Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi, önceki gün davetlilerin, devlet protokolünün ve Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirzayayev ile hanımıın da hazır bulunduğu bir törenle, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından açıldı.

Açılışla ilgili haberler ve kütüphanenin görüntüleri basında geniş şekilde yeraldığı için burada ayrıca bahsetmeme gerek yok; bunun yerine kültür tarihimiz bakımından son derece önemli olan ve Cumhurbaşkanı’nın konuşmasında isimlerini zikredip “rahmetle yâdettiğini” söylediği üç kişiden, yani Ali Emirî, İbnülemin Mahmud Kemal ve İsmail Saib Efendi ile kütüphanede üç aylığına açılan yine gayet önemli iki sergiden sözedeceğim.

İsimlerinden devletin en üst seviyesinde ilk defa böyle beraberce bahsedilen bu üç âlimin, okur-yazarlık geçmişimizde çok önemli yerleri vardır…

Kitap tarihimizin belki de en tanınmış ismi ve en zengin özel kütüphanenin sahibi olan Ali Emirî Efendi 1857 ile 1924 arasında yaşadı. Hayatı boyunca imparatorluğun dört bir tarafında birbirinden kıymetli elyazması eserler topladı ve devlet, Fatih’teki Feyzullah Efendi Medresesi’ni kitaplarını koyması için Ali Emirî Efendi’ye tahsis etti. Ali Emirî’nin millete bağışladığı ve 16 bini elyazması olan kitaplarının bulunduğu mekân bugün “Millet Kütüphanesi” olarak hizmet veriyor ve tarihimizin bu en tanınmış kitap meraklısının kaybolmakan kurtardığı eserlerin başında Kâşgarlı Mahmud’un tek nüsha olan meşhur “Divan-ı Lügatü’t-Türk”ü geliyor…

Cumhurbaşkanı’nın sözünü ettiği İbnülemin Mahmud Kemal İnal, bir Osmanlı aristokrat ailesinin mensubuydu. 1871’de İstanbul’da doğdu, Bâbıâlî’de uzun seneler önemli vazifelerde bulundu ve bu arada ardarda eserler verdi. Köşkündeki zengin kütüphanesi İstanbul’un işgalinde binaya Fransızlar’ın elkoymalarının ardından dağıldı ama yeniden bir kütüphane teşkil etmeye muvaffak oldu. Cumhuriyet’in ilânının ardından Tanzimat sonrası Osmanlı devlet adamlarını ve sanatkârlarının cildler tutan ve bugün ana kaynak kabul edilen biyografilerini kaleme alan İbnülemin Mahmud Kemal, kurucularından olduğu İslâm Eserleri Müzesi’nin uzun seneler başında bulundu ve vefatından önce önemli elyazmalarının da yeraldığı zengin kütüphanesini İstanbul Üniversitesi’ne bağışladıktan sonra 1957’de hayata veda etti.

Erzurumlu olan ve 1873’te doğan İsmail Saib Efendi 1897’de Beyazıt Kütüphanesi’nin “kütüphanedeki kitapları bilen, muhafaza eden ve içlerinde yazılı olanlara da vâkıf bulunan” mânâsına gelen hâfız-ı kütüplük vazifesine getirildi; ikinci hâfız-ı kütüb olarak görev yapmaya başladığı kütüphanede daha sonra birinci hâfız-ı kütüb oldu ve bu arada üniversitede dersler verdi. Eski yazarlarının elyazılarını yakından bilen, elyazmalarının hatâlı kısımlarını düzeltilebilecek yahut eksiklerini tamamlayabilecek derecede bilgi sahibi olan ve üzerinde tarih bulunmayan eserlerin dönemlerini doğru şekilde belirleyebilen İsmail Saib Efendi, Cumhuriyet ilânından sonra aynı kütüphanenin müdürlüğüne getirildi. Kedilere düşkünlüğü ile bilinen ve aylığının neredeyse tamamını kedilerini doyurmak için harcayan bu büyük üstad 1939’un sonlarında emekli oldu ve birkaç ay sonra, 1940 Mart’ında vefat etti.

Devrinin en seçkin âlimlerinden olan ve hem yerli hem de yabancı ilim adamlarının “ayaklı kütüphane”, “ilimler fihristi” yahut “canlı bibliyografya” dedikleri İsmail Saib Efendi’nin şarkiyat alanında, özellikle de Birinci Dünya Savaşı senelerinden itibaren neşredilen birçok eserde önemli katkılarının bulunduğu, hattâ bu alandaki bazı kaynakları bizzat yazdığı ama mensubu olduğu Melâmî yolunun gereğini yerine getirmek maksadıyla isminin bilinmesini istemediği ve eserlerini bu yüzden başkalarının adıyla yayınladığı söylenir.

ÖNCE OKULDA İŞİTİLEN ESERLER…

Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi’nde, üç ay boyunca devam edecek olan iki de sergi var: Başında Prof. Dr. Muhittin Macit’in bulunduğu Türkiye Yazma Eserler Kurumu’nun düzenlediği ve Türkiye kütüphanelerindeki en önemli ve en tanınmış elyazmalarından 78 adedinin ilk defa birarada yeraldığı “Mürekkebin İzi” sergisi ile başkanlığını Prof. Dr. Uğur Ünal’ın yaptığı Devlet Arşivleri Başkanlığı’nın hazırladığı “Hatt-ı Hümayun”, yani padişahların elyazıları sergileri…

Bu sergilerin benzerlerinin Türkiye’de daha önce düzenlenmediğini hatırlatmam gerekiyor…

Ziyaretçiler, “Hatt-ı Hümayun” sergisinde Kanunî Sultan Süleyman’dan Sultan Abdülhamid’e ve son padişah Sultan Vahideddin’e kadar birçok Osmanlı hükümdarının elyazılarını görebilecekler. Resmî yazışmalardan, üzerinde “Gereği ne ise öyle yapılsın” mânâsına gelen “Mûcebince amel oluna” ifadesinin yeraldığı tezhipli fermanlardan padişahların özel yazışmalarına kadar 116 adet belgenin yeraldığı sergiyi ziyaret edenler, hükümdarların yazıya döktükleri önemli kararlarının ve Tanzimat Fermanı’nın orijinali gibi Osmanlı Tarihi’nin çok önemli belgelerinin yanısıra aynı zamanda çoluk-çocuk sahibi birer aile babası olan padişahları insanî taraflarını aksettiren yazışmalarını, meselâ Üçüncü Ahmed’in hastalanan kızı için ilâç araması ile alâkalı evrakı da görebilecekler…

İçerisinde yeralan eserlerin önemi ve çokluğu bakımından Türkiye’de yine bir ilk olan “Mürekkebin İzi” sergisini gezenler ise, isimlerini çocukluk senelerinde önce ders kitaplarından öğrendikleri, daha sonraları şayet okumaya meraklı iseler başka kaynaklardan ve hattâ son senelerde moda olan TV dizilerinden işittikleri ve herbiri birer efsane hâlini almış birçok elyazması kitabın orijinalleri ile karşılaşacaklar.

Sergilenen bu 78 adet eserin en tanınmışlarının isimlerini vermeden önce, alanında Türkiye’de “ilk” olan her iki serginin hayata geçirilmesi için çaba gösteren çok sayıdaki fedakâr görevlinin bazılarından bahsedeceğim:

Türkiye Yazma Eserler Kurumu’nun Başkanı Prof. Dr. Muhittin Macit, Devlet Arşivleri Başkanı Prof. Dr. Uğur Ünal ve Cumhurbaşkanlığı Kütüphaneler Daire Başkanı Ayhan Tuğlu’nun işbirliği ile düzenlenen bu âyardaki sergiler aslında aylar süren hazırlıkların neticesinde hayata geçirilebilirler. Ama her iki sergi bir buçuk ay gibi kısa bir zamanda hazırlandı ve bu kadar kısa müddet içerisinde bitirilebilmeleri için ekipler geceli-gündüzlü çalışarak binbir fedakârlıkta bulundu. Sergilerin proje danışmanlığını yapan Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Hümeyra Şahin de hazırlıkların tamamlanabilmesi için sergi salonlarında Yazma Eserler Kurumu’nun, Devlet Arşivleri’nin ve Cumhurbaşkanlığı Kütüphanesi’nin personeli ile sabahlara kadar çalıştı…

Burada, “Mürekkebin İzi” isimli sergide yeralan 78 adet elyazmasından bazılarının isimlerini veriyorum… İmkân bulmaya çalışın, Millet Kütüphanesi’ni ve kütüphanedeki bu muazzam sergileri gezin ve mevcudiyetlerinden ilk defa büyük ihtimalle öğrencilik senelerinizde haberdar olduğunuz tarihimizin bu çok önemli elyazmasını da ziyaret edin…

İLK DEFA BİRARAYA GELDİLER…

İşte, Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi’nde sergilenen ve ilk defa biraraya gelen çok önemli elyazmalarından bazıları:

* 9. asırdan, Abbasi döneminden kalma cild kapakları.

* Emevi ve Abbasi dönemlerine ait Kur’anlar.

* Selçuklu Kur’anları.

* İslâmî hat sanatının en önemli isimlerinden olan Yakut’un yazdığı 1294 tarihli Kur’an.

* Yıldırım Bayezid’in, türbesinde okunması için vakfettiği Kur’an.

* Avuç içine sığacak boyda sancak Kur’anları.

* Şeyh Hamdullah, Ahmed Karahisarî, Hafız Osman, Yedikuleli Seyyid Abdullah, Şekerzade, Kazasker Mustafa İzzet ve Hasan Rıza’nın Türk hat sanatının şaheserlerinden olarak kabul edilen Kur’anları.

* Mevlânâ’nın meşhur Mesnevî’sinin 1373’te yazılmış nüshası.

* Kâşgarlı Mahmud’un Türkçe ilk sözlük olan “Divan-ı Lügatü’t-Türk” isimli eserinin Fatih’teki Millet Kütüphanesi’nden getirilen 1266 tarihli tek nüshası.

* Fatih Sultan Mehmed’in kütüphanesine ait Tevrat tercümesi.

* Hazreti Davud’a indirilen Zebur’un 15. yüzyılda yapılmış Arapça tercümesi.

* Fatih’in isteği üzerine yazılmış olan Kritovulos Tarihi’nin orijinali.

* Fatih’in gazâ ve fetihlerini anlatan “Tarih-i Ebü’l-Feth”.

* Robot sisteminin öncülerinden olan 13. asır âlimi Cezerî’ye ait “Kitâbü’l-Hiyel”.

* Batlamyus Atlası’nın Topkapı Sarayı’nda muhafaza edilen 14. yüzyıldaki tercümesi.

* Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nin orijinal elyazması.

* Timurlu Devleti’nin hükümdarı Uluğ Bey’in yüzyıllarca astrominin temel kaynağı olarak kabul edilen “Zîc”i.

* Üçüncü Murad’ın “Şehinşahnâme”si.

* Celâyir Sultanı Ahmed ile Timur’un soyundan gelen Hüseyin Baykara’nın divanları.

* Yavuz Sultan Selim’in minyatürlü divanı.

* Kanunî Sultan Süleyman’ın divanı.

* Matrakçı Nasuh’ın “Beyân-ı Menâzil-i Sefer-i Irakeyn”i.

* Seyyid Lokman’ın “Kıyafetü’l-İnsaniyye”si.

* Hazret-i Muhammed’in hayatını anlatan Siyer-i Nebî’nin 1595’te Üçüncü Murad için hazırlanan minyatürlü nüshası.

* Kıptî İncili.

* Eski Yunanca Sümelâ İncili.

Kâşgarlı Mahmud’un Divan-ı Lügatü’t-Türk’ünde bulunan dünya haritası.

 

Ahmed Karahisarî’nin yazımını 1595’te tamamladığı meşhur Kur’an’ı…

 

İmrozlu Kritovusos’un Fatih Sultan Mehmed’in isteği üzerine yazmaya başlayıp 1467’de tamamladığı tarihi…

 

“Hatt-ı Hümayunlar” sergisinden bir belge: Sultan İbrahim’in elyazısı…

 

Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi’nde açılan serginin az sayıda basılan kataloğu: “Mürekkebin İzi”…

 

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!