Yarın bayram… Tebriklerimi peşinen ifade ettikten sonra eski bayramlarda yaşanmış bir hadiseyi anlatayım…

Türkiye’de asırlar boyunca Ramazan ve Kurban bayramlarında dinî gereklerin yerine getirilmesinden sonra büyükler ziyaret edildi, küçüklerden de gelip el öpmeleri beklendi…

Eski devirlerin bayramları, dinî boyutun haricinde aynı zamanda devletin güç ve hakimiyet gösterisi idi; devlet bu maksatla bayram merasimlerinin son derece tantanalı bir şekilde olması için elden gelen herşey yapardı ve herşey ayrıntılı protokol kaideleri çerçevesinde olurdu. Meselâ saraydaki kutlamaların ve tebriklerin ne şekilde yapılacağı, kimin nerede ve ne zaman duracağı, neredeyse saniyesi saniyesine belliydi. Tebriklerin sona ermesinin ardından bu defa yüksek bürokratlar arasında bir tebrik koşuşturması başlar, üst düzeydekiler protokoldeki yerlerine göre birbirlerinin konaklarına gidip gelirler, memurlar âmirlerini ziyaret için yollara düşerler ve ziyaretler bayram boyunca devam ederdi.

Bu işin bir de malî tarafı vardı ve tebrikler bürokratın protokoldeki yeri ne kadar yüksekse, o kadar masraflı olurdu. Zira gelenlere hediye vermek şarttı ve bu hediyeler için yapılan masraf bazan bürokratın belini büker, cüzdanının dibini çıkartır, perişan ederdi.

Sadece ziyaret edilenler değil, tebrike gidenler de gittikleri yerlerdeki hizmetkârlara bahşiş dağıtmak zorundaydılar ve âmirlerinden para eder hediyeler alamadıkları takdirde bu yüzden onların bütçesi de altüst olurdu.

Devlet, bu yüzden, 1845 Eylül’üne rastlayan Hicrî 1261 senesinin Ramazan’ında memurların âmirlerinin evlerine giderek bayramlaşmalarını yasak etti! Tahtta, Sultan Abdülmecid vardı ve yayınlanan bir nizamname ile resmi dairelerdeki bayramlaşmaların kâfi olduğu, bundan böyle tebrik için evlere gidilmeyeceği duyuruldu.

Tarihçi Lütfi Efendi o günlerdeki tebrikleri anlatırken “Bir küçük memur, dolaşacağı kapılar için defter tutmaya mecburdu. O tarihlerde vapur ve tramvay gibi kolaylıklar olmadığından, beygir ve kayık ücretinden başka gidilen konaklarda kapıcılara ve hademelere kadar bin kuruşa yakın para harcanması gerekirdi” diye yazıyordu…

BAYRAMIN YERİNİ DÜĞÜN MASRAFI ALDI!

Bizdeki bayram kutlamalarındaki aşırı masraf mecburiyeti işte bu yasaklamayla son buldu ama ortalığı bu defa sünnet ve evlilik düğünlerine pahalı hediye götürme merakı sardı!

Bu âdet de herkesin belini bükecek gibi idi ve davetliler hediye götürebilmek için artık faizle borç almaya başlamışlardı…

Sultan Abdülmecid, bayramlaşma yasağının ardından düğünlere pahalı hediye götürmeyi de yasak etti ama halk “Düğün sahibine ayıp olur” diye yasağa kulak asmadı! Emirlere kimse uymuyor, dolayısıyla masraflar gittikçe kabarıyordu ve üstüne üstlük halk arasında da pahalı hediye götürülmediği takdirde “neslin devam etmeyeceği” şeklinde tuhaf bir kanaat hâkim olmuştu. Hele davetler sık aralıklarla olunca, millet sıkıntının ve geçim derdinin yanında bu gereksiz masrafın da altında ezilmeye ve etrafa iyice borçlanmaya başladı…

Meselâ, Hubyar mahallesi, 1870’lerde üç sene boyunca peşpeşe ve son derece masraflı düğün serisine şahit oldu. Önce ailenin büyük oğlu evlendi, sonra da küçük kızlarının okuma yazmayı sökmesi şerefine evde yeni bir düğün tertip edildi. Büyük bey yegâne yeğeninin bütün masraflarını üstlenerek mükellef bir davet verdi, bu davetten birkaç ay sonra bu defa gelininin doğum yapması şerefine bir ziyafet düzenledi. Büyük kızını da evlendiren baba, hemen peşinden oğlunu  da evlendirdi. Bütün bunların ardından oğlunun ikinci karısına, yeğenine ve kızına müşterek bir lohusa ziyafeti verdi. Böylece toplam dokuz davet düzenleyen ailenin hem kendisi, hem de davet ettikleri yakınları büyük masrafa girip bir güzel battılar!

“Düğün mükellefiyeti” denen pahalı hediye götürme mecburiyeti seneler sonra, ancak 1913’te, İttihad ve Terakki’nin eli sopalı iktidarı sayesinde yasaklanabildi.

Tekrar hayırlı bayramlar! 

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!