Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Seçimin aksının ekonomi üzerine oturacağı belli oldu.

        Muhalefet propagandanın ana eksenine ekonomik krizi koyarak yerelde hizmeti öne çıkarmayı hedeflerken iktidar yerel seçimi, Cumhurbaşkanlığı seçimi havasına sokup Türkiye’nin tamamında genel seçim atmosferine çevirmekte kararlı.

        Hatta yerel seçimi yeni geçilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet; başkanlık sisteminin bir güvenoyu haline getirme hedefinde…

        AK Parti’nin oluşturduğu, bir anda 1.5 milyon parti yöneticisine ulaşmayı amaçlayan dijital alt yapı da bunun en iyi göstergesi…

        Yerelin de kontrol edildiği ancak ana aksının Türkiye’nin tümüne aynı anda yaygınlaştığı bir model geliştirmek.

        Hem son dönemde geliştirilen söylem modeli hem Cumhur İttifakı'nın sağladığı zemin, adayları yerinde önceleyen, ancak bütününü Türkiye geneline yayan bir propaganda zemininde geçeceğini gösteriyor.

        AK Parti geçmiş yerel seçimlerde de benzer taktik uygulamış ve seçimi “Erdoğan’ın liderliği, iktidarın desteği ve istikrar” odağına oturtmuştu.

        Benzer bir sürecin bu seçimde de uygulanma ihtimali yüksek görünüyor…

        İMAMOĞLU’NUN 5 MADDESİ

        Muhalefet açısından ise tam tersine genel seçim havasındaki polemiklere dahil olmak yerine yerel adaylarını öne çıkaran ve seçimi onların projeleriyle bütünleştiren bir propaganda zeminini belirlemiş durumda.

        Nitekim CHP lideri Kılıçdaroğlu da bir süre önce yaptığı açıklamada Cumhurbaşkanı Erdoğan ile seçim döneminde polemiğe girmeme kararını açıklamıştı.

        CHP yerel seçim propaganda modelinin ilk örneğini de dün İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Ekrem İmamoğlu’nu tanıtım töreninde gösterdi.

        Hem CHP lideri Kılıçdaroğlu hem de aday İmamoğlu konuşmasında ağırlıklı olarak İstanbul’un sorunlarının çözümü üzerinde durdu.

        İmamoğlu’nun 5 ilke ve 5 hedef üzerine oturttuğu konuşmasında ağırlığı İstanbul’un çilesi trafiğe vermesi; muhafazakar kimliğini satır arasında kayda geçirmesi…

        Muhafazakar siyasetçinin çok kullandığı “Halka hizmet Hak’ka hizmettir” söylemini tekrarlaması…

        “Ben bu terbiyeden geliyorum” diyerek ailesini işaret etmesi ve kentin “Yukarıdan gelen talimatla değil, demokratik katılımcı ortak akıl ile İstanbul’u İstanbullularla İstanbul’dan yöneteceğiz” söylemi konuşmasında en dikkat çeken yönlerdi.

        Bütün bunlar da gösterdi ki CHP propagandasını bu ilkelerden ayırmayacak.

        Aslında doğru taktik uyguluyor…

        Çünkü küreselleşme toplumları yordu; yerelin ihtiyaçlarına daha fazla önem verdiği anlayışın egemen olmasını sağladı.

        Dolayısıyla küreselin olanaklarını, yereldeki hemşerilerinin çıkarına kullananlar da hiper güce (hyperlocal) ulaştı; gücü sürekli hale getirdi.

        Bunun en iyi örneklerinden biri Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen…

        Veya Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın görevleri arasında olup olmadığına bakmaksızın, Gaziantep’ten giden tarihi eserlerin getirilmesi için canhıraş çaba gösteren, kentte yeni belediyecilik anlayışını yaygın kılan Fatma Şahin…

        Ya da bisiklet yolları, parkları ile ilçeyi farklılaştıran Fethiye Belediye Başkanı Behçet Saatçi…

        Her sandığın da gösterdiği gibi yerel seçimin kendi dinamikleri çok daha baskın ve oyların yönünü belirlemekte etken…

        Bunu anlamak için iktidar partilerinin milletvekili genel seçimi ile yerel genel seçim oyları arasındaki farkı görmek yeterli.

        Nereden bakarsanız bakın, yerel genel seçim ile milletvekili, Cumhurbaşkanlığı veya referandum sandıkları arasında en az 5 puan fark vardır; kimi zaman bu fark 11 puana kadar çıkar.

        Yerelin dinamikleri de her daim öndedir; çünkü insanın yaşam çıkarı vardır…

        ***

        ABD’nin boşalttığı hava sahasında kim hakim olacak?

        ABD Başkanı Trump, önceki gün Irak’taki askerlerine yaptığı sürpriz ziyarette de Suriye sahasından çekilme kararlılığını ortaya koydu.

        Ancak konuşmada dikkat çeken en önemli unsur, “Irak’ta kalarak Suriye sahasını da kontrol edeceklerine” yönelik cümleleriydi.

        Yani, Suriye sahasını boşaltmakla birlikte oradaki hakimiyetini bitirme düşüncesinde olmadığını sergiliyor.

        Asıl nokta da bu aşamada başlıyor.

        ABD, Irak’ta kalarak Suriye sahasını ne kadar kontrol edebilir?

        Özellikle de DAEŞ karşıtı koalisyon gücü nedeniyle Suriye’nin kuzeydoğu bölgesinde elde ettiği hava kontrolüne çekildikten sonra ne denli sahip olacak?

        Ya da bu boşalttığı hava hakimiyet alanı kime terk edilecek; Rusya’ya mı, Şam yönetimine mi?

        Bütün bu sorular aslında Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna yönelik operasyonun yönünün belirlenmesi için de önem arz ediyor.

        Çünkü 300 kilometre derinliğe inmek için bir ordunun ardında sağlam bir lojistik destek ve hava savunma gücünün bulunması gerekiyor.

        En küçük bir timi dahi sahaya yollarken ardından en az 15 kişilik lojiktik destek gücü bulundurmadan atılan adımın sahada yaratacağı risklerin ne denli yüksek olduğunu da güvenlik çalışanlar iyi bilir.

        ÜSLERİN DURUMU

        Bir başka önemli konu da ABD’nin bölgede var olan ve savaş uçaklarının da inip kalkışına olanak tanıyan askeri hava üsleri…

        Bu üsler çekilmesi halinde sahayı terk etmek istediği Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kullanımına mı verilecek, yoksa ABD askeri orayı kendi bildiği gibi yönetmeye devam mı edecek?

        Ya da bu üsler de Rusya veya Şam’ın kontrolüne mi bırakılacak?

        Eğer 300 kilometre uzaktaki DAEŞ ile mücadele edilecekse ara lojistik üsler olarak buraların normalde Türkiye’nin kontrolüne bırakılması gerekir.

        Bütün bunların da önceden belirlenmesi, tasarlanması ve ABD ile birlikte Suriye hava sahasında S-200, S-300’lerle etkinliği her daim hissedilen Rusya’nın da bu süreçte olurunun alınması gerekir.

        Görünen o ki, Milli Savunma Bakanı Akar, Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, MİT Başkanı Fidan ve Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Kalın’ın yarınki Moskova ziyaretinin temel çerçevesini bunlar oluşturacak.

        Önce belirsizliklerin giderilmesi için çaba gösterilecek…

        SAVAŞIN SİSİ

        Çünkü Harp Akademisi’nin ikinci sınıfından itibaren okutulan Napolyon’dan ilham alan ünlü askeri stratejist Carl Von Clausewitz’in (1780-1831) Savaş Üzerine kitabında da vurguladığı gibi “Savaşlar doğası gereği bilinmezlikler, belirsizliklerle dolu olgulardır…”

        Buna “savaşın sisi…” adını verir…

        Politikanın başka araçlarla sürdürülmesi anlamına gelen savaşta ise bu sis tahmin edilemez boyutta yoğundur…

        Diğer Yazılar