Kadın özgürlüğüne karşı ‘çözüm arayan’ iki erkeğin uzlaşmasının altını çiziyor. Sevişme sahnelerinde klişeleşmiş erotizm imgelerinden tümüyle uzak duran, sadece sahnenin anlamına odaklanan mizansenler ve sıra dışı kadrajlarla geliyor karşımıza.

Görüntü yönetimi açısından da iyi tasarlanmış bir film ‘Görünmez Yaşam’… Açılış ve kapanışta kadraja hükmeden doğal ve canlı renkleri, filmin genelinde de görmek mümkün. Görüntü yönetmenliğini Hélène Louvart’ın yaptığı ‘Görünmez Yaşam’, sıcak renk paletiyle öne çıkan bir film… Ama Ainouz ve Louvart’ın Wong Kar Wai filmlerindeki kadar stilize bir renk paleti kurmadığını belirtelim… Koyu renkleri, karanlığı ve gölgeleri ihmal etmeyen daha gerçekçi bir tarz tutturuyorlar. ‘Görünmez Yaşam’ 1950’ler duygusunu çok iyi yansıtan bir film... 1950’lerin Rio de Janeiro’su sokakları, evleri, barları ve restoranlarıyla filme mükemmel bir dekor oluşturuyor.

Filmin başarısında Guida ve Euridice’yi canlandıran iki genç oyuncunun, Julia Stockler ve Carol Duarte’nin kuşkusuz büyük payı var. Öte yandan, babada Antonio Fonseca ve Antero’da Gregorio Duvivier gayet iyiler… Brezilya sinemasının ‘Merkez İstasyonu’ gibi klasiklerinde oynayan Fernanda Montenegro’nun da sürpriz bir rolde karşımıza çıktığını belirtelim.

‘Görünmez Yaşam’, belki alternatif bir melodram ama özelikle finali itibarıyla klasik melodramlar kadar göz yaşartıcı… BeinConnect’te seyredebilirsiniz.

7.5/10

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!