Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

BeinConnect’in içeriğine ‘Söz Senettir’ başlığıyla dahil olan ‘Es gilt das gesprochene Wort’, 2020 Alman Film Ödülleri’nde film, yönetmen, senaryo, dahil olmak üzere 5 dalda adaylık kazanmış; Christian Petzold’un yönettiği ‘Undine’ gibi iddialı bir filmi geride bırakarak, yılın en iyileri sıralamasında üçüncü olmayı başarmıştı. Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli yönetmen İlker Çatak’ın senaryosunu Nils Mohl ile yazdığı ‘Söz Senettir’in, başrol oyuncuları Anne Ratte-Polle’ye Bavyera Film Ödülleri’nde, Oğulcan Arman Uslu’ya ise Münih Film Festivali’nde ödül kazandırdığını belirtelim.

‘Söz Senettir’, Almanya’da nikah memuru ve tercüman dışında kimsenin katılmadığı bir evlilik töreniyle açılıyor. İlk sahnede, evlenen çift hakkında, genç Baran’ın (Oğulcan Arman Uslu) Türkiye kökenli, Marion’un (Anne Ratte-Polle) ise bir Alman olduğu dışında hiçbir şey bilmiyoruz. Ama yüzüklerini taktıktan sonraki çekingen öpüşmelerinden, sahte evlilik yaptıklarını düşünüyoruz.

Açılış sahnesinde nikah memurunun evlilik bağını resmileştiren ifadeleri, filmin bütününe anlamlı bir çerçeve kazandırıyor. Adından da anlaşılacağı üzere ‘söz vermek’ üzerine bir film seyrediyoruz. Evlendirme dairesinde ettikleri yemin ya da verdikleri söz, ikisi için başlangıçta çok şey ifade etmiyor. Sonuçta, evlilik Baran’ın Alman vatandaşlığını alması sürecindeki birinci adım…

Evlilik kâğıt üzerinde bile kalsa Baran’a, Almanya’da oturma ve çalışma izni gibi, yıllardır istediği ama ulaşamadığı ayrıcalıkları getiriyor… İlk başta, bunların Baran’ın hayatta en çok istediği şeyler olduğunu düşünüyoruz ama öykü ilerledikçe, Baran için asıl önemli olanın başka değerler olduğunu görüyoruz…

Film, ilk bölümünde geçmişe uzanarak karakterlerini tanıtıyor. Baran, askerden terhis olduktan sonra Marmaris’te bulaşıkçılıkla başladığı barda jigololuğa geçiş yapan, bazı partnerlerine anlaşmalı evlilik teklif eden 20 yaşlarında bir genç…

Marion ise sivil havacılık sektöründe çalışan; işini ciddiyetle ve severek yapan 40 yaşında bir pilot… Burun kanaması nedeniyle gittiği hastanede kanser tanısı konulunca tedavi süresinde pilotluk yapması yasaklanıyor. Yalnız yaşayan Marion bu süreçte, ilişkilerinin geçmişi hakkında çok fazla fikir sahibi olamadığımız çocuk sahibi müzisyen arkadaşı şefkatli Raphael (Godehard Giese) ile Marmaris’e tatil yapmaya gidiyor. Ama orada tutkulu bir ilişki yaşayamıyor, gönül bağı kuramıyorlar. Bunda Marion’un soğuk ve mesafeli tavrının büyük etkisi oluyor.

Marion, Marmaris sahilinde Baran’ı ilk gördüğünde, yalnız turist kadınlara yaklaşan bir erkek olduğunu anlamakta güçlük çekmiyor. Baran’ın iletişim kurma ve yaklaşma çabalarına yanıt vermiyor ama açık açık yardım istediğinde kayıtsız kalamıyor…

Filmin kalbindeki asıl mesele, Baran ile Marion’un birbirlerinden gerçekte ne istedikleri… Evet, başlangıçta ne istediklerini çok iyi biliyor gibi görünüyorlar. Baran için Marion, onu Alman pasaportuna ulaştıran iyi kalpli bir melek… Marion içinse Baran, yardım ederek kurtarmak istediği yoksul bir genç… Ama olayların akışı içinde ikisinin de farkına varamadıkları arzular ve hedefler ortaya çıkıyor. Marion’un tam olarak hangi motivasyonla kabul ettiğini anlayamadığımız sahte evlilik onları değiştiren, kendileriyle yüzleşmelerine vesile olan bir sürece dönüşüyor.

‘Söz Senettir’, ‘Vesikalı Yarim’ gibi klasik Yeşilçam filmlerinde karşımıza çıkan ‘seks işçisi kadını kurtaran erkek’ motifini tersine çevirmesiyle akıllarda kalmaya aday bir film… Baran’ın Marmaris ve Hamburg’da içine düştüğü farklı erkeklik halleri, Marion’un ‘kurtarıcı melek’ konumu filmin odaklandığı noktalar…

Belirli bir noktadan sonra, Marion ile Baran’ın arasındaki yaş, kültür ve eğitim gibi farklılıklar itibarıyla R.W. Fassbinder’in ‘Korku Ruhu Kemirir’ (Angst essen seele auf - 1974) ve ona esin kaynağı olan Douglas Sirk’ün ‘All That Heaven Allows’ (1955) gibi klasik melodramlarını akla getiren yanları var. Öte yandan, Baran’ın Marion’a karşı giderek artan ilgisi ve iyimser beklentileri, Claude Goretta’nın ‘Dantelci Kız’ını (La dentellière – 1977) hatırlattı bana. Ne var ki, İlker Çatak sözünü ettiğim filmlerle paslaşmaya gerek görmeden, melodram kulvarına girmemeye çalışıyor. Asıl önemlisi, bu dört filmin hüzünlü karamsarlığından uzak duruyor.

Buna karşılık, başrollerinde Gerard Depardieu ve Andie McDowell’ın oynadığı, sahte bir evlilik sürecini anlatan Hollywood filmi ‘Yeşil Kart’ (Green Card – 1990) tarzında sıcak bir romantik komediye imza attığı da söylenemez. ‘Söz Senettir’, gerçekçi tarzından taviz vermeden farklı bir finale götürüyor bizi… İlker Çatak, hikâyeyi değil filmi sona erdiren, geleceğe yönelik soru işaretleriyle dolu açık bir finali tercih ediyor. Ama iki karakterin başlangıçtaki hedefleriyle vardıkları yer arasındaki farklılığı göstermesi açısından anlamlı bir final olduğu kesin.

İlk tanıştıkları günün akşamında Marion’un Baran’a barın önünde söylediği ‘Baran, daha iyisini yapabilirsin’ cümlesi bir bakıma bütün filmin özeti gibi… Baran, cebinde hiç parası olmadan geldiği Marmaris’te ve Marion’un desteğiyle adım attığı Hamburg’da hep daha iyisini yapmaya çalışıyor. Ama ‘daha iyi’nin anlamı onun için giderek değişiyor.

Baran filmde geçmişinden söz edilmeyen, kendisine gelecek arayan köksüz ve yalnız bir karakter olarak çiziliyor. Yeni koşullara çabuk adapte olması ve önyargılardan, katı değerlerden uzak durması, onun en büyük avantajı… Marion karakteri ise, Baran’ın aksine geçmişi ve kökleriyle anlatılan bir karakter. Başta çocuklar olmak üzere birçok kişinin hayran olduğu bir mesleği ve kariyeri var. Öte yandan, sağlığına kavuşmanın ve tekrar pilot kabinine dönmenin onu tam olarak mutlu edemeyeceğini hissediyoruz. Uçuştan evine yalnız geldiği sahnede sezdiğimiz gibi ruhunda bir boşluk var… Yalnız bir insan Marion… Onun yaşındaki ve sınıfsal konumundaki başka insanlar gibi varoluş bunalımlarıyla cebelleşiyor. Baran ise varoluş bunalımlarına girmeye vakti olmayan, hayata tutunmaya çalışan, geçim derdinde bir genç… İlker Çatak filmde asıl olarak bu farkı ve bu farkın onların ilişkisine kazandırdığı derinliği vurguluyor. Sonuçta, yazılmamış sosyal kodlara aykırı bir ilişkileri var belki ama bir şekilde birbirlerine iyi geliyorlar… Film, Marion–Raphael ilişkisi üzerinden sosyal uyumla aşkın aynı şey olmadığının da altını çiziyor.

Tüm bunlar daha önce anlatılmamış konular değil. Ama Berlin doğumlu, İstanbul Alman Lisesi mezunu İlker Çatak filmini ilgiyle seyrettirmesini, yeni bir hava yakalamasını biliyor. Kısa filmlerle tecrübe kazanan, Hamburg Media School’da sinema eğitimi gören Çatak, üçüncü uzun metrajında anlatımını, dilini olgunlaştırmış bir yönetmen olarak geliyor karşımıza. Hiç aksamadan ilerleyen, gereksiz kenar süslerinden kaçınan işlevsel bir anlatımı var. Sözgelimi, Baran’ın Marion’la tanışmadan önceki Marmaris serüvenini gereksiz diyaloglara, uzayıp giden sahnelere yer vermeden ekonomik bir üslup ve akıcı kurguyla yansıtıyor.

Filmin ortalarına doğru Baran ile Marion’un ilk duygusal yakınlaşmaları sırasındaki paralel kurgu uygulaması da güzel… Çatak bu sahnede, ‘flash-back’in tersi olan ‘flash-forward’ tekniğini kullanarak ‘şimdiki zaman’la 10-15 dakika sonra yaşanacak gelecek zamanı paralel kurguyla birleştiriyor.

Anlatım kadar oyunculuk da iyi… İlk filminde aldığı başrolün hakkını veren Oğulcan Arman Uslu; Marion’u tüm çelişkileri, olumlu ve olumsuz yanlarıyla inandırıcı bir karakter haline getiren Anne Ratte-Polle ve tuhaf aşk üçgeninde kritik rol oynayan Raphael’de Godehard Giese, ‘Söz Senettir’e önemli katkılarda bulunuyorlar. Marmaris sahnelerinde Baran’ın patronunu oynayan, ‘Anons’tan hatırladığımız Ali Seçkiner Alıcı’nın da aldığı kısa sürede yine iyi iş çıkardığını belirtelim.

7/10

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00