Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin


‘Mare of Easttown’ bütün polisiye severlere seslenen bir dizi. Türün bazı hayranları heyecan, gerilim ve aksiyon sever. ‘Mare of Easttown’da ‘en heyecanlı yerinde bölüm finalleri’, sürprizler ve ‘eser miktarda’ aksiyon dahil her tür ‘prime time’ dizi numarası var.
Brad Ingelsby’nin yazdığı, Craig Zobel’in yönettiği ‘Mare of Easttown’ın asıl başarısı ise her şeyden önce hikâye, gerçekçi sosyal çevre betimlemeleri ve karakter derinliği arayan seyircileri mutlu edebilecek olması…
Dolayısıyla, en baştan söyleyebilirim: ‘Mare of Easttown’, beğenmediğim bazı yanlarına karşın bence yılın en iyi polisiye dizilerinden biri.

‘Mare of Easttown’a daha ilk bölümlerden bağlanmamın en önemli nedeni, Kate Winslet’in canlandırdığı dedektif Marianne ‘Mare’ Sheehan karakteri oldu. Mare, filmlerde ve dizilerde iş başında gördüğümüz ilk ‘problemli dedektif’ değil kuşkusuz; ama özellikle ilk 5 bölüm itibarıyla onların en unutulmazlarından biri olabilir.
Mare, oğlunun intiharının şokunu hâlâ atlamadığı belli, acılı ve mutsuz bir ana karakter. Üstelik meslek hayatı da iyi gitmiyor. Lise arkadaşı Dawn’un kayıp kızı Katie Bailey’yi bulma konusunda hiçbir ilerleme kaydememesi, kasaba genelinde ciddi bir başarısızlık olarak algılanıyor, gösterdiği tüm çabalar görmezden geliniyor.
Sorunları bir yana, Mare mutsuzluğunu, stresini dışa yansıtan zor bir insan. Eski eşi Frank’in (David Denman) nişanlanmasına gösterdiği tepki başta olmak üzere yakın çevresindeki insanlara ters davranmaktan pek çekinmiyor. Arkadaş olunması kolay biri değil. Takip ettiği vakalarda yardımcı olması için merkezden atanan iyi niyetli Colin Zabel (Evan Peters) ve kendisiyle çıkmaya, düzgün bir ilişki kurmaya çalışan kreatif yazarlık hocası Richard Ryan’a (Guy Pearce) olan davranışları, huysuzluğunun açık kanıtları. Her ikisi de Mare’in önlerine çıkardığı ‘iletişim duvarı’nı kırmak için çabalasalar da güvenini bir türlü kazanamıyorlar. Mare, özellikle soruşturma sürecinde Colin’in iyi niyetinden dilediği gibi faydalanıyor, bilgi saklıyor ve hatta arkasından iş çeviriyor.

Bölümler ilerledikçe daha kabul edilemez davranışlarına tanık oluyoruz. Özellikle, torunu için velayet savaşına gireceği gelinine yaptıkları hayli rahatsız edici. Teşkilat tarafından zorunlu olarak gönderildiği terapiste olan davranışı, sorunlarını kabalıkla örtmek istemesinin yansımalarından sadece biri…
Zorba Brianna’ya gösterdiği tepki konusunda duygusal olarak yanını tutsak da işini yaparken öfkesine yenilebildiğini görüyoruz. Soruşturduğu cinayet vakasında kendisinden bilgi sakladı diye eski eşi Frank’e, nişanlısı ve ailesinin önünde yaptıkları da kabul edilebilir değil. Özetle işini yaparken gösterdiği davranışlarıyla profesyonel ve mükemmel olmaktan uzak biri.
Mükemmel olmanın zorluğu, hatta imkânsızlığı, ‘Mare of Easttown’ın ele aldığı temalardan… Mare, lise basketbol takımının yıldız oyuncusu olarak gençlik yıllarında kendisiyle ilgili beklentileri yükseltmiş ama evliliği dahil hayatında hiçbir şeyi ‘kahraman’ gibi yaşayamayan biri. Sadece Mare değil, aynı sorunun izdüşümlerini dizinin diğer karakterlerinde de görmek mümkün. Mesela, Richard, filme dahi uyarlanan ilk başarılı romanının devamını getirememiş bir yazar. İlerleyen bölümlerde detektif Colin’in de benzer sorunları olduğunu görüyoruz.

Bu arada, Mare’in Richard ve Colin ile ilişkilerinde huysuzluğunun yanında içinde erkeklerle oynamayı seven, gördüğü ilgiden memnun bir genç kız olduğunu da fark ediyoruz.
Kuşkusuz, olgun ve güçlü yanları da var. Mesela Richard’a lisedeki basketbol başarısını anlattığı sahnede, acıların onu huysuzlaştırdığı kadar yıllar içinde olgunlaştırdığını da anlıyoruz. Kimseye hava atmak istemeyen, kendini olduğundan farklı göstermek istemeyen dürüst yanlarını gördükçe ona duygusal olarak bağlanıyoruz.
Kaldı ki, olayların akışı içinde Mare’in giderek daha dürüst davranmaya başladığını görmek olası. ‘Mare of Easttown’, kendi acılarından kaçmaya çalışan ama beceremeyen bir insanın filmi…
Oğlu Kevin konusunda çok acı çektiğini biliyor, suçluluk duyduğunu tahmin ediyoruz ama dizi ne kadar iyi bir anne olup olmadığı konusuna pek girmiyor. Terapistiyle olan konuşmalarında, oğlunun intiharı konusunda kendisiyle yüzleşmek istemediğini hissediyoruz. O noktada, işten el çektirildiği halde neden ısrarla takip ettiği vakaların peşini bırakmadığını daha iyi anlıyoruz. Mare, kişisel sorunlarını çalışarak unutmak isteyen insanlardan…

Dizinin ilk bölümlerinde iyi bir dedektif olup olmadığı konusunda ciddi kuşkularımız olsa da soruşturmanın akışı içinde ona daha çok güvenmeye başlıyoruz. Dizinin en güzel yanlarından biri, ‘iyi dedektifliği’, yetenek ve özel beceriden ziyade çalışma, ısrar ve inatçılık olarak tanımlaması... Gerçek olaylardan esinlenen ‘Unbelievable’da da gördüğümüz gibi özellikle kadınlara yönelik cinsel suçlar konusunda kadın dedektiflerin detaycılığı ve pes etmeyen yanları, burada bir kez daha karşımıza çıkıyor. Meslek ve özel hayatında giderek battığını düşündüğümüz Mare de son ana kadar pes etmiyor ve detaycılıktan vazgeçmiyor. Özetle, Mare sahici, ilgiye değer ve akılda kalıcı bir karakter. İyi yazılmış olmasının yanı sıra Kate Winslet’in getirdiği yorumun, dizinin başarısında çok büyük payı var.
Mare dışında kasabadaki sosyal çevrenin de iyi betimlendiği söylenebilir. İlk bölümde altı çizildiği gibi herkesin birbirini tanıdığı küçük bir dünya burası… Herkesin sarhoş olmayı sevdiği, taşra kasvetinin hissedildiği; gencecik kızların erkenden hamile kaldığı, Mare gibi birçok kişinin erken yaşlarda büyükanne, büyükbaba olduğu bir yerdeyiz. Maddi sıkıntılar nedeniyle genç kızların fuhuşa yönelmesi de ayrı bir konu.

Philadelphia yakınlarındaki bir kasabada geçen ‘Mare of Easttown’ hikâye örgüsü itibarıyla belki bir prime time dizisi ama geçtiği sosyal çevreyi ve Amerikan taşra hayatını anlatması itibarıyla bağımsız Amerikan filmlerine yaklaşıyor. Mesela Erin’in (Cailee Spaeny) yaşıtları tarafından tuzağa düşürülüp dövüldüğü sahne, çok dokunuyor insana. Çünkü sosyal medyadan da tanık olduğumuz gibi gerçek hayatta benzerlerini gördüğümüz bir olay bu… Son yıllarda gençler arasındaki zorbalığın kontrolden çıktığını biliyoruz.
Erin çevresindeki toplumun günahlarını ödemek zorunda kalan bir kurban gibi çıkıyor karşımıza. Şiddete uğramadan önce Erin’in bebeğiyle kurduğu bağa tanık olmamız önemli. Bebeğine olan sevgisini anlattığı sahnede Erin bir melek gibi betimleniyor. Sonuçta, çocuğu için en iyisini yapmak isteyen bir anne o… Belki tek suçu bu…
‘Mare of Easttown’ karakterlerin zaafları ve zayıflıkları üzerinden şekilleniyor. Suçlu ve suçlu psikolojisiyle pek ilgilenmeyen, daha çok cinayete kurban giden Erin ile kayıp kız Katie Bailey’nin yakın çevrelerinde ve kasabada yarattığı etkiye odaklanan bir dizi.
En güçlü yanı oyunculukları… Kate Winslet bir yana, Lori Ross’da Julianne Nicholson, Mare’in annesinde Jean Smart, Siobhan’da Angourie Rice, Colin Zabel’de Evan Peters, Mare’in torunu Drew’un annesi Carrie’de Sosie Bacon ve diyakoz Mark Burton’da James McArdie gayet iyi performanslar çıkarıyorlar.

Dizinin zayıf yanı ise son iki bölümünde bizi şaşırtmak, şoka uğratmak için hikâyeye bir sürü takla attırması… En baştan her şey öyle planlandığı için ‘gereksiz’ diyemeyeceğim taklalar bunlar. Ama son iki bölümde nerdeyse dizinin tonu değişiyor. Psikolojik derinlik, karakter betimlemeleri ve sosyal çevre gözlemleri bir yana bırakılıyor ve tümüyle sürprizlerle dolu ‘Katil kim?’ sorusuna odaklanılıyor. O noktada, katili tahmin edemeyelim diye önceki bölümlerde seyirci olarak sürekli yanlış yönlendirildiğimizi de anlıyoruz. Ama ben bu tür şaşırtmacaların ‘Mare of Easttown’ın lehine işlemediğini düşünüyorum. Final bölümünde şaşırsam da kendi adıma pek etkilenmediğimi söyleyebilirim. Evet, bir karakter değişimi var ama sonlara doğru Mare’in nerdeyse tüm marazi özelliklerinden sıyrılıp, bildiğimiz düz bir dedektife dönüşmesi, galiba dizinin ruhunu olumsuz yönde değiştiriyor.
Özetle, ilk beş bölümde derinlikli şekilde gelişen ‘Mare of Easttown’, son iki bölümde orta halli bir Amerikan polisiyesine dönüşüyor. Hele o kilise sahnesindeki sevgi mesajını bir tür duygusal arınma gibi sunma gayreti, dizinin artistik puanlarını düşürüyor.
Yine de polisiye severlere tavsiye edebileceğim bir dizi. Sadece Kate Winslet’in oyunculuğu için bile seyredilebilir. (BeinConnect)
7.5/10

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
  • kurtalan1987 2 ay önce gerçekten son bölüm içimi baydı son 45 dk atlaya atlaya seyrettim
    CEVAPLA
0:00 / 0:00