AK Parti’nin en önemli zenginliği bugüne kadar sandık oldu…

Haksızlığa uğradığında da, aşamadığı bir sorunla karşılaştığında da çözümü sandıkta buldu.

Hükümet edebilmek için dörtlü koalisyonun ancak yettiği dönemde girdiği sandıktan tek başına iktidar çıktı.

O dönem %34.42 gibi hiçbir partinin hayal edemediği oy oranına ulaşmış olmasına karşın, kendisine geçici hükümet olarak bakanlara, 1.5 yıl geçmeden 2004 yerel seçimiyle karşılık verdi.

Darbe sonrası yeni siyasi hayatta ANAP’ın ardından %40’ı aşan parti oldu ve %41.67 oy oranına ulaştı; üç büyük şehrin yanında illerin %75’ini aldı…

Cumhurbaşkanlığı seçimi döneminde karşılaştığı 367 krizini de 2007’de sandık yoluyla aştı…

Önce genel seçime gitti, ardından referandum ile Anayasa değişikliğini gerçekleştirdi, sorunu sandıkla kökten çözdü...

Sonrasında 2009 yerel seçimiyle gücünü korudu ve ardından 2010 referandumu ile geniş kapsamlı Anayasa değişikliğini gerçekleştirdi.

Sonrasında da, sandık birinci önceliği oldu…

Hiçbir gün sandık ile karşı karşıya gelmedi, tam tersine onu en önemli sütre; savunma alanı gördü ve güvenini bir gün eksik etmedi.

SANDIKLA KAVGA

Şunu belirtmeliyim ki yerel seçim sonrası AK Parti kadrolarından bazı isimler uzun yıllardır kendini var eden bu zeminden uzaklaştı…

Konu sandık itirazından çıktı, sandıkla kavga görüntüsüne dönüştü…

Kendi mazeretlerini, görevlerini, hatta kişisel hatalarını sandık itirazlarının gerekçesi yaptı…

Süreci yönetmek yerine, süreçle kavga eden görüntüsü vermeye başladı…

AK Parti bugüne kadar hatalarından doğan mahsurları gidermenin en önemli aracı iken, bu kez bahane aramaya ve çözüm aracını da dışarda yaratmaya çalıştı.

ÖZELEŞTİRİ ŞART

Hemen belirtmeliyim ki sıraladığım bu bakış ve AK Parti’nin yönetim kadrolarında da var ve sıkı bir özeleştiri gerektiği konusunda da kararlılar.

Meselelere soğukkanlı ve akil bir yöntemle yaklaşan AK Parti’nin yönetim kadrolarından son bir hafta içinde kiminle konuşsam yukarıda da sıraladığım cümlelerin benzerini işittim.

“Başarısızlığa mazeret üretme durumumuz yok” cümlesini tekrarlayanların hemen hepsi de partinin etkin ve akil isimleriydi…

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dün Memur-Sen’deki konuşmasını dinlediğimde aslında bu sözlerin kaynağının nereden geldiğini de anladım…

MUSAFAHALAŞMAK

Erdoğan’ın sözleri önemliydi…

Öncelikle, “Seçim tartışmalarını geride bırakarak, ekonomi ve güvenlik başta olmak üzere asıl gündemimize odaklanmamız şarttır” dedi ve ekledi:

“Dönem, kızgın demiri soğutma, musafahalaşma (tokalaşma), kucaklaşma, birlik ve beraberliğimizi yeniden perçinleme dönemidir…”

Ve konuşmasının sonlarındaki şu cümle de aslında işin özetiydi:

“Ülkemizin bekasını ilgilendiren meselelerde siyasi görüş ayrılıklarımızı bir tarafa koyarak 82 milyon hep birlikte Türkiye ittifakı olarak hareket etmeliyiz. Vatandaşlarına ve kardeşlerine güven veren bir Türkiye için hep beraber elimizi taşın altına koymalıyız.”

YSK sürecini de reddetmedi; karar nasıl çıkarsa saygı göstereceklerini de vurguladı.

Ancak ağırlıklı bölümünde seçim tartışmalarını sona erdirip asıl gündeme dönme hedefi vardı…

CHP’NİN BEKLENTİSİ

Şunu belirtmeliyim ki benzer beklenti CHP’de de söz konusu.

Seçimle birlikte 17 gündür süren sandık maratonunda da emek harcayan Grup Başkanvekili Engin Altay ile dün sohbet ederken, “Seçim dönemini kapatıp, itidal içinde normalleşme sürecine hızla yönelmeliyiz” dedi.

Son dönem ekonomide yaşanan gelişmelere de dikkat çekerek, yaşanan olumsuzlukları gidermek için herkesin elini taşın altına koyması gerektiğini belirtti.

Altay, gerilimli süreçlerin sorunu daha da içinden çıkılmaz hale getireceğine de vurgu yaptı ve “Herkes işine odaklanmalı” dedi.

Aslında mesajların ana teması ortak; her iki taraftan da itidal içinde seçim sürecinin kapatılıp, herkesin asıl gündeme odaklanmasını” istiyor.

DEVLET DURDU

Haksız da değiller…

Ekonomide yaşanan olumsuzluk herkesin sorunu…

Bunun için çözüm üretmek de bu ülkede yaşayan her ferdin görevi…

Oysa yerel seçim nedeniyle bir ay önce çalışmalarına ara veren TBMM, seçim sonuçlarının ardından çalışmalarına bir türlü başlayamadı.

Milletvekilleri İstanbul’da sandık nöbetinde olduğu için son bir haftasını aç-kapa yaparak geçirdi.

Bu gerilimin devam etmesi, en az iki ay daha Meclis’in herhangi bir görevi yapmaması anlamına gelir.

Devlet işlerindeki seçime odaklı durgunluk da cabası…

O nedenle herkesin şapkasını önüne koyması ve bu ortamdan bir an önce çıkılması için elinden gelen çabayı göstermesi gerekiyor…

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!