Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Epeydir bizim pıtırlardan bahsetmediğimi fark ettim. Hayatın pek ‘ciddi’ zannettiğimiz koşturmacası işte… Böyle böyle en kıymetli, hatta yegane gerçek şeyleri hep erteliyoruz.

Halbuki “Zamanın geçip giden bir şey olduğunu hatırlamak ve doğaya borcunu ödemek için anne olmalısın” derdi rahmetli babam. Onun ne kast ettiğini her geçen gün daha iyi anlıyorum…

Öyle bir hızla geçiyor ki hayat. İnsan aynada gördüğü kendinden fark edemiyor bu akışı ama çocuklardaki büyüme hızı küt diye yüzüne çarpıyor yaşam döngüsünü.

Bu sene ilkokula başladı bizim pıtırlar. İlkokul… Böyle telaffuz edince hâlâ garip geliyor. Sanki daha dün kucağımda tuttuğum iki yeni doğmuş bebek.

Ne tuhaf, anne olmak gözlere de bir şey yapıyor sanırım. Bir nevi ilk görüşte aşkın etkileri… Yavrunuzu elinize alır almaz büyülenmiş gibi donup kalıyorsunuz. Zaman duruyor. Çocukların, annelerin gözünde hiç büyümemeleri galiba bu yüzden.

Bizim yaramazlar da benim gözümde hâlâ minicik. Ama o bebekler artık okuma yazma öğrenmeye çalışıyor, arkadaşlarından aklıma hayalime gelmeyecek sözler duyup söylüyor, kendi programlarını kendileri yapmaya kalkıyor ve benim onlara karışmamamı istiyorlar! Daha 6 yaşındayken durum bu sevgili okurlar…


*

Çocukları dinlemek

Hayatın karmaşık gibi görünen detaylarında çok kaybolduğunuzu hissederseniz çocuklara kulak verip, yaşamın sadeliğini ve güzelliğini hatırlayın derim. Ben öyle yapıyorum.

Hiç kirlenmemiş, yaratıcı ve dolaysız düşünebilen bir çocuk beyninden daha ilham verici ve gerçek bir şey yok.

Mesela geçen gün bizimkilerle konuşurken “Sizce hayat nedir?” diye sordum. Küt diye şu cevabı verdi Ayşe Ela: “Yaşarken yaptığımız şeyler anne”.

“Peki siz yaşarken ne yapmak istiyorsunuz?” dedim. Onu da Betül Yasemin “Hayatımın en güzel günü olsun dediğim şeyler tabii ki” diye yanıtladı.


*

Hayata bazen tersten bakmak gerekir

Açıldığından beri methini duyuyor, önünden de geçiyordum ama Tünel’deki restore edilen tarihi Narmanlı Han’ın içindeki İluzyon Müzesi’ni görme fırsatım olmamıştı.

Dün pazar kalabalığına karışmayalım diye, sabah erkenden bizim bıdıklarla gittik. Saat 10’da açılıyor. Biz 9.55’te oradaydık. İlk biletleri alıp içeri girdik.

Burası bir ‘algı kırma merkezi’ olarak tanımlanabilir. Beynimizin bize nasıl oyunlar oynayabileceğinin ipuçlarını görmek için ideal bir mekan.

Düz bir yolda yürümenin ne kadar zor olabileceğini, boyut algısının tamamen karşılaştırmalı olarak ortaya çıktığını, kurgu ve gerçek arasındaki çizginin belli belirsizliğini ve her şeyin durduğunuz yerden göründüğü kadar olduğunu daha net ve keskin başka bir yer anlatamaz herhalde. Hayatlarımızın yüzde 90’ını bakış açılarımızın belirlediğini anlamak ve duyularımıza pek de güvenmememiz gerektiğini fark etmek için bu müzeyi görün, çocuklarınızı mutlaka götürün...

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!