BİR grup Çerkes, geçen gün “Çoğulcu Demokrasi Partisi” adında siyasî bir parti kurmuş...

Bu partinin ismi basında bir-iki seneden buyana geçiyordu ama anladığım kadarı ile iki gün öncesine kadar resmen mevcut değilmiş. Kuruluş hazırlıkları tamamlanmışmış fakat İçişleri Bakanlığı nezdinde yapılması gereken hukukî bildirimde bulunulmadığı için parti kimliği resmen mevcut değilmiş, hukukî muamele geçen gün tamamlanmış ve siyasî parti hüviyeti kazanmışlar.

Büyük dedelerinin ve ninelerinin yüzde 70’ten fazlası Kafkasya’dan gelmiş bir kişi olarak “Çoğulcu Demokrasi Partisi” hakkında tek bir temennim var: Vatana ve millete hayırlı olmasın!

ÂTIFET VE NANKÖRLÜK

Neden mi?

Hâle bakın: Partinin kurucu genel başkanı Türkiye’deki tüm etnik kimlik sorunlarının savunucusu olacaklarını söylüyor, “İktidar ile devlet diğer kimliklerin hepsini yok saydı” diyor, üstelik bir yazısında çok daha sert ifadeler kullanıyor: “Çerkes halkı da kimseyle etle tırnak değildir ve en az Türkler ve Kürtler kadar onurludur. Şundan kimsenin şüphesi olmasın ki, Çerkes halkı bu ülkede eşit ve onurlu bir halk olarak yaşamak için gerekli her türlü mücadeleyi verecektir. Çerkes gibi haykırın; ‘Biz Türk değil Çerkes’iz, Çerkes kalacağız, bize biçilen elbiseyi giymedik, giymeyeceğiz, devşirilmedik, devşirilmeyeceğiz, bedel ödemek gerekirse ödeyeceğiz’ deyin”...

Her etnik yahut muhacir grubun böyle tantanalı lâflarla partileşip hak talebinde bulunması üzerine canlarına tak edecek olan Türkler’in de bir “Türk Partisi” kurduklarını düşünün!

“Irkçılık”, işte o zaman hakikat olur!

Birkaç sene önce yazıp TV’de söylediğim ve hemen ertesi günü küçük bir Çerkes grubunun Habertürk binasının önünde toplanıp beni “ayın faşisti” ilân ettikleri düşüncelerimden bazılarını şimdi burada tekrar edeceğim:

Bugün bu memlekette yaşayan Çerkesler’in cedleri Türkiye’ye “Turistik bir seyahate çıkalım”, “Bilmediğimiz yerleri keşfedelim” yahut “Gidip şuralarda da şansımızı deneyelim” hevesiyle değil, Kafkasya’da özellikle 19. yüzyılın ortalarında yoğunlaşan ve Çar’ın kılıcından, yani son derece kanlı olan Rus saldırılarından canlarını kurtarabilmek için gelmişlerdir. O zamanın sıkıntılar içerisindeki Türkiye’si yüzbinlerce Çerkes’e kucak açmış; ev, iş, aş sağlamış ve devlette önemli görevler vermiştir.

İmparatorluğun bu himayesine “âtıfet”; şimdi “Haklarımız elden gidiyor” yahut “Kimliğimiz kayboluyor” gibisinden terânelere de “nankörlük” denir!

Türkiye’deki diğer etnik gruplar dillerini unutmuyor, nesilden nesile devam ettiriyor ama Kafkasyalı ailelerin genç nesli anadillerini konuşamıyor ve âdetlerini bilmiyor ise, bunun sorumlusu devlet değil, ailelerdir. Genç nesil kültürel kimliğini merak etmemiş, büyükler de öğretmemişler demektir ve bu işte devletin kabahati yoktur!

MOSKOF’TAN İSTESENİZE!

Hangi “ezilme”? Kafkasya ile ilgili yayınların ve internet sitelerinin bugün hemen tamamında “İz Bırakan Çerkesler” gibisinden bir fasıl vardır ve Türkiye’de önemli yerlere gelmiş Kafkasyalılar’dan iftiharla bahsedilir. Listelerde siyasetçisinden sanatçısına, âliminden işadamına kadar pekçok isim görürsünüz ama buna rağmen “Kimliğimiz gidiyoooor!” feryatları nankörlükten de ötedir, vefasızlığın daniskasıdır, bunun böyle olduğunu söyleyenleri “devşirmelikle” suçlamaya da “edepsizlik” denir!

Tamam, “anavatan” Kafkasya ama “vatan” iki asra yakın bir zamandan buyana Türkiye’dir ve aradan geçen bu kadar zaman sonra bile kendilerini hâlâ “buranın vatandaşı” hissedemeyenlerin bahane olarak ortaya sürdükleri taleplerinin muhatabı Türkiye değil, başkasıdır: “Anavatan”a hâkim olan “Moskof Devleti”!

Çerkes nezaketine ve terbiyesine tamamen ters düşen, üstelik nankörük ve vefasızlık misâli olan bu son girişim hakkındaki temennimi tekrar edeyim: Çoğulcu Demokrasi Partisi, vatana ve millete hayırlı olmasın!

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!