Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        “Kaçınız bir reklam görüp de konuşmalarınızın mikrofon aracılığıyla dinlendiğini düşündünüz acaba?"

        Soruyu yönelten Parsons Tasarım Okulu öğretim üyelerinden Doç. Dr. David Carroll…

        Netflix’te yeni gösterime giren The Great Hack filmi Carroll’un bu sözüyle başlıyor.

        Film, bir süre İngiltere’de önce facebook uygulamasından insanların kişisel verilerini kullanıp bunu politik amaçlarla değerlendirdiği ortaya çıkan Cambridge Analytica skandalını anlatıyor.

        Önemi ise Brexit ve Trump’ın ABD Başkanı seçilmesi sürecinde Cambridge Analytica şirketinin önemli görev üstlenmesi ve seçmen kararlarını etkilemek için bunları kullanmış olması.

        İnternette girdiği sitelerden, kredi kartı kullanımına, mağazaların vitrininde ne kadar vakit harcandığını güvenlik kameraları aracılığıyla tespitinden, okuduğu, ilgilendiği, anında tepki gösterdiği sosyal medya davranışlarına kadar kayıt altında tutulan davranışların kişilerin dijital kimliğine etiketlenmesini gerçek kişilerin ağzından aktarıyor.

        Bunun sonucunda kişiye özel içerik akışlarının hangi yöntemle sağlanıp, sandığın nasıl etki altına alındığını gözler önüne seriyor.

        Yani seçmenin kendi verilerinin kendisine karşı nasıl kullanıldığını, seçimler için stratejik iletişim kapsamında veri analizlerinin Trump’ın seçimi dahil 44 sandıkta ne şekilde kullanıldığını ve nasıl başarı elde edildiğini aktarıyor.

        Yeniçağın yeni seçim sisteminin tüm gerçeğini önümüze koyuyor.

        SİYASETİN YENİDEN İNŞA DÖNEMİ

        Bütün bunları anlatmamın nedeni de Ankara’da siyasi partilerin eve çeki düzen vermek için inşaat veya badana boya dönemine girmiş olması.

        Yani bugüne kadar tek başına iktidar olmak üzerine kurulu parti sistemlerinin, ittifakı zorunlu kılan yeni sisteme uygun hale getirilmesi çabasına dayanıyor.

        Buna ister “50+1 yapılanması”, isterseniz “öteki seçmende de talep üretme” çabası deyin...

        Son iki sandık da gösterdi ki artık iki partinin ittifakı da yetmiyor, yanına bir üçüncü hatta dördüncüyü katmasını zorunlu hale getiriyor.

        Buna uygun partilerle iknaya dayalı ittifak süreçlerini oluşturmanın yanı sıra, kendi seçmen kitleni de kaçırmayarak ötekini getirecek dile de ihtiyaç duyuluyor.

        Eksiltmeden, taşırmadan doldurmanın yöntemini bulması gerekiyor.

        Bunun için partilerin seçmen dolum tesislerini de yenilemesi, ötekini de alacak şekilde yeniden dizayn etmesi, en azından ittifaklarla ilgili bir genel başkan yardımcılığı veya başkanlık oluşturmasına ihtiyaç duyuluyor.

        ÖTEKİ ÇEMBERE ULAŞMAK

        CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu Doğu Karadeniz gezisinde bunun gerekliliğini en iyi özetleyen oldu:

        “Bundan sonra yapacağımız çalışma artık bir CHP çalışması olmaktan çıkmıştır. Artık siyaseti %50+1’e göre kurgulamak zorundayız… Yeni partililer kazanmamız gerekiyor…”

        Bunun yöntemini de bugüne kadar “Zaten oy veremez” yaklaşımı içinde gidip kapısını çalmaktan çekinilen seçmene ulaşmaktan geçtiğini belirtip teşkilatından beklentisini şu cümle ile noktaladı:

        “Kendi çemberimizin dışında başka çemberler de var, bizim orada çalışmamız lazım… Bugüne kadar reddettiğimiz, umursamadığımız kitlelere ulaşmamız lazım. Bunu yapmazsak 50+1 olmaz…”

        Yukarıda da belirttiğim gibi mesele ötekine ulaşmakla bitmiyor.

        Bunun yanında örgütlenme yapısının da yeni dünya düzenine göre kurulması gerekiyor.

        TÜKETİCİYLE BERABER TALEBİ DE ÜRETMELİ

        Kim ne derse desin, bugün siyasi partilerin hemen hepsinin bilişim başkanlığı var; ne iş yapar derseniz liderin konuşma metinlerini ve görüntülerini aktarmanın ötesinde çok iş yaptıklarına tanıklık edilmiş değil.

        AK Parti yerel seçim döneminde farklılaşmak, bir internet sunucusu üzerinden bilgi akışını sağlamak ve propagandasını bu zeminde yürütmek için adım attı; örgütlenme yapısı buna uygun olmadığı için beklediği sonucu alamadı.

        O nedenle sisteme uygun yapılanmanın yanı sıra, örgütlenmeyi de buna uygun hale getirmek gerekiyor.

        Yoksa uğraşınız, dijital bir mesajın etkilediği güç karşısında sizin kapı kapı dolaşıp teksirden çıkmış bildiri dağıtmanıza benziyor.

        Yani siz olmadığınız takdirde o sorunun başkası tarafından çözülemeyeceğine yönelik algıyı inşa edemiyor.

        Bir şirket gibi bakılırsa, kendi tüketicileriyle birlikte, talebi de üreten yapıya dönüşmelerini engelliyor.

        Seçmen nezdinde ideolojinin ötelendiği, sol ile sağın farkının kalmadığı, ardı sıra gerçekleşen çok sayıda sandıkla temsil sisteminin çöktüğü yeni düzende, eski sistem parti yapılanmaları da oy getirmiyor.

        Bunun en iyi örnekleri son iki seçimde açıkça ortaya çıktı.

        Bundan böyle ötekine de ulaşmadan, hiçbir partinin kendi seçmen tabanıyla seçim kazanma şansı yok.

        Çünkü artık ötekinde de seçmeni rahatsız etmekten uzak benzer düşüncüler ve vaatler var.

        Ya da o düşünceye sahip partilerden oluşmuş sandık ortakları var.

        DİJİ-POLİTİK DÜZEN

        Buna ister partilerin süper veya dijital marketlere dönüşme çağı, isterseniz modern dünya düzenine uyum dönemi deyin.

        Diji-politik siyasal etkilerin arttığı bir dünyada partilerin istisnasız hepsi dönüşümü yaşamak zorunda...

        Abartılı orkestralar, gösteri grupları, sanatçılarla şaşanın pik yaptığı günümüzde, düğünde ikiden fazla davul çalınmasını yasaklayan kanun maddesinin geçersizliğine benzer parti programları var.

        Eğer o programlara bakılacak olsa bütün liderlerin yaptıkları ittifaklar nedeniyle parti suçu işlemiş olur.

        O sadece yeni sistem değil, içerdeki eskimişlik de değişimi zorluyor…

        Diğer Yazılar