Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Geçen gün internette dolaşan ve “geyik” denen ama çok kişinin, özellikle de gençlerin inandığı bazı tarihî yalanlardan sözettim ve bu uydurmalara iki de örnek verdim: Fatih Sultan Mehmed‘in Ayasofya Vakfiyesi’nde binayı cami olmaktan çıkartanlara lânet ettiği yolunda ifadelerin bulunduğu iddiası ile Pirî Reis‘in meşhur haritasını tâââ Amerika’ya kadar giderek çizdiği palavrasını...

        Yazımdan sonra yine dünya kadar e-mail aldım. Okuyucularım internette dolaşan ve akıllarına takılan benzer iddiaların doğru olup olmadığını soruyorlardı...

        Bu iddialardan bazılarının nasıl birer kuyruklu yalan olduğunu, aşağıda tekrar ama son defa yazıyorum: 

        Yavuz Sultan Selim‘in İran seferi dönüşünde Muş taraflarında bir çeşme yaptırıp çeşmenin üzerine Kürtler’in aleyhinde ifadelerle dolu bir kitabe diktirdiği iddiası: Tamamen yalandır, böyle kitabe metni olarak ortaya atılan dörtlük de zaten vezni bile baştan aşağıya bozuk bir 20. asır, hattâ 2000’ler uydurmasıdır!

        AŞKA BAK AŞKA! 

        Mimar Sinan‘ın Kanunî Sultan Süleyman‘ın kızı Mihrimah Sultan‘a âşık olduğu, Mihrimah‘ın emri ile İstanbul’un iki yakasında inşa ettiği iki camiyi bu gizli aşkına vâsıta yaptığı ve Mihrimah‘ın doğum günü olan 21 Mart’ta camilerden güneşin batışı ile ayın doğuşunun ardarda görülebildiği iddiası: Bu da yalandır, hem de nasıl bir yalan! Mihrimah Sultan‘ın bırakın doğduğu gün, dünyaya hangi sene geldiği dahî bilinmemektedir! Üstelik böyle bir aşk zaten imkânsızdır, zira o devirde Mimar Sinan bile olsa bir görevlinin emrinde çalıştığı padişahın kızını öyle uluorta görmesi ihtimali sözkonusu değildir. 

        14 sayısının Birinci Ahmed‘in hayatında çok önemli bir yerinin bulunduğu, hükümdarın 14 yaşında tahta çıkıp 14 yıl hüküm sürdüğü ve yaptırdığı Sultanahmed Camii’nin 14 şerefeli olduğu iddiası: Palavradır! Sultanahmed Camii’nin 14 değil, 16 şerefesi vardır; inanmayan olursa gidip sayabilir! 

        Atatürk‘ün 1930’larda Suudi Kralı İbn Suud‘a “Hazreti Muhammed’in türbesini yıkmaya kalkarsan ordumu tepene gönderirim” diyen bir mektup yolladığı yolundaki balon: İddiayı bundan birkaç sene önce bir iktisat profesörü ortaya attı, Dışişleri Bakanlığı’nda hadisenin orijinal belgesini gördüğünü ama kopyasını almasına izin verilmediğini söyledi. İbn Suud‘un peygamberin mezarını yıkmayı düşünmesinin imkânsızlığını bir tarafa bırakın, Türk birliklerinin tâââ Mekke’ye kadar nasıl gidecekleri, İngiliz idaresindeki Irak ile Fransız mandası altındaki Suriye’den nasıl geçecekleri düşünülmeden, özellikle o dönem Türkiyesi’nde dinile ilgili uygulamalar bile hatıra getirilmeden ortaya atılan bu tuhaf iddiada palavradan ibarettir. Üstelik, arşivlerde de bu konu hakkında tek bir belge yoktur!

        BİLMEDİĞİMİZ ÖZEL KANUN

        Yine, Atatürk ile ilgili bir iddia, Atatürk‘ün vefatından 50 sene sonra açılmak üzere gizli bir vasiyet hazırladığı ama vasiyetin ortaya çıkmasının önlendiği söylentisi: Yukarıda sıraladığım diğer bütün uydurmalar gibi bu şehir efsanesi de hayâlîdir ve palavradır. Atatürk‘ün tek bir vasiyeti vardır ve vasiyetin elyazısı ile olan tek nüshası zaten yayınlanmıştır. Ama, konunun bilinmeyen bir başka tarafı daha mevcuttur: Miras bırakanın mallarının tamamını istediği şekilde dağıtabilmesi 1938’de yürürlükte olan medenî kanunun mirasla ilgili maddelerindeki “mahfuz hisse” şartına ters düştüğü için vasiyetin uygulamaya konması maksadıyla önceden bir başka özel kanun çıkartılmış, Atatürk vasiyetnamesinde yeralmayan öteki gayrimenkullerini bu kanun uyarınca daha önceden elinden çıkartmıştır.

        İşte, son birkaç seneden buyana ortaya atılmış olan böylesine tuhaf iddiaların aslı astarı yoktur; tekrar söyleyeyim, hepsi palavradır! İnanıp inanmamak da artık ferâsetinize kalmıştır!

        Diğer Yazılar