BUNDAN 25 sene kadar önce, Kahire'de yaşadığım günlerde, Zemalek adasındaki evimin biraz ilerisinde, haftada bir veya iki gün tuhaf bir manzaraya şahit olurdum.
Şık bir binadan yün palto giymiş, ağzını ve burnunu kalın bir atkıyla sarmış çok yaşlı bir adam çıkar, şoförünün kullandığı eski zamanlardan kalma ama çok şık otomobiline binip giderdi...
Sıcaklığın 40 dereceyi bile geride bıraktığı günlerde yaşlı adamın yün paltosunu ve kalın eşarbını hiç çıkartmamış olması beni hayreti bir yana bırakın, dehşete düşürürdü.
Sahneyi birkaç defa gördükten sonra, cehennemî sıcakta bile böyle yünlere bürünen zâtın kim olduğunu merak ettim. Önce mahallenin bakkalına sordum, tebessüm ederek "Babamız" dedi. Manavdan da, kasaptan da, benim evin kapıcısından da aynı cevap geldi: "Babamız!"
Yaşlı adamın kim olduğunu nihayet öğrenebildim: Arap Müziği'nin efsanevî sesi, bestekârı ve "babası" üstâd Muhammed Abdülvahab idi...

SENELERCE GÖRÜŞTÜK

Tanıdıkları araya koyarak randevu istedim, "Buyursunlar" demiş, gittim, tanıştık ve sonra defalarca ziyaret ettim.
Bugün bu köşede gördüğünüz fotoğraf, o ziyaretlerden rinde çekilmişti...
Bir seferinde, Abdülvahab da bana çaya geldi. Ama fakirhâneye sanki üstad değil, Mısır'ın Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek teşrif ediyordu; mahalle ayağa kalkmıştı, bende çalışan Abdu, iri cüssesini neredeyse asansörün önüne paspas edecekti!
Bizde birileri, o senelerde ortaya tuhaf bir iddia atmışlardı: Bestekâr Sadeddin Kaynak, gû-ya, Türkiye'de başta Muhammed Abdülvahab'ın filmleri olmak üzere Arap sinemasının revaçta bulunduğu 1940'larda bu filmlerde ne kadar Arapça şarkı varsa hepsine Türkçe söz yazmış, üzerlerine imzasını atmış ve kendi eseri gibi piyasaya sürmüştü. "Çile bülbülüm"den "Leylâ"ya, "Menekşelendi sular"dan "Turnalar uçun"a kadar, Kaynak'a ait zannedilen ne kadar eser varsa, aslında hepsi Arap şarkısıydı ve çoğu Abdülvahab'ın bestesi idi.
Muhammed Abdülvahab'a bu iddiaları naklettiğimde şaşırdı... "Vallahi, siz benim şarkılarımı okumadınız ama ben sizin bestelerinizi çoook okudum" dedi.

İMAMIN ŞARKILARI

Sonra, 1940'lardaki beste takasını anlattı: "Filmlerimdeki şarkılarımın nağmeleri Türk zevkine uymazdı" dedi. "Münir'in, İstanbul'da imamlık yapan bestekâr bir dostu vardı. Buradan benim filmlerimi yollardık, o imam süresi şarkılarım ile aynı olan yeni besteler yapar, Münir filmlere bu yeni şarkıları okurdu... İmamın besteleri o kadar güzeldi ki, bazılarını burada Arapça sözlerle ben de okudum".
Abdülvahab'ın "Münir" dediği Münir Nureddin Selçuk, "imam" da büyük bestekâr Sadeddin Kaynak'tı.
Bugün burada Muhammed Abdülvahab'dan bahsetmemin sebebi, geçen gün arabesk konusunu yazarken, "Bizde arabesk yoktur, arabesk zannettiğimiz müziğin temelinde bazı müzisyenlerimizin Arap müziğinden yaptıkları çalıntılar yatar" demem üzerine aldığım çok sayıda mesaj... Herşeyi ve tabii musikiyi de gayet iyi bildiklerine inanan bazı kişiler, "Araplar'dan beste çalma işini Sadeddin Kaynak başlatmıştı, arabesk modasını yaratan da odur" diyorlardı!
Açıkça söyleyeyim: Sadeddin Kaynak'ın "çalıntı" olan tek bir eseri yoktur, bütün bestelerinde sadece bize mahsus olan nağmeleri terennüm etmiştir, Abdülvahab'dan sanki babalarının malı imişcesine eser yürütenler ise, arabeskin bazı öncüleridir.
Üstelik, senelerden buyana çok önemli bazı sohbetleri kaydeder ve o kayıtları mutlaka saklarım; Muhammed Abdülvahab'ın yukarıda sözünü ettiğim ifadelerinin kayıtlı olduğu bandlarda hâlâ durmaktadır. "Sadeddin Kaynak, Araplar'dan eser çalmıştır" diyenler buyursunlar, dinleteyim!

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!