Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

CUMHURBAŞKANI adayı konusunda Cumhur İttifakı rahat…

Millet İttifakı henüz bu konuyu netleştirmediği için, muhalefetin muhalefeti bu noktadan üzerine geliyor...

Bu kapsamda önce İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediye başkanlarından hangisinin aday olacağı üzerinden tartışma yaratıldı.

İYİ Parti lideri Akşener ve eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün de adı eklenip bir içi çekişme yaratılmak istendi.

CHP lideri Kılıçdaroğlu, doğrudan adayım demeden, kendi adaylığını gündeme getirerek belediye başkanları çevresinde yaratılan tartışmayı kırdı, algıyı üzerine çekti.

Akşener de “Kılıçdaroğlu’nun da hakkıdır” diyerek CHP liderinin bu uğraşını kolaylaştırdı...

Bu kez Kılıçdaroğlu’nun adaylığına diğer ittifak ortaklarının ne diyeceği, belediye başkanlarının ve ittifak üyelerinin buna nasıl bakacağı konusunda yeni bir tartışmanın önü açılmak istendi.

Kılıçdaroğlu dün ilginç bir manevra daha yaptı…

Konuyu kişiye indirmek kadar yanlış bir şey olmadığını belirtip, önce kuralların konulması gerektiğine işaret etti ve “Millet İttifakı olarak birden fazla adayımız olabilir. Bu konu erken bir konu…” dedi.

Bununla da kendi üzerindeki tartışmayı bir nebze savuşturma yoluna gitmiş oldu.

Millet İttifakı’nda dün baktım bu açıklama İYİ Parti içinde de memnuniyet yaratmış.

Hatta böyle bir açıklamanın gelecek olacağından haberdarlarmış.

Daha önce de belirttim, Millet İttifakı ve bileşenleri uzun süredir söylem ittifakı konusunda oldukça başarılılar.

Hatta, son dönem eskisi kadar sık olmasa da en son Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı’nın temel atma töreninde de olduğu gibi görsel ittifaka ilişkin de fotoğraf veriyorlar.

Bunlar kamuoyu algısının oluşumu konusunda önemli yöntemler.

Ancak, bunun kamuoyu nezdinde sonuç alıcı olması da gerekir; yani bu verilerin kamuoyundaki çıktısında da benzer bir sonuca ulaşması gerekir.

Bilgisayardan yolladığınız metnin aynını yazıcıdan kağıt baskı olarak alamamak gibi…

Bu durumda ekrandaki görüntüde o metnin olmasının bir faydası yoktur.

Elinizdeki kopyadan bir adet vermek yerine, sürekli dönüp ekranda var olduğunu ispatlamaya kalkarsınız.

TANJU ÖZCAN ZİHNİYETİ

Buna Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan'ın kendisinden tüp bebek için yardım isteyen başörtülü bir kadının durumunu aktardığı, insanın içini bulandıran kendi bilinç altını dışa vuran durumu eklendiğinde, içinden çıkılmaz hal alıyor.

İttifakta yaratmak istediği "çıktı ittifakı", Tanju Özcan'ın patavatsız, hödük, şımarık çıktısına döşünüyor; muhafazakar insanları kendinden soğutuyor.

CHP'nin başörtüsü, türban ile meselesi mi kaldı?

Tüp bebek sahibi olmak, evlada kavuşabilmek için çırpınan, derdine çözüm arayan muhtacın durumunu cümle aleme anlatmanın ne anlamı var?

Kılıçdaroğlu ne yaparsa yapsın CHP'de bu gibilerin yarattığı sorun CHP'nin mütedeyyin Anadolu insanına ulaşmasını engelliyor...

İttifak yaptığı kitleleri yaralıyor...

MHP lideri Devlet Bahçeli Millet İttifakı olarak seçim barajını %7 olarak tescillediklerini söyleyince bazı arkadaşlar “Sen %5 yazmıştın!..” diye mesaj attı.

Doğrudur, ben de köşe yazımda da belirttiğim gibi AK Parti ve MHP kurmaylarına dayandırarak yazdım…

MHP lideri Bahçeli, %7 dediğine göre rakam tescillenmiştir, kimin ne dediğinin anlamı kalmamıştır; “lüzumsuz emek ziyanıdır…”

Dünkü köşe yazımda da belirttiğim gibi ittifak, sistemi içinde Türkiye barajının %5, %7 veya %10 olmasının anlamı yok.

En iyi örneği geçen seçim %9.6 oy oranıyla baraj altında kalmasına karşın, ittifak nedeniyle TBMM’de grup kuran İYİ Parti…

Üstelik Hazine yardımından da neredeyse kendisinin önünde barajı geçen parti kadar faydalandı.

Belki barajın %7 olması herhangi bir ittifakta yer alması zor görünen HDP’yi etkileyebilir.

Onun da bu engeli soldan gelen oylarla geçen seçim nasıl aştığını hep birlikte gördük.

Özetle, ittifak sisteminde barajın önemi kalmadı…

ÖNCE Sağlık Bakanlığı, sonra Milli Eğitim, önceki gün de İçişleri Bakanlığı genelgesi ile öğretime dün anaokulu ve birinci sınıflarda eğitime başlayan okul personeline ilişkin kuralları belirledi.

Buna göre aşı olmayan öğretmenler ve okul çalışanları, servis görevlileri haftada iki kez PCR testi getirmekle yükümlü olacak.

Burada Hıfzıssıhha Kanunu’nda, AİHM kararında, Anayasa’da ne dediğini uzun uzun anlatmayacağım.

Merak ettiğim ve açıklığa kavuşmayan tek bir sorum var:

“Öğretmenler ve görevlilere PCR testini yaptırmaları için izin verilecek mi?”

Soruyu yöneltmemin nedenine gelince…

Okullar denilince birçoğumuz büyük kentleri anlıyoruz.

Oysa Anadolu’nun her yanında, en küçük köy ve mezralarda da eğitim veren, görev yapan binlerce öğretmen ve görevli var.

PCR testinin öyle her önüne gelen sağlık ocağında yapılmasının imkansızlığı ortada.

HER TEST İÇİN BİR GÜN

Zaten plastik şırınga, ameliyat pensi, sargı bezi ve ameliyat iğnesi ile katküt setinden oluşan donanıma sahip bir köy sağlık ocağında PCR testi yapılmasını da kimse beklemesin.

Bu durumda öğretmenler haftanın iki günü PCR testi için vilayetteki hastaneye mi gidecek?

Bu süre içinde izinli mi sayılacak?

Eğer öyle ise bu öğretmenlerin derse girecek zaman bulacaklarını sanmayın…

Çünkü bir test için gidip gelmek dahi en yakın kasaba veya köy için bir gün demektir.

Hele ki bir de testi pozitif çıktıysa kendisi ve öğrenciler ile okuldaki temaslı personel için 14 gün karantina anlamına gelir.

Bütün bunları aşmanın tek yolu da diğer Batılı ülkelerin yaptığı gibi bu konuda bir kanun çıkarmaktır.

Yoksa uygulaması zor olan aşısızların tartışması bitmez…

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00