Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Brezilyalı müzisyen ve film yönetmeni Joe Penna, 2006’da açtığı MysteryGuitarMan adlı Youtube kanalıyla adını duyurdu. Penna sadece müzik videoları çekmekle yetinmedi. Kısa filmler, reklamlar ve televizyon dizilerinin ardından 2017’de, ilk konulu uzun metraj sinema filmine imza attı. Başrolde Mads Mikkelsen’in oynadığı ‘Arctic’, 2018 yılında Cannes Film Festivali’nin Resmi Seçki’sine alındı ve Altın Kamera ödülüne aday oldu. Türkiye dahil birçok ülkede gösterime giren ‘Arctic’in aldığı olumlu eleştirilerin ardından Penna, şimdi ikinci filmi ‘Kaçak Yolcu’ (Stowaway) ile karşımızda…

‘Arctic’, Kuzey Kutbu’na yakın bir bölgede kaza geçirdikten sonra hayatta kalma savaşı veren bir pilotun öyküsünü anlatıyordu. ‘Kaçak Yolcu’nun da ikinci yarısında bir çeşit hayatta kalma savaşına dönüştüğü söylenebilir ama her şeyden önce bilimkurgu filmi...

‘Kaçak Yolcu’, yakın gelecekteki olası uzay çalışmalarını temel alan filmlerden. ABD’nin Ay’a ayak basma hayaliyle başlayan, daha sonraki yıllarda ise başta Mars’a yolculuk olmak üzere Güneş sistemi içindeki çeşitli uzay çalışmalarını konu alan bir alt türe ait.

Joe Penna’nın senaryosunu Ryan Morrison ile birlikte yazdığı ‘Kaçak Yolcu’, 2 yıl sürecek Mars görevi için dünyadan yola çıkan bir uzay aracında geçiyor. Ekip, kumandan Marina Bartnett (Toni Collette), tıp doktoru Zoe Levenson (Anna Kendrick) ve biyolog David Kim’den (Daniel Dae Kim) oluşuyor; ama kalkıştan saatler sonra, içeride bir kişi daha bulunduğunu fark ediyorlar. Mars’a giden uzay aracının içinde olduğunu anladığında şoka giren Michael Adams (Shamier Anderson) aslında ‘kaçak yolcu’ değil. Fırlatma ekibinin yanlışlıkla içerde unuttuğu bir mühendis… Onu bulduklarında, dünyaya dönmek, görevi iptal etmek gibi seçenekleri devre dışı kaldığı için Michael ister istemez dördüncü kişi olarak yolculuğa dahil oluyor. Ama bir süre sonra, ortaya çıkan teknik sorunlar, ekibi çok zor seçimlerle yüz yüze bırakıyor…

İlk filmi ‘Arctic’te iki oyuncuyla çalışan Penna, ‘Kaçak Yolcu’nun kadrosunu sadece 4 kişiyle sınırlıyor. Kumandanın sürekli irtibat halinde olduğu merkezdeki Hyperion ekibinden kimseyi görmüyoruz. Bazen seslerini duyuyoruz ama dediklerini anlayacak kadar değil... Baştan sona, uzay gemisinin içinde dört karakterle birlikteyiz.

Yolculuğun ilk anından itibaren heyecanını, coşkusunu hissettiğimiz Zoe’nin biraz daha öne çıktığını söylemek mümkün; ama film, temel olarak dört karakterin dramatik açmazlarını ve çıkmazlarını temel alıyor. Öyküde kötüler ya da iyiler yok. Giderek tehlikeli hale gelen teknik sorunları çözerek sağ salim Mars’a ulaşmaya çalışan dört kişi var.

Uzayda yaşam mücadelesi, yeni bir konu değil. ‘Apollo 13’, ‘Marslı’, ‘Gravity’ ilk akla gelen filmler. Ne var ki, ‘Kaçak Yolcu’nın öyküsü doyurucu değil. Filmin ortalarına doğru çıkan kriz, ilk bakışta ilgiye değer görünüyor ama iyi geliştirildiği söylenemez.

Daha en baştan mühendislik açısından çözümün çok zor, hatta imkânsız olduğunu hissetmemiz ve eninde sonunda kötü şeylerin olacağını anlamamız, galiba öykünün ilgi çekiciliğini azaltıyor.

Karakterler çözüm için ellerinden geleni yapıyor ama filmin büyük bölümünde üzülüp acı çekiyorlar. Tam da bu nedenle, ‘Kaçak Yolcu’nun saat gibi işleyen çarpıcı bir gerilim filmi olması pek mümkün değil. Kuşkusuz ‘uzayda yürüyüş’ gibi gerilim sahneleri var ama sayıları çok değil. Süre olarak baktığınızda, gerilimden ziyade çözümsüzlüğün sıkıntısı ve acısına daha çok zaman ayrılıyor.

Dolayısıyla, Joe Penna’nın ‘Kaçak Yolcu’yu daha en baştan dört kişilik bir psikolojik dram olarak tasarladığı belli ama hedefine ulaştığını söylemek çok zor. Her şeyden önce aralarındaki dramatik çatışmalar çok da ilgiye değer şekilde gelişmiyor. Yaklaşımları farklı olsa da hepsinin hedefi aynı. Senaryo karakterlerin anlaşmazlıklarından çok uzlaşmaları üzerinden ilerliyor.

Özetle, herkesin en doğrusunu yapmaya çalıştığı, yapamayınca da acı çektiği bir film bu… İyiliğin kötülükle değil yine iyilikle ters düştüğü filmler kuşkusuz ilgiye değer olabilir. Ama burada ‘Özveriyi kimin göstermesi gerekiyor?’ sorusunun ötesine geçtiğimiz söylenemez.

Belli ki Pena’nın amacı duygusal anlarla gözlerimizi yaşartmak… Ama bunun ötesine geçtiğini düşünmüyorum. İnsan ruhu üzerine düşündüren, sorular soran, kafa karıştıran bir film değil ‘Kaçak Yolcu’.

Gerilim olarak etkisiz, psikolojik dram olarak çok derinlikli değil. Peki, bir yakın gelecek bilimkurgusu olarak nasıl? Scott Manley’nin danışmanlık yaptığı ‘Kaçak Yolcu’, Mars’a yolculuk dahil olmak üzere uzay bilimlerinin ufkuyla hayal gücünü birleştirmeye çalışan filmlerden... Kuşkusuz, konuyla ilgili bilim insanlarının inandırıcı bulmadığı birçok ayrıntı olacaktır. Böyle filmlerde hikâye örgüsünün tümüyle bilimsel gelişmeler üzerinden kurulması bana çok olası gelmez. Kaldı ki, belgesel olmadığı sürece uzay filmlerinde gerçekçiliği kafaya takmamak gerektiğini düşünenlerdenim.

Yakın gelecek bilimkurgularında kendi adıma asıl dikkat ettiğim noktalardan biri, insanlı uzay yolculuklarına nereden ve nasıl bakıldığı sorusudur. Çünkü devletin uzay çalışmalarına büyük bütçeler ayırıp ayırmaması, başta ABD olmak üzere tartışılıp konuşulan bir konu. Uzayın son yıllarda devletler kadar özel teşebbüsün ilgi alanına girdiğini de unutmamak gerek…

NASA’nın adının hiç geçmediği ‘Kaçak Yolcu’nun alt metinlerine baktığımızda, insanlı uzay yolculuklarına pek de iyi gözle bakıldığı söylenemez. Filmdeki Harvard ve Yale mezunu geleceği parlak iki idealist bilim insanının yolculuğu organize eden Hyperion’a inanarak ekibe katıldığını görüyoruz. Marina’nın sadece bir kumandan, Michael’ın da fırlatma ekibinin hatası olarak orada bulunduğunu düşündüğümüzde, uzay aracındaki dört kişinin de Hyperion’un kurbanı olma tehlikesiyle yüz yüze geldiklerini söylemek mümkün. Onlar işlerini ellerinden geldiği kadar iyi yapmaya çalışıyorlar. Buna karşılık, Hyperion daha kalkış anından başlayarak çıkan teknik sorunları öngöremeyen ve çözemeyen bir kuruluş. Hatta, filmin gizli ‘kötü adamı’nın Hyperion olduğu dahi söylenebilir. Hyperion’un mitolojide dünyayı yöneten 12 Titan’dan biri olduğunu ve ölüler diyarı Hades’in bile uzağında kalan yeraltı kenti Tartaros’a sürgün edildiğini düşündüğümüzde, Penna’nın derdi netleşiyor aslında… Hyperion, daha en baştan gelecek ve uzayla değil, yeraltı, karanlık ve ölümle ilgili bir imge…

Her şey bir yana, Mars’a oksijen üretmek için giden bir ekibin daha yoldayken oksijen sorunlarıyla karşılaştığını ve David’in uzay gemisindeki bilimsel deneylerinin vardığı yeri düşündüğümüzde ‘Kaçak Yolcu’nun Mars’ın fethine ve insanlı uzay yolculuklarına pek de coşkulu bakmadığı aşikâr…

‘Kaçak Yolcu’ öykü açısından çok doyurucu olmasa da oyunculuk, prodüksiyon tasarımı ve görüntü yönetimi açısından aksamayan bir film. Uzayda geçen yakın gelecek bilimkurgularını sevenler Netflix’te seyredebilir.

5.5/10

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00