Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        SP lideri Karamollaoğlu, ev sahipliği yapacağı ilk turun son toplantısı için liderlere önemli bir teklifle gidiyor…

        Teklifini önceki akşam görüştüğü CHP lideri Kılıçdaroğlu’na da aktarmış.

        Hedefleri ilk turun son toplantısında kamuoyu karşısına, altılı masanın son dönem zayıflayan algısını da yükseltecek düzeyde bir bildiri ile çıkmak…

        Bazı nedenlerle bu toplantıyı üç hafta kadar erteleyen Karamollaoğlu bu süre içinde altılı masanın seçim sonrasındaki işlerine yönelik de işbirliğinin sürmesini sağlayacak bir model üzerinde çalışmış.

        Modelin ana aksını bürokrasi oluşturuyor…

        ÜÇ BİNE YAKIN BÜROKRATIN GÖREV SÜRESİ BİTECEK…

        Daha önce de bu sütunda dile getirdiğim gibi, Cumhurbaşkanlığı seçimi ile birlikte Üç Numaralı Kararname gereği 3 bine yakın üst kademe kamu yöneticisinin görevi de son buluyor.

        Cumhurbaşkanlığı seçiminin hemen ardından bu makamlara yeniden üst kademe yöneticisi ataması yapılması gerekiyor.

        Eğer ortak bir aday üzerinde uzlaşır ve belirledikleri kişi de seçimi kazanırsa, Altılı Masa’nın önünde arayıp da bulamayacağı, “bürokrasi kıyımı yapılıyor” eleştirilerinden kurtulacağı önemli bir avantaj duruyor.

        Kılıçdaroğlu ile önceki günkü toplantıda da bu konu ele alınmış.

        Seçim sonrası yapılacak işlerin ilk sırasında yer alan bürokratik kadrolara zorunlu yapılacak atamalarda hangi kıstasların geçerli olacağı, hatta hangi kadroya kimin gelmesi gerektiğine kadar bugünden her bir konunun karara bağlanması gerektiği üzerinde durulmuş.

        HANGİ ATAMA KİMİN İMZASIYLA OLSUN?

        Saadet Partisi’nin konuyla ilgili ismi ile dün sohbet ederken bu konuyu açtığımda, “Evet bu yönde bir çalışmamız söz konusu” dedi ve üzerinde durdukları modeli şöyle özetledi:

        “Devlette çarkın durmaması için bürokratik atamaların süratle yapılması gerekiyor. Atamaların bir şablona bağlanmasının faydalı olacağını düşündük. Örneğin atamalarda hangi makamlar için tek başına Cumhurbaşkanı imzası yeterli olsun? Örneğin MİT, Savunma Sanayi, Özelleştirme İdaresi başkanlıkları ve valiler atamasında Cumhurbaşkanı ile birlikte liderlerin onayının alınacağı da kendi aramızda bir kurala bağlansın mı? Veya Merkez Bankası Başkanlığına yapılacak atamada Bakanlar Kurulu’nun onayının alınması yeterli mi olur? Bunları konuşup bugünden karara bağlamanın faydalı olduğu kanaatine vardık…”

        BÜROKRAT İSİMLERİNİ BELİRLEYECEK

        CHP’nin konuyla ilgili ismi de Karamollaoğlu’nun önerisinin kendilerine daha önce de iletildiğini, önceki gün iki liderin görüşmesinde konunun ele alındığını bildirdi.

        Konuyu bir adım ileriye taşıyıp, “Hatta bir Liyakat Komisyonu oluşturma planı da yapıldı” dedi.

        Komisyonun işlevinin, bürokrasiye atanacak isimlerin kesinlikle liyakat sahibi kişiler arasından belirlenmesini kolaylaştıracak bir havuz oluşturmayı hedeflediğini belirtti.

        Bunu söylerken endişeliydi; nedeni de seçim günü üst yöneticilerin görevlerinin kararname gereği sona ereceği bilgisine sahip olmayanların meseleyi farklı yöne çekecek olmaları.

        Bunun zorunluluk olarak belirlenmesi gerektiğine vurgu yaptı, “Eğer diğer liderler de oluşumuna onay verirse Liyakat Komisyonu’nda bizden parti sözcümüz Faik Öztrak görev alacak” dedi.

        Anlaşılan o ki liderlerin onayı söz konusu olması durumunda gelecek hafta sonu yapılacak zirveden seçim sonrasına ilişkin önemli bir yol haritası çıkacak.

        Aday konusu da geçmişte de kararlaştırdıkları gibi seçim takviminin açıklandığı toplantıya kalacak…

        YSK verisi, "anne margarini" gibidir…  

        YSK verisi, "anne margarini" gibidir…  
        0:00 / 0:00

        YSK’nın Seçmen Kütüğü verileri üzerinden başlatılan tartışma, Gülriz Sururi’nin o reklam filmindeki hit olan sözünü aklıma getirdi:

        “Siz hala annenizin margarinini mi kullanıyorsunuz?”

        Tartışmaya bakınca söylenecek söz bulamıyorum; çünkü neredeyse 10 yılı aşkın süredir dünyada kullanılan çok daha ileri modellerden ya haberdar değiller veya tartışmayı bu noktada tutup, diğer yöntemlerin ortaya çıkmasını perdeliyorlar.

        Ya da yeni dünya düzeninde şirketler dahil birçok kurumun acımasız bir şekilde kullandığı cep telefonu sinyalleri ve internet dahil, kişinin tüm dijital kullanımları üzerinden yapılan veri analizini bilmiyorlar.

        Annelerinin margarini gibi YSK verileriyle yetinildiğini sanıyorlar.

        VERİ ANALİZİ

        Oysa onların yanında kanunla sınırlandırılmış YSK’nın elindekiler bir hiç bile değil, anlamı dahi olmayan veriler....

        Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Kanunu’nun ilgili maddesi gereği var olan veriler, seçmenin ismi, cinsiyeti, anne-baba adı, ilçe olarak doğum yeri ve tarihi, TC kimlik numarasının ötesine geçmiyor.

        CHP’nin bu işin başında olan isimleri birkaç gündür YSK verilerini filtreleyip analiz ederek eldeki verileri nasıl zengin hale getirdiğini anlatıyor.

        Başta meslektaşlarımız ve siyasiler olmak üzere bazı kişiler de zehir hafiyelik peşine aklını lup yapmış gizli bilgi araştırıyor.

        Sorun da tam bu aşamada başlıyor.

        Çünkü dünya bunun çok daha ilerisine gitti; asıl bakılması gereken yer ıskalanıyor…

        TAM TEŞEKKÜLLÜ PROPAGANDA ALETİ

        Hatta o denli ki bu yeni sistem ABD seçimlerini tartışmalı hale getirdi…

        Hala da soruşturmasının bir bölümü tamamlanmış değil.

        Sözünü ettiğim, bugünlerde gizli belgeleri dışarı çıkarmak ve vergi kaçakçılığı nedeniyle başı epey ağrıyan Donald Trump’ın ilk ABD Başkanı seçildiği döneme ilişkin iddialar.

        Hatırlanırsa 8 Kasım 2016’da yapılan ABD Başkanlık seçiminde rakibi Hillary Clinton’ın 3 milyon oy gerisinde olmasına karşın, seçiciler heyeti metodunda öne geçerek Başkan oldu.

        Ancak bu kadar oy almasının olanaksızlığı üzerinde tartışmalar devam ederken, Rusya’nın seçimlere müdahale ettiğinden söz edildi.

        Cambrigde Analityca isimli İngiliz şirketinin işin içinde olduğu ve Facebook üzerinden edindiği verileri analiz edip seçmen tercihlerini değiştirdiği sonucuna varıldı.

        KAYGILANDIR CAYDIR

        Nitekim şirketin eski CEO’su Alexander Nix da gizlice kaydedilen konuşmasında itirafta bulunmuş, aktivist gruplar, hayırseverler, sivil toplum örgütleri aracılığıyla muhalif adaylar aleyhinde olumsuz verilerin internet siteleri aracılığıyla Clinton taraftarlarına bombardıman yaptıklarını söyledi.

        Sözünü ettiği seçmen sayısının da 90 milyon olduğunu vurguladı; 40 bin seçmeni etkilediklerinin altını çizdi.

        Bu da zaten Trump’ın seçimi kazanmasına yetmiş de artmıştı.

        Yaptıkları da trol hesaplar aracılığıyla rakibi destekleyen seçmene Trump’ın kazandığına ilişkin kanıyı sunmak ve onların oy kullanmaması veya propaganda süreçlerinde pasif kalmasının sağlanmasıydı.

        Aynı evde yaşayan 7 bireye, kişisel tercihlerini göz önünde tutan 7 farklı video yollayıp tercihlerine etki yapıldı.

        Bunun ağırlıklı bölümü de bu çağın algıdan sonraki en önemli aracı olan “kaygıyı üretmekti…”

        O derece ki “Kaygılandır caydır…” diye sloganı da oluştu…

        Sonuçta başarılı da olundu; Trump da Başkan seçildi ve görevini de süresinin sonuna kadar yürüttü.

        TÜRKİYE’DE ÇOK DAHA RAHAT

        Bu konularda uzman bir yazılımcı ile dün sohbet ederken Türkiye’de özellikle alışveriş siteleri, cep telefonu şirketleri ve baz istasyonları vasıtasıyla kişilerin tüm özel verilerinin analiz edilip neden hoşlandığını, nelere ilgili gösterip, hangi siteleri ağırlıklı olarak takip ettiğinin bugün kolaylıkla belirlendiğini anlattı.

        Şirketlerin ürün çalışmalarında bunu çok kullandıklarını da belirterek, “Ha markette ürün, ha sandıkta oy, veri analizinde ikisinin birbirinden farkı yok; her ikisinde de hedef tüketicinin tercihini etkilemek” dedi…

        Benzer süreçlerin Avrupa’daki bazı ülkelerde de yaşandığına ilişkin ciddi tartışmaların olduğu bir dönemde YSK üzerinden yapılan tartışma kağnı ile yol almaya benziyor…

        Diğer Yazılar