Geleceği böyle hayal etmemiştim.

Yıl 2020 ve dünya çok esaslı ve katmanlı bir sorunla boğuşuyor.

Buna rağmen biz Türkiye’de hâlâ aynı konularda debelenip duruyoruz. Bana çoğu zaman meleklerin cinsiyetini tartışıyoruz gibi geliyor.

Korona virüsü ve dünyanın bu salgına tepkisine karşı benim nutkum tutulmuş durumda. Virüsün yayılması ve bunu engellemek için atılan adımlar işin ilk kısmı.

İkinci ve üçüncü kısımları çok daha vahim…

Ağır bir haber bombardımanı altındayız. Her saat yıllardır distopia filmlerinde gördüğümüz senaryolar gerçek oluyor gibi fotoğraflar, hikayeler geliyor önümüze.

Bomboş sokaklar, ortalıkta ölen insanlar, hasta olan ama hastaneye yürüyerek gitmek zorunda kalan, orada da yer bulamayan talihsiz vakalar…

Çin çok büyük bir hızla dünyadan izole edildi. Uçuşlar durduruluyor, insanlar tahliye ediliyor, koskoca bir ülke kaçılması gereken bir destinasyon olarak işaretleniyor. Son olarak American Airlines ve Delta da bu ülkeye uçuşlarını durdurdu. Dev bir coğrafya karantina altında…

Bu gelişmelerin, her ne kadar bulaşıcı ve tehlikeli denirse densin sadece bir virus kaygısından kaynaklandığına inanmak zor.

Çok büyük bir ekonominin hayat damarları kesildi adeta. Bu virüsü ABD yaydı gibi komplolara itibar etmem ancak virus ortaya çıktıktan sonra sosyal medyanın ve onunla iç içe geçmeye başlayan konvansiyonel medyanın refleksleri bence en az korona virüsü kadar tehlikeli.


*

Tehlike hakikaten çok mu büyük?

Korona virüsü haberleri virüsün kendisinden çok daha hızlı yayılıyor ancak ortalıktaki panik havasını bir kenara koyup rakamlara bakarsak korkutucu olmakla birlikte bu dalganın geçmişte benzerlerinin olduğunu görüyoruz.

New York Times dün güzel bir dosya haber hazırlamıştı. Oradan öğrendiğim bilgilere göre korona virüsü orta seviyede bulaşıcı bir virus. 2003’te ortaya çıkan SARS’a benziyor.

Öldürücülüğü tam olarak tespit edilememiş olsa da vakaların yüzde 3’ü gibi tahmin ediliyor ki bu da SARS’a ve ondan sonra görülen MERS’e göre çok daha düşük bir oran. MERS’te bu oran 3’te 1, SARS’ta ise 10’da 1 imiş.

Semptomların görünmesi 2 ila 14 gün alıyor. Esas kritik nokta burası zira 14 gün uzun bir süre. Taşıyıcı olup etrafa bulaştırma riski yüksek olabilir fakat henüz semptomlar ortaya çıkmadan bulaşıcılık gösteriyor mu, sorusunun cevabı net değil.

Virüse karşı aşı geliştirmek için çalışmalar yürütülüyor. SARS’a karşı aşı 6 ayda geliştirilmişti, aradan geçen zaman, ilerleyen teknoloji göz önüne alınacak olursa şimdi süre daha kısa olabilir.


*

Korona virüsünden daha tehlikesi faşizm virüsü

Korona virüsü nedeniyle neredeyse tüm dünyada Çinliler işaretlenmiş durumda. Korkunç gelişmeler oluyor.

Avrupa’da yine ırkçı damar hortladı. Bir Fransız gazetesi kapağına maske takmış Çinli bir kadın fotoğrafı koyarak ‘Sarı Alarm’ diye çirkin bir manşet attı, bununla da kalmadı, tarihteki Asyalılara yönelik ırkçı bakışın adı olan ‘Sarı Tehlike’ kavramını da kullandı.

Sağ ABD medyasında Çinliler ile ilgili gayri medeni, pis ahlaksız gibi imalar yapılıyor. Kanada’da Çinli çocukların tacize uğradığı, İngiltere’de otobüs ya da metrolarda Uzakdoğuluların yanlarına kimsenin oturmadığı, bu insanlara yönelik sözlü taciz vakalarının arttığı haberleri geliyor.

Bir virus yüzünden dünyanın en kalabalık halkı günah keçisi ilan edildi. Sadece Çinliler de değil, Japon, Tayvanlı, Taylandlı, kısacası Uzak Doğulu milyonlar hedef haline gelmiş durumda. Durum korkunç.

Bu propaganda Türkiye’ye bile sıçramış. Geçen gün devamlı alışveriş ettiğim bakkalı maskeli görünce konu korona virüsünden açıldı. “Bu hastalık boşuna Çin’de çıkmadı, Çin’de eşlerden biri vefat edince diğeri mefta ile cinsel ilişkiye girermiş. Bu Allahsızlardan ne beklenir?” demesin mi?

Aynı gün bir eczaneye girdim, satıcı yine maskeliydi. Önümde de Uzak Doğulu turistler vardı. Sıra bana gelince “Hep bunlar yüzünden düştüğümüz hallere bakın, bütün gün bu maskenin içinde nefes alamıyorum” diye söylendi.

11 Eylül’ün ardından artan İslamofobinin bir benzeri ve hatta daha görünür olanı şu an Uzak Doğululara yönelik yaşanıyor.

Irkçılık virüsü Korona’dan daha tehlikeli!


*

Hastalık değil, panik öldürür

Bu krizle birlikte günümüz insanından bir kez daha nefret ettim. Çin’e en uzak ülkelerde bile sanki kapı komşusu hastaymış gibi kapış kapış ilaç ve maske alıyorlar. Buna Türkiye de dahil. Maske stokları tükenmiş arkadaşlar!

Bu ne panik, bu ne korku, bu ne kargaşa?

Korona virüsünden de hızlı yayılan diğer bir virus de stokçuluk virüsü. Bu nedenle gerçekten ihtiyacı olanlar ne ilaç ne maske bulabiliyorlar.

Bizde çok şükür henüz korona tehlikesi yok ama yaratılan atmosfer nedeniyle eczanelerde ateş düşürücü ve influenza a’nın tek ilacı olan Enfluvir bulmak neredeyse imkansız hale geldi.

Bakıyorsunuz, ihtiyacı olsun olmasın herkes 5’er 10’ar şişe Enfluvir ve onlarca maske alıyor. Maske fiyatları aldı başını gitti, karaborsacılık hortladı. Rezalet yaşanıyor!


*

Ölüme terk edilen 11 milyonluk bir şehir!

İşin beni rahatsız eden diğer bir boyutu da korona virüsünün çıktığı Wuhan kentinin adeta ölüme terk edilmiş olması.

Bütün dünya orada yaşanan felaketi izliyor. Araba yasak, toplu taşıma askıya alınmış, insanlar evlerine hapsedilmiş. Hastaneye nasıl gidecekler, bu psikoloji ile nasıl yaşayacaklar, düşünen yok!

Sanki fareleri oksijensiz ortama kapatmışlar ne zaman ölecekler diye deney yapıyorlar!

Korona krizi nedeniyle insanlığın geldiği noktadan utanıyorum sevgili okurlar… 21. yüzyıl toplumları, akıl yerine refleks kullanan, soğukkanlılık değil panikle hareket eden, kendi kaygılarını diğerlerinin yaşam hakkının çok önüne koyan, tamamen mantık dışı ekonomik tepkiler veren bireylerden oluşuyor. Acı ama gerçek bu!

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!