Eğer bir eylem 14 gündür gazetelerin birinci sayfasında ve saat başı haber bülteninde yer buluyorsa, ardında güçlü bir kamuoyu oluşmuş demektir.

Bundan sonra o eyleme dönük yapılan her olumsuz söylem ve karşı eylem ters teper; yapana zarar verir...

Türkiye bunun örnekleriyle dolu...

En iyi anlatan da Türk-İş önderliğindeki madencilerin Zonguldak’tan Ankara’ya yürüyüşü...

Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın karşı çıkmasına rağmen, dönemin Başbakan’ı Yıldırım Akbulut doğru bir kararla madencileri Ankara girişinde karşılayıp eylemi sonlandırdı.

Gerilimin düşmesi hükümete yaradı...

Bir örneği de Türkiye’nin etkin “spin doctor”ları, yani kamuoyu oluşturucuları arasında adı sayılan İbrahim Uslu sohbetimiz sırasında verdi.

“Susurluk” olayını protesto için yapılan, “Aydınlık için bir dakikalık karanlık” eyleminin kitlesel gücünü ve etkisini dönemin hükümetinin iyi ölçemediğini anımsattı.

“O zaman da Refah-Yol hükümeti yanlış bir karşı politika uyguladı, eylemin gerisinde kaldı, olumsuz etkilendi” dedi.

Benzer durum Gezi eyleminin ilk başlarında da yaşandı; etkisi ve kitle gücü anlaşılamadı...

Zabıtaların bir sabah çadırları yıkıp yakması, birçok istenmeyen gelişmenin hortlamasına yetti.

Sadece eylemlerde değil, referandum dönemlerinde de yanlış propagandaların olumsuz sonuçlarına sıklıkla tanıklık edildi.

Bir başka misal, Özal’ın siyasi yasakların kaldırılmasına direnen politikası ve propaganda yöntemi.

Bir de yerel seçimlerin öne alınmasına ilişkin ısrarı...

Her iki referandumu da yanlış propaganda zemini nedeniyle kaybetmekle kalmadı, bir de Anayasa Mahkemesi’nden iptal darbesi yedi.

TERÖR SUÇLAMASI

Son referandumun başlangıcında AK Parti tarafı, “Hayır verenler teröristtir” gibi yanlış bir propaganda çalışmasıyla yola çıktı, ama yanlışı fark edip erken döndü; söylem değiştirdi.

İlginçtir, AK Parti’nin politika üreticileri aynı propaganda zemininde ısrarlı görünüyor.

Bu kez de CHP yürüyüşü için “Bölücüler ve FETÖ’cüler yürüyüşe destek veriyor, ayakta alkışlıyor” söylemi üzerinden karşı propaganda yapıyor.

Konusu “adalet...” olan, başında anamuhalefet partisi lideri ve milletvekillerinin bulunduğu geniş toplumsal zemine dayalı eyleme katılanların hepsine terörist yakıştırması, hükümet için de sıkıntılı bir durum.

Üstelik, bu söylemler gazeteci arkadaşlarımın aktardığına göre eyleme katılımı azaltmıyor, tersine artırıyor.

Ancak gerilimi de yükseltiyor; CHP’nin 12 maddelik önlem genelgesi de buna dayanıyor.

Hükümet ayrıca tepkisini her gün dile getirdiği için de eylemin algısını yükseltiyor; haberin yer aldığı sütun ve süresini artırıyor.

SORUMLULUĞUNU ALDI

İbrahim Uslu, “Yürütme, yargının tüm sorumluluğunu da üstüne aldı” anımsatması da yaptı.

Refah-Yol dönemindekine benzer bir hatanın bugün de tekrar edildiğini vurgulayıp ekledi:

“Adalet için yürüyen anamuhalefet partisi liderine tepki gösterip yargının tüm sorumluluğunu üstlenmek, hükümet açısından doğru bir politika olmasa gerek. Çünkü bu ülkede herkesin yargıda yaşanmış olumsuz hikâyesi var...”

Uslu tespitinde haklı.

Çünkü, yürüyüş kent merkezlerine yaklaşmış ve daha riskli bir hal almışken, gerilim politikası kimseye yaramaz.

Ayrıca o gerilimi yatıştırmak da hükümete düşer...

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!