GAZETELERDE, Paris'te yaşayan ve Fransızca yazan Lübnanlı yazar Emin Maluf'un yeni kitabı hakkında birkaç günden buyana haberler çıkıyor. Kitabı tanıtıyor ve Maluf'un özellikle "küreselleşme"ile ilgili görüşlerine yer veriyorlar.
Ve, bütün gazeteler, Emin Maluf'un ismini "Amin Maalouf" diye yazıyorlar. Sudanlı romancı Cemal Mahcub'u "Jamal Mahjoub"; islam Dünyası'nın Nobel sahibi ilk edebiyatçısı Necib Mahfuz'u da "Naguib Mahfouz" diye yazmaları gibi...
Ortadoğu ve islam dünyası kaynaklı isimleri Batı dillerinin imlâsı ile yazmak, bunu yaparken de bozup tanınmaz hâle getirmek, 15-20 seneden buyana devam eden tuhaf bir âdetimizdir. Sebeplerin başında da, gazetelerdeki dış haber servislerinin Batılı ajanslarda geçen isimleri Allah kelâmı imişlercesine, hiçbir mantık süzgecinden geçirmeksizin sayfalarına aynen nakletmeleri gelir.

MAJESTELERİ KRAL BALDIR

Senelerden buyana yaptığımız bu bozma işine birkaç örnek vereyim:
Suudi Arabistan'ın bir önceki kralı "Fehed"i "Fahd" yapmışızdır. Fehed "panter", Fahd "baldır" demektir ve "Panter Kral", bizde "Baldır Kral" oluvermiştir. Suriye'nin sabık lideri Hafız'ın soyadı "Esed"dir, yani "aslan"dır, biz "Esad"a döndürüp "mutlu" haline getirmişizdir. Yerine geçen "Beşşar", yani "müjde" de "Beşir" olmuştur. Lübnan'ın iki cumhurbaşkanı çıkartan meşhur "Cümeyyel" ailesi "Cemayel", Çad'ın bir zamanlar ortalığı birbirine katan Hüseyin Habre'si "Hissene Habre", Çeçenistan'ın "Cevher Dudayî"si de "Cehar Dudayev" olmuştur.
"Taliban", "öğrenci" mânâsına gelen "tâlib" sözünün çoğuludur ve kelimenin her her iki "a"sının da " "â" diye, uzun okunması gerekir. Ama, Afganistan"ın meşhur "Tâlibân"ı TV'lerimizdeki bazı çok önemli haber sunucularının ağzında hâlâ "a"sı kısa okunmuş şekliyle "Taliban"dır. Zira batı basını, Avrupa ve Amerikan TV'leri kelimeyi böyle telâaffuz etmektedirler, tek doğru kaynak onlar oldukları için o şekilde alıp kullanmakta beis yoktur! Aynı şöhretli sunucuların Üsame bin Lâdin'den hâlâ "Osama ben Laden" diye bahsetmelerinin sebebi de budur: Batı TV'leri ve ajansları...

KUNDURACI RAMAZAN

Bildiğimiz "Rıza", eğer iranlı ise onlara göre "Reza", Arap ise "Rıdha"dır. "Muhammed"i bazan "Mohammad", "Hüseyin"in "Hussain" diye yazdıkları da olur ve bir kimse çıkıp da "Bu yaptığınız ayıptır!" demez. "Kâzım"ın "Qhazem" halini aldığını görünce, okuduğunuz gazeteyi paramparça edeceğiniz tutar. Pakistan'da bizim Ali, Veli, Hasan gibisinden en yaygın isimlerden olan "Han", özellikle dış haber sayfalarında "Khan" diye geçer. Cezayir'in eski lideri "Şazeli ben Cedid"i Fransız basınının verdiği ilhamla seneler boyu "Çadli Bencedid" yapan gazetelerimiz, Suudiler'in sakalı ve serveti dillere destan eski Petrol Bakanı Zeki Yemenî'den "Zeki Yamani" diye bahseder.
Bir zamanlar istanbul'dan gönderilen genç Mülkiye mezunlarının önce staj gördükleri, sonra da yıllar boyu idare ettikleri yerler de artık çok uzak iklimlerde kalmış, dolayısıyla isimlerine de bir haller olmuştur. Eski devirlerin mâlum "Şâm-ı Şerîf'ine, yani Suriye'nin Şam'ına, "Damascus" dediğiniz takdirde entellektüel olursunuz. Jöntürkler'in sürgün mekânı olan Libya'daki Trablusgarb'dan mutlaka "Tripoli" diye bahsetmeniz gerekir. Kırım hanlarının beş asırlık başşehri Akmescit ise zaten artık hafızalardan bile silinmiştir ve dolayısıyla "Simfenepol"denmesinde hiçbir mahzur yoktur!
Kunduracı Ramazan'ı, bundan birkaç sene önce müşterisiz kalması üzerine ismini "John Reeves"e çevirmeye mecbur bırakan böylesine tuhaf bir ortamda, bu işlerin doğru dürüst yapılmasını beklemek, aslında sadece hoş bir hayalden ibarettir.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!