Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Erivan’daki Paşinyan hükümeti her açıdan son derece başarısız. Özellikle ekonomik olarak ülkesini çok geriye götürdü.

        Bu başarısızlığı kamufle etmek için etnik milliyetçilik belasına ve militarist saldırganlığa başvurdu.

        Dolayısıyla Azerbaycan meşru müdafaa yapmaktadır ve sonuna kadar haklıdır.

        Uluslararası hukuka göre Dağlık Karabağ Azerbaycan toprağı ve Erivan yönetimi orada işgalci konumunda.

        Bunu hem son köşe yazımda hem de pazartesi sabahı Habertürk TV’de katıldığım yayında ifade ettim.

        Ermenistan fiili durum yaratarak işgal ettiği topraklardan yıllardır çıkmıyor.

        BM’yi, uluslararası sözleşmeleri dinlemiyor. Erivan’ın bu saldırgan ve kural tanımaz hali karşısında hepimiz net tavır koymalıyız.

        Öte yandan Ermenistan devletine haklı tepki göstermek ile Ermeni kimliğini hedef almak arasındaki sınır hem sosyal medyada hem de konvansiyonel medyanın bir kısmında karışmaya başladı. Ucuz populizmi cinsiyetçiliğe ve ırkçılığa kadar dayandıranlar mevcut.

        Bakıyorum bu mesele üzerinden alenen Ermeni yurttaşlarımıza düşmanlık eden ve onları rehine gibi görenler var.

        Dün Sevilay çok doğru bir uyarı yazmış…

        Ermeni vatandaşlarımız bu faşizan tavırlar yüzünden kendilerini tedirgin hissediyorlar.

        Bu ülkenin pasaportuna sahip olan ve kuşaklardır bu topraklara ait insanlardan bahsediyoruz.

        REKLAM

        Ermeni yurttaşlarımıza kendilerini bir güvercin tedirginliğinde hissettirmeye kimsenin hakkı yok.

        Bu krizde biz Türkiye olarak Azerbaycan’ın elbette yanındayız. Azerbaycan Türkleri yani kardeşlerimiz bizim canlarımız.

        Ama aynı şekilde Türkiye’de yaşayan Ermeni vatandaşlarımız da bizim canımız değil mi?

        Onlarla da ortak bir geçmişimiz, ortak bir vatanımız yok mu?

        Çok-kültürlü, çok-kimlikli Osmanlı geçmişimize ne oldu?

        Bu gidişi tehlikeli buluyorum sevgili okurlar…

        Biz Türkler her kimliği ve her kültürü kapsayarak büyük bir millet olabildik geçmişte.

        Etnik milliyetçilik yapan toplumlar küçük millet olarak kaldılar.

        Gerçek vatanseverlik etnik ayrımcılık yapmaksızın bu ülkenin tüm insanlarını aynı şekilde kucaklayabilmektir.

        Dolular, fırtınalar hayatımızın bir parçası mı olacak?

        Artık mevsimler de yağışlar da başka türlü. Dün İstanbul’da yaza uyandık, öğlen kendimizi sert bir dolunun altında bulduk, sonra hava yeniden yaza döndü, ardından yine bardaktan boşanırcasına yağmur.

        Hava durumuna baktım, hafta sonu yine 30 dereceyi buluyor, halbuki daha biraz önce dışarı montla çıkmıştım ben…

        Eskiden İstanbul’da yaz yaz gibi, güz güz gibi olurdu. Bırakın böyle afetleri yağmur bile adabıyla yağardı. Yazın bir bilemediniz iki kere. Eylülde hava yavaş yavaş soğur, yağmurlar kendini alıştıra alıştıra gelirdi.

        30 yaşın altındakilere garip gelebilir ama bundan bir kuşak önce İstanbul mevsim geçişleri çok net olan bir şehirdi.

        Hatırlıyorum, ben ilkokuldayken mart başında beklemeye başlardık. Havanın 20 dereceyi geçmesi baharın başlaması anlamına gelirdi bu da annemin kısa çorap ve baharlık mont giymemize izin vermesi demekti.

        Bir kere 20 dereceyi geçti mi artık daha aşağı düşmez yavaş yavaş yükselirdi sıcaklık. Nisan 23-24’lerde seyreder, mayıs ortasında yaz başlardı. Ama 30’un üzerini gördüğümüzü pek hatırlamam.

        Yazları da Selimpaşa’da geçirmiş bir İstanbullu olarak şunu çok net söyleyeyim: Bundan 25-30 sene önce haziran-temmuz ağustos 27-28-29 derecelerde seyrederdi hava. Nadir 30’u görürdük. Koskoca yaz mevsiminde bir, bilemediniz iki kez…

        Kışın da benzer bir istikrar vardı. Birkaç çok karlı kış hariç senede bir kaç gün az miktarda kar yağar, hava 5 ila 10 derece arasında olurdu.

        Artık mevsimlerden bahsetmek imkansız gibi. Bırakın ayları bir gündüzde ısı değişimi bazen 10 dereceyi bulabiliyor.

        Bence bazı klişeleri artık güncellemenin vakti geldi de geçiyor.

        Türkiye 4 mevsimin yaşandığı bir ülkedir deyip aralık-ocak-şubatı kış, mart-nisan-mayısı ilkbahar, haziran-temmuz-ağustosu yaz, eylül-ekim-kasımı sonbahar olarak saymak tamamen yanlış.

        Mevsimler birbirini kovalamıyor artık, biri bitip diğeri başlamıyor. Bazen bir günde birkaçı, bazen aylarca tek biri hüküm sürüyor. Baharı yaz, yazı güz izlemiyor bazen sabah kış akşam güz oluyor.

        Bunu kabul etmeli, vücudun üzerindeki etkileri üzerine düşünmeli ve yeni gerçekle yaşamayı öğrenmeliyiz.

        Diğer Yazılar